Yeni Yazısı > İyi ki kitap okumuyorsunuz! - 06.02.2011

İyi ki kitap okumuyorsunuz!
06 Şubat 2011

Hanımın Çiftliği’ dizisinde, Türk toplumunun aile yapısına uygun olmayan ilişkiler yaşanıyormuş. Ayrıca çok küfür ve hakaret içermekteymiş. Demek ki Orhan Kemal’in aynı adlı eserinden uyarlanan dizinin orijinal halini okusalar, dizinin masum kaldığına hükmedip kitabı yasaklamaya kalkacaklar.
‘Behzat Ç.’ adlı dizinin her bölümünde cinayet ya da ölüm yaşanıyormuş. Hayret, polisiye bir dizide böyle şeyler olmamalı aslında(!). ‘
Öyle Bir Geçer Zaman ki’ dizisindeki baba figürü, örnek bir baba profili çizmemekteymiş. Mete’nin de bu örnek olmayan babaya isyan edip ağzını bozması, çocuklara ve gençlere kötü örnek oluşturabilecek nitelikteymiş. Bu eleştiriyi getirenler en son TRT’nin tek kanallı döneminin ‘Bay Yanlış ile Doğru Ahmet’ini izlediler herhalde(!)
Bu liste böyle uzayıp gidiyor. Her bir dizi, bu negatif eleştirilerden nasibini fazlasıyla alıyor. Sadece diziler değil, pek çok TV programı da ‘tu kaka’lanıyor. Görünen o ki, birilerinin ‘kendi doğrularını empoze etme’ gayreti, yalnız dışarıdaki hayatı değil, evlerin içindeki hayatı da kapsıyor. Giyim, kuşam, aksırma, tıksırma, internet, heykel vs. den ibaret değil sınırlarımız, nerde alkışlayacağımızı, nerede susacağımızı bilecek, aynı zamanda da bizim için uygun olduğu düşünülen dizi ve programları izleyeceğiz.
Allahtan kitap okumaya çok meraklı değiller de, ‘Bu uygun/Bu değil’ yönlendirmelerine en azından okuduklarımızla ilgili maruz kalmıyoruz.
Yoksa, ‘şimdilik’ mi demeliyiz?

Çift Geyik Karaca’nın yeniden doğuşu

Türk markaların başarılarının verdiği heyecan ayrı oluyor. En çok da, köklü bir geçmişi olan, çocukluğumuzdan hafızamıza yer etmiş markaların başarıları. Çift Geyik Karaca da bu markalardan biri. Her zaman sempati duyar, ama genelde kendimize bir şeyler almak için değil, aile büyüklerine hediye almak istediğimizde uğrardık Karaca’ya.
1917 yılında kurulan markayı 2005 yılında Narin Grup alınca, bir diriltme operasyonu yapılacağı bekleniyordu.
Geçtiğimiz hafta gerçekleştirdikleri defile gösterdi ki, dirilmenin de ötesinde, marka yeniden doğuyordu. Daha önce Donna Karan ve Calvin Klein gibi markalarla çalışmış İtalyan tasarımcı Bonacchi’nin Karaca için hazırladığı koleksiyonun neredeyse tamamı gençlere hitap ediyordu. Erkek koleksiyonunda mavi renk ön plandaydı ve kombinasyonlar oldukça yaratıcıydı. Kadın koleksiyonunda özellikle gündelik trikolar ve koton pantolonlar dikkatimi çekti.
Bütün bunların yanı sıra, büyük bir de sosyal sorumluluk projesine imza attı Karaca. Türkiye’nin en büyük hayvan hakları projesi Kırmızı Kulübe’nin de tanıtımının yapıldığı gecede öğrendik ki, 6000 sokak hayvanı bundan böyle özel barınaklarda yaşayacaktı.
Kendini köklü-modern marka olarak tanımlayan Çift Geyik Karaca 2011’e oldukça iddialı girdi.

Tatil anlayışımız değişir mi?

