İstanbul'a hasret kalanlar anlatıyor

İstanbul'a hasret kalanlar anlatıyor

Amarillis Georgantidu: Türkçe konuş tokadı

Amarillis Georgantidu 1931 yılında Kadıköy- Bahariye’de doğmuş. Kocasının işlerinin bozulması, bütün akrabalarının İstanbul’dan gitmesi, yüzünden 1964 yılında İstanbul’dan ayrılmış. Amarillis Georgantidu hafızasından hiç silinmeyen 6-7 Eylül anısını şöyle anlatıyor: “Dükkanımızın üstünde bir subay oturuyordu, subay kıyafetlerini giydi ve ellerini açarak ‘Bu dükkana dokunursanız, ilk önce beni öldüreceksiniz’ dedi. Böylece dükkanımız kurtuldu” diyor. Bugün İstanbul’a nadir gelişlerinde hep ağladığını söyleyen Amarilis’in bir başka iç burkan anısı da şöyle: Kızım 6 yaşındayken Ada’ya gidiyorduk. Bana “Mama, mama” diye sesleniyordu, karşından gelen bir bey kızıma ‘Türkçe konuş’ diyerek çok fena tokat attı”...

Yanis Dökmecioğlu: Laz komşunun dostluğu

Yanis Dökmecioğlu 65 yaşında. Edirnekapı’da doğmuş. Tıp öğrenimi için 19 yaşında İstanbul’dan ayrılmış. 6-7 Eylül gecesini şöyle anlatıyor: “10 yaşındaydım. Evimiz Fener’de Kiremit Caddesi Nakkaş Sokak’taydı. Akşam sekiz buçuk sıralarında sokaktaki Rum evlerinin camlarını kırmaya başladılar. Komşumuz Laz bir aile vardı, balkonlarımız yan yanaydı. O gece anneme ‘Madam Pinelopi al çocuklarını, kocanı, altın ve gümüşlerini, balkondan bizim eve gel” dedi. Ben bunları unutamam...

Vula Paraeski Fanaryotu: Balık ekmeğe hasret 

1958 yılında Arnavutköy’de doğan Vula Paraeski Fanaryotu, Kıbrıs gerginliği nedeniyle babasız işsiz kalınca İstanbul’dan ayrılıyor. 1978’de İstanbul’dan giden Vula Paraeski Fanaryotu o günleri şöyle anlatıyor: “Adı Niko olduğu için babama İstanbul’da iş vermiyorlardı. Duvar boyacılığı yapıyordu. Kıbrıs olaylarından sonra hiç iş vermediler. 1977’de İstanbul’dan buraya geldi, hastalandı, kanser oldu. Babam için geldim ve burada kaldım. Yoksa İstanbul’da kalacaktım.” Balık-ekmek, simit, döner ve sahlebi çok özlediğini söyleyen Vula, 1978’den bu yana İstanbul’a hiç gelmemiş.

Makrina Filidu: Aklı Boğaziçi’nde kaldı fayton sesini unutamadı

1953 yılında Kumkapı’da dünyaya geliyor. Kumkapı’dan sonra Şişhane’ye taşınıyor. Saint Benoit Lisesi’ni bitiriyor. 1977’de İstanbul’dan ayrıldıklarını söyleyen Makrina “Ailemin anlattıklarına göre 6-7 Eylül olaylarında bizi komşularımız kurtarmış” diyor. Yaşadığı mahalleyi ama en çok Boğaziçi’ni özleyen Makrina hafızasında yer eden bir anıyı şöyle anlatıyor: Büyükada’da yazlıktayken hep birlikte sahilde otururduk. Dalganın ve Koşar’ın sesini dinlerdik. Koşar Büyükada’ya su getiren teknenin ismiydi. Tabii fayton sesini de unutamıyorum.” Makrina Filidu İstanbul’a son defa 1985’te geliyor. Evini ziyaret ediyor, mahallesini, okulunu hatırlıyor. Sokakları geziyor ama tanıdığı kimseye rastlayamıyor.

İvi Mittaku: Burgazada’yı özlüyor

65 yaşındaki İvi Mittaku Beyoğlu’nda doğuyor. Burgazada’da yaşıyor. İvi Mittaku 6-7 Eylül’e dair hatırladıklarını şöyle anlatıyor: Burgazada’da televizyon seyrediyorduk. Kapı sertçe çalındı. Asker geldi, ‘camlara kağıt koyacaksınız’ dedi... Babam ve annem gitmek istemiyordu. Kıbrıs davası benim canımı çok sıktığı için ben ayrılmak istiyordum. Benim suçum neydi ki beni rahatsız ediyorlardı, kötü şeyler söylüyorlardı. Bunlara çok üzülüyordum, zaten 1975’te de İstanbul’dan ayrıldık” diyor.

Askerlikten ağlayarak ayrıldı

1848 yılında Taksim’de dünyaya gelen Dimitris Papayannis bütün ailesi ve arkadaşları gittiği için İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalıyor. Askerliğini Türkiye’de yapan Dimitris’in o kadar güzel hatıraları varmış ki; son gün ayrılırken gözyaşlarını tutamamış. İstanbul’a geldiğinde mutlaka adayı ziyaret ettiğini söyleyen Dimitris Papayannis “Faytonla tur atarken devamlı ağladım. Binalar, ağaçlar, yollar aynı ama renk tamamen değişmiş” diyor.

Eri Ansaldo Marinaki: Babası Atatürk ile aynı sofrada

1953 yılında Beyoğlu’nda doğan Eri Ansaldo Maranaki 1975 yılında İstanbul’dan gidiyor. Şehirden ayrılış nedenini ise aşktan kaçmak olarak açıklıyor. “Türkiye’de bir Türk’e aşık oldum, sevmemeliydim, olmayacak bir şeydi. Onun için 1975’te İstanbul’dan ayrıldım” diyen Eri Ansaldo Marinaki şehrin havasını ve tozunu bile özlediğini söylüyor. İstanbul’dan ayrıldığında bu şehrin hayatındaki önemini anladığını söyleyen Eri Ansaldo Marinaki “Sonradan geldim, okulumun köşesine kadar gittim ama ağlamaktan içeri giremedim” diyor.

Fofi Raptopulu: Martı sesi duyunca kendini adada hissediyor

Fofi Raptopulu 1957 yılında Büyükada’da dünyaya gelmiş. Ailesiyle birlikte Ada’daki Lala Hatun Caddesi’nde yaşıyor. Kimsenin durup dururken doğup büyüdüğü yeri bırakıp gitmeyeceğini söyleyen Fofi Raptopulu, nasıl İstanbul’u terk etmeye mecbur kaldıklarını şöyle anlatıyor: Mecbur kaldık ama buna da şükredelim, çünkü son zamanlarda serbestçe gelip gidiyoruz. Sesli olarak Rumca konuşabiliyoruz. Çocukluk yıllarımda böyle serbestçe konuşamazdık. Dolmuşta giderken biraz sesli konuştuğumda annem elimi çimdiklerdi, hiç konuşmazdık.” Bugün martı sesi duyduğu zaman gözlerini kapatıp kendini Ada’da hissettiğini söyleyen Fofu Raptopulu, “35 yıldır Atina’da yaşıyorum ama aklımın, düşüncemin, kalbimin yarısı Büyükada’da” diyor.

2