Yeni Yazısı > 'İyi Günde, Kötü Günde...' - 05.02.2011

'İyi Günde, Kötü Günde...'
05 Şubat 2011

Bu hafta Ali Poyrazoğlu ve Nilgün Belgün’ün 2 kişilik oyunu ‘İyi Günde Kötü Günde’yi izledim. 35 yıllık tiyatrocu Ali Poyrazoğlu ve 1973 yılında konservatuar mezuniyetinden beri sahnelerde olan Nilgün Belgün’ün tanışıklığı, TRT’nin tek kanal olduğu yıllara dayanıyor. Birlikte ‘Tele Pazar’ programında parodilere çıkan bu iki usta tiyatrocu, bu kez komedi tarzında bir oyun ile karşımızdaydı.

‘İyi Günde-Kötü Günde’ Pierre Palmade-Michel Laroque ikilisinin Fransa’da oynadıkları ‘Ils se Sont Aimes (Birbirlerini Çok Sevmişlerdi)’ oyununun, Ali Poyrazoğlu tarafından hem dilimize hem kültürümüze uyarlanmış hali. Oyunda, tüm yardımcı unsurlar, ikincil rollerdeki oyuncular ve hatta aksesuarlar kaldırılmış. Sadece iki tiyatro ustası var sahnede.

Oynayanlar birbirine çok aşina ve usta olunca, ortaya koydukları eser de sıcak ve zorlamasız şekilde sergileniyor. Oyuncuların pozitif enerjisi, seyirciye geçiyor. Ali Poyrazoğlu’nun seveni de sevmeyeni de vardır. Ben sevenlerindenim. Oyun sırasında da zevkle izledim kendisini. Nilgün Belgün ise, yıllardır tanıdığımız ve Show TV’nin dans yarışması sayesinde de popülerliğini arttırmış bir sanatçı. Tiyatro sanatının müzikal komedi türünde iyi bir oyununu izlemek için ‘İyi Günde-Kötü Günde’ isabetli bir seçim.

‘Kadın’a etimolojik anlamlandırma

Sözlük okur musunuz? “Sözlük de okunur muymuş!?” demeyin, vallahi de okunur! Dün akşam bir kitaba dalmak için yeterli konsantrasyonu sağlayamayınca elime İsmet Zeki Eyüpoğlu’nun Etimoloji Sözlüğü’nü aldım. Meğer, sözlük sayfalarında gözlerimi avare gezdirmeyi özlemişim. Dilimizde başlangıç harfi olarak oldukça sık kullanılan ‘çalışkan K’ harfinin sayfasında ‘kadın’ kelimesinin kökeni ile ilgili bakın neler yazıyor: Kadın kelimesinin kökeni Soğdakça olup ‘Hvaten’ sözünden gelir.

Hvaten ‘kraliçe’ demekmiş! Çok afili bir anlamı var, anlayacağınız. Zamanla hvaten önce hatun, sonra katun, en son da kadın şeklinde söylenmeye başlamış. Anadolu Türkçesinde ise, kadın ‘dişi kişi’ anlamında kullanılıyor. Okumamın burasında ‘B’ harfine dönüp bana ‘uyduruluvermiş’ hissi veren ‘bayan’ kelimesine bakma gereği hissettim. Eski Türkçede de kullanılan ve ‘varlıklı, etkin, üstün’ anlamına gelen ‘bay’ kelimesi sözlükte yerini almış olmasına rağmen ‘bayan’ kelimesi yok! Türk Dil Kurumu’nun Güncel Türkçe Sözlüğü’nde ise ‘bayan’ kelimesine rastlıyoruz.

Hatta eserlerinde İstanbul’un gündelik hayatını anlatan Halide Edip Adıvar’dan bir alıntı ile örnekleniyor: ‘Süleyman Bolluk da bayanın koluna girmişti’... Edebiyatta bile kullanıldığını görünce elimde ‘bayan’ kelimesine karşı tez olarak kullanılacak pek malzeme kalmadı ama Türkiye Ağızları Sözlüğü’nde Giresun’da, özellikle Şebinkarahisar civarında ‘bayan’ın bir çeşit yabani armuda verilen isim olarak geçtiğini de yazayım! Ve, sırf kayıtlara geçmesi için söylüyorum; ‘bayan’ lafından hâlâ hiç haz etmiyorum! Konumuzu bağlarken ‘kadın’ sözcüğünün diğer dillerdeki karşılıklarına da göz atalım; Farsça’da zen, Almanca’da frau, Latince’de femina, Arapça’da tekil olarak mer’e, çoğul olarak nisa, Fransızca’da femme, Rumca’da gune, İtalyanca’da donna...