Daha kış başında, ağustos ayında çıkacakları tatilin planını yapmış, gidecekleri tatil köyünü seçmiş, uçak biletlerini bile almış Batılılar’a hafif acır gibi bakar, ‘Bu fukaralar da sekiz ay tatil hayaliyle yaşıyorlar’ deriz. Yaz gelip de sıcaklar başlayınca, yavaş yavaş tatil planı yapmaya başlar, yüksek sezonun yüksek fiyatlarını görünce ‘Kendi ülkemizde kazık yiyoruz’ diye yakınıp yabancı turistlerin ülkemizde ucuz tatil yapmalarına içerleriz.
Kültür ve Tuzim Bakanlığı hem bu yargıyı değiştirmek, hem iç turizmi canlandırmak hem de vatandaşa uygun koşullarda tatil imkanı sunmak için öncülük ettiği ve 2009’da başlattığı Erken Rezervasyon kampanyasını bu sene daha da öne çekerek 20 Ocak’a almış. Geçtiğimiz yıl, bu kampanya sayesinde, rezervasyonlarda ortalama yüzde 50 artış yaşanmış.
2011 Mayıs sonuna kadar sürecek olan Erken Rezervasyon Kampanyası’na katılanlar, seyahat acenteleri tur paketlerinden yüzde 40’lara varan indirim avantajı kazanacak, uçak biletini çok daha ucuza mal edecek ve anlaşmalı bankaların kredi kartlarıyla ödemelerde taksit öteleme imkanı yakalayacakmış. Tur iptalleri ya da diğer aksaklıklar da sigorta kapsamında olacakmış.
Ne dersiniz, belki biz de bu kampanya sayesinde tatil anlayışımızı değiştirir, yabancı turistlere imrenmekten vazgeçeriz...

Haftanın notları

-Sabah Gazetesi yazarı Emre Aköz, 24 Ocak 1993’te öldürülen gazeteci Uğur Mumcu’nun ‘demokrasi şehidi’ olarak anılmasını kast ederek, Mumcu’nun demokrasi kavramıyla özdeşleştirilecek bir gazeteci olmadığını yazmış. Sadece Mumcu’nun değil, onunla birlikte anılan Kubilay, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Turan Dursun, Muammer Aksoy, Onat Kutlar ve Necip Hablemitoğlu’nun da demokrasi şehidi olmadıklarını iddia etmiş.
(Bir internet sitesinde ‘Demokrasi Ordinaryüsü’(!) olarak tanımlanan Aköz’e en güzel yanıt Uğur Mumcu’nun oğlu Özgür Mumcu’dan gelmiş. Cinayetle öldürülmüş insanları, ‘O demokrasi şehidi, bu değil’ diye tasnife tabii tutan Aköz’ü ‘Ölü Tasnifçisi’ diye niteleyen Mumcu, böylelikle Aköz’e hangi işi daha iyi yapabileceği hususunda da yardımcı olmuş(!). 

- Yönetmen Mustafa Altıoklar, Film Yönetmenleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığı’ndan okkalı küfürler sarf ettiği bir resmi açıklama ile istifa etmiş. Mahzun Kırmızıgül de bu küfürleri içine sindiren korkak sinemacıları kınadığını ifade ederek kendi istifasını vermiş ve edilen küfrü aynen iade etmiş. Kırmızıgül’ün açıklamasına jet hızıyla yanıt veren ve muhatabının o olmadığını söyleyen Altıoklar, kimseyle polemiğe girmeye niyeti olmadığını belirtmiş. (Polemik mi! İstemem, yan cebime! Karaca firmasının defilesinde bile, kimse ondan konuşma yapmasını talep etmediği halde, mikrofonu kaparak hayvan hakları konusunda görüşlerini beyan eden ve Kırmızı Kulübe’nin hayırsever başkanına dahi laf çakma gayretinde olan Altıoklar’dan bahsediyoruz! Evet, acıklı bir durum ama yaptığı işle konuşulmayanlar, bir şekilde konuşulmanın yolunu buluyorlar).

Bu yazı 31 Ocak 2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır