Yeni Yazısı > İstanbul, Paris'e taşındı - 10.10.2009

İstanbul, Paris'e taşındı
10 Ekim 2009

Şu ara Paris sokaklarında Fransızca kadar Türkçe de duymak mümkün! Fransa’da Türk Mevsimi etkinlikleri içinde en görkemlisi olan “Bizans’tan İstanbul’a, iki kıtanın limanı” sergisi iki ülkenin cumhurbaşkanlarının katılımıyla açıldı. Cumhurbaşkanı Gül, yanında Devlet Bakanları Ali Babacan, Egemen Bağış ve Hayati Yazıcı ve eşleriyle birlikte Paris’e geldi, Unesco’da da bir konuşma yaparak burada konuşan ilk Türk cumhurbaşkanı oldu.

Gül’ü Senato Başkanı, Başbakan yemekte ağırladı, Sarkozy ile de bir iş yemeği yedi. Buraya kadar güzel. Ama biz, Osmanlı’nın torunları, konuk ağırlamada ihtişam seven Türkler olarak yine de çok mutlu olamadık. İstedik ki Sarkozy, güzel eşi Carla Bruni’yle birlikte kalabalık bir davetli topluluğunun önünde sergimizi gezsin, akşamki davete katılsın, iki cumhurbaşkanı ve eşleri şöyle Michelle ve Barack Obama’yla yaptıkları gibi basına güzel pozlar versin, dünya alem görsün. Sarkozy’nin öğlen öncesi tek başına gelip, ancak küçük bir grubun katılımına izin verilen hızlı açılışı, hani nasıl diyeyim, pek de gururumuzu okşamadı açıkçası!

Carla Hanım hiç ortalarda yok, Sarkozy’yi de gördük dersem yalan olur. Cumhurbaşkanı ise ağırlamadan şikayetçi değil. İş yemeğinde AB konusunda iki tarafın da farklı görüşlerini dile getirip herkesin pozisyonunu koruduğunu ifade etti kibarca. Sarkozy için “O ne kadar söylediyse ben de o kadar söyledim” diye özetleyiverdi durumu! PKK konusunda ciddi bir siyasi irade gösterdiklerini ekledi, Ermenistan olayı konusunda da daha çok yardımcı olmalarını istediğini ekledi.

EİFFEL KIRMIZI BEYAZ!

Bu kadar dış politika yeter. Fransa’nın en güzel sergi salonu Grand Palais’de açılan sergiden ve Paris’teki Türklerden bahsedelim. Hepimiz, artık Paris’in sembolü olmuş Eiffel Kulesi’ni Türk bayrağının kırmızı beyaz renkleri içinde görünce pek mutlu olduk!

Önünde fotoğraflar çektirdik, hafif çiseleyen yağmur altında bir dans etmediğimiz kaldı. E küçümsenecek iş değil, Türkiye karşıtlarının bu yüzden aleyhte gösteri bile yaptıklarını, bu etkinliğe destek veren Sosyalist Parti’den Paris Belediye Başkanının ise “kimseye verecek hesabım yok, pişman da değilim” demecini hatırlatırsam, ne demek istediğimi anlarsınız.

Yani Sarkozy’nin özellikle basının önünde olmasını istemediği kaçamak sergi açılısından daha büyük bir jest bu. Hatta duyduğumuz kadarıyla sergiyi Türk küratör Nazan Ölçer’in bile tek başına gezdirmesine karşı çıkılmış da bir de Fransız eklenmiş yanına!

Yani ayrıntılara önem veren sadece biz değiliz diye ekliyorum. Bir türlü sergiye gelemedik.

Tıpkı Cumhurbaşkanı Gül’ün bizimle yaptığı küçük sohbet toplantısında olduğu gibi. Konunun tamamen dış politikaya odaklanmasına dayanamayıp sonunda sordum: Sergiyi beğendiniz mi? “Güzeldi” dedi!

SEÇME ESERLER

Sergide Bizans’tan başlayan eserler birinci katta sergileniyor, bir Fransız uzman, eserleri gördükçe “İstanbul Arkeoloji müzesini buraya taşımışlar” diye hayretini ifade ediyordu!

Sadece Arkeoloji Müzesi mi, Topkapı Sarayı ve daha nerelerden eserler var, Nazan Ölçer, bu konuda muhteşemdir. İkinci kata çıkarken Türk musikisi başlıyor ve Osmanlı eserleri! Burada da saraydan mücevherler, kaftanlar, tablolar, el yazması kitaplar var.

Sergiye ciddi bir maddi katkıda bulunan İstanbul 2010 Ajansı’nın ilanlarında da vurgulanan şu; “bu sergiyi ve size anlattıklarını beğenirseniz, daha fazlası için İstanbul’a gelin!” Ki etkilenilmeyecek gibi değil, çok fazla değil ama az ve öz seçilmiş eserler büyüleyici bir tiyatro dekorunda sunulmuş.

Hele Fransızlar böyle oryantal dünyalara bayılır! Benim içimi acıtan bir gerçeği ise söylemeden geçemem: Türkiye’nin dünü bugününü anlatan barkovizyon gösterisinde bir ara şöylesine geçen Atatürk fotoğrafı dışında bu ülkenin kurucusu, büyük önderinden tık yok!

Oysa metro kazılarında bulunan dünyanın en eski gemisine koca bir salon ayrılmış, elbette çok önemli ve çok güzel, çok etkileyici. Ama hani İstanbul’da Atatürk’le ilgili belirgin bir tek kare fotoğrafı bile konulamaz mıydı? Dolmabahçe’deki yatak odası bile yeterdi, ya da Savarona’da? Malum ben iflah olmaz bir Kemalistim ya.

TANITIM ŞARTI

Bütün bu çabalar hep güzel şehrimiz İstanbul’u biraz daha iyi tanıtmak ve hak ettiği ilgiyi görmesini sağlamak için. Açılışı ve etkinlikleri çok sayıda gazeteci ve heyet izliyor. Herkes birini tutmuş, getirmiş gibi bir durum var ortada. Tabii gazeteciler en çok Cumhurbaşkanının uçağıyla gelenleri kıskanıyor, çünkü onlar ayrıcalıklı olarak her yere giriyor!

Benim böyle bir beklentim olmadığı için derdim de değil, ama kimi meslektaşlarımızın göze girmek, yandaş olmak için sarfettikleri çabayı gördükçe basında çok şeyin değiştiğini de üzülerek fark ediyorum.