Soğdakça da neymiş?

Kadın kelimesinin kökeni Soğdakçaymış ya. Ben de ilk kez duydum. Bilmemek değil öğrenmemek ayıp, biraz araştırdım. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde Orta Asya’da Soğdakların kullandığı İran kökenli ‘antik, ölü dil’ olarak geçiyor. Hint-Avrupa dilleri arasında Soğdakça 7-9. yy’da Orta Asya’nın uluslararası dili konumunda imiş! 9’uncu yüzyıla kadar İpek Yolu üzerinde konuşulan en önemli dil olmuş.

Soğdların gitgide daha çok Türklerin arasında kalması ve Türkçe konuşmaya başlaması ile önemini kaybetmiş, sonunda tamamen kaybolmuş. Bir nevi o zamanda o yörenin ‘İngilizcesi imiş’ diyebiliriz. 20. yüzyıl’da arkeologların araştırmaları sonucu ortaya çıkan Soğdakça’nın günümüzdeki uzantısı Semerkant’ta konuşulan lehçeler.

Bir dans öyküsünde İstanbul

24-25 Şubat geceleri Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda sahnelenecek olan ‘Kısmet’ isimli eser için biletinizi şimdiden almayı unutmayın. İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin en önemli 15 dansçısı tarafından sahnelenecek eserin koreografisi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Bale Bölüm Başkanı Prof. Dilek Evgin’e ait. Müzikler ise Kamran İnce’nin. Bizans’tan bu yana nice hikâyeye ev sahipliği yapan ‘İstanbul’da kendiyle özdeşleşmiş 3 figür olan Konstantin, Fatih Sultan Mehmet ve Ayasofya ile post-modern bir dans öyküsü ile anlatılıyor. Kaçırmamak gerek, derim.

SBS ile ilgili okur mektubu

Sevgili İnci Hanım,

Benim üç çocuğum var. Bizim de bir SBS hikâyemiz var. Çok özverili, çok çalışmalı, çok özel dersli, çok emek harcanmış bir başarı(!) öyküsü... İşin garip tarafı, şu anda SBS sistemi ile liseye geçmiş olan çocuğum, çok çalışıp iyi bir okul kazandığı halde, hâlâ kendisini yeteri kadar başarılı hissedemiyor! Hep ‘o tek soruyu boş bırakmasam daha yüksek puanlı okula girebilirdim’ duygusuyla kahretti kendini... Bizce iyi bir okulu kazandığına bile sevinemedi. Onun üzüntüsü ve gözlerindeki hayal kırıklığı karşısında anne-baba olarak hissettiğimiz ise çaresizlik duygusu. Bu sene ortaöğretim son sınıfta okuyan ve akademik olarak çok başarılı olan ortanca çocuğum ile birlikte üç senedir yine aynı sınav stresinin içindeyiz.

Ve önceki tecrübemiz nedeniyle artık biliyoruz ki, her şey çocukta bitmiyor! Hele şu son iki yılda tam tersine doğum tarihi gibi hiçbir çocuğun elinde olmayan faktörler bile devrede... Şimdi bu sistemin içinde kimi suçlayacağız? Ya da üç sene verdikleri emeğin bir anda doğum tarihi veya orta öğretim başarı notu gibi etkenler yüzünden heba olabildiğini nasıl onlara ve kendimize açıklayacağız? Daha da önemlisi ben artık çocuklarımın sadece annesi olmak istiyorum, onlara tam en mutlu oldukları anda test çözmeleri gerektiğini hatırlatan Demokles’in Kılıcı olmayı hiç sevmiyorum. Şimdi soruyorum! Bir aile daha ne kadar tüm emeklerini, çocuklarının çocukluğunu, aile huzurunu, çocuğunun zevk aldığı, yetenekli olduğu ve belki de vakit bulup yapabilirse çok başarılı olabileceği sanat veya spor faaliyetlerini ve de çocukları birer yetişkin olup yuvadan uçmadan önce, onlar ile geçireceği değerli yılları böyle sürekli değişen, 2 saatlik bir sınav sistemi için feda edebilir?

Bir SBS annesi...

(29.01.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)