İş dünyası ciddiyeti anladı, Doğan Grubu ile dayanışma başladı
02 Ekim 2009

Daha önce ‘İş dünyası Doğan Grubu ile neden
dayanışmıyor?’ diye sormuştum. Bu ilk ceza
sonrasında ortaya attığım bir soru idi.

Gerçekten de Aydın Doğan’a ‘Vergi Rekortmeni’
ödülü veren İstanbul Ticaret Odası, yıllardır kayıtlı
olduğu İstanbul Sanayi Odası, hepsinin üstündeki
TOBB ve TÜSİAD, artık herkes tarafından
‘anormal’ bulunan cezalara sessiz kalmışlardı.
4.8 milyar TL’lik ceza artık sessiz kalanların,
hatta AKP’ye yakın olanların bile kimyasını bozdu.
Anadolu ve İstanbul’da, AKP’ye yakınlığı ile tanınan
işadamlarının bu konudaki isyanlarını duyuyorum.

Geçtiğimiz günlerde büyük bir grubun patronu,
yakın bir arkadaşıma, ‘İsyan edenlerin sayısı artıyor.
Aralarında adını duyunca şaşıracaklarınız bile var’
demişti. Aslına bakarsanız, bunun hükümete
yakınlık ya da uzaklıkla ilgisi yok. İş dünyası,
vergi cezalarının bir ceza aracı olarak
kullanılmasından, bir gün kendilerine çevrilmesinden
endişe ediyor. Şimdi Doğan’a kesilen ceza, bir gün
başka gruba yönelebilir korkusu giderek yayılıyor.

KOÇ'UN SÖZLERİ ÇOK ÖNEMLİ
Bunun işaretini de dün Koç Holding Başkanı
Mustafa Koç’un konuşmasında gördüm. Uzun
yıllardır tanıdığım Koç Ailesi, genelde hükümetleri
karşısına alan açıklamaları yapmaktan kaçınır.
Arada bir Rahmi Koç’un sert mesajları olurdu. Artık
grup Rahmi Bey’in de açıklama yapmasını pek
istemiyor, bir şekilde merhum Vehbi Koç’un izinden
giderek, ‘siyasetin’ içine girmemeye özen gösteriyor.Ancak, Mustafa Koç’un, ‘Son dönemlerde vergi
kurumunun siyasallaşmasından ciddi olarak endişe
duyuyoruz’ sözlerini iyi okumak gerekiyor. Koç’un
bu konuşması, sadece kendi grubunu değil, aynı
zamanda Sabancı, Anadolu, Doğuş, Dinçkök,
Eczacıbaşı gibi çok sayıda dev grubu da bağlar.
Biliyorum ki ne zaman birkaç işadamı bir araya
gelse, gündem bu vergi cezası oluyor. Biz de işadamı
ve yöneticilerle buluşmalarımızda, önce bu konuya
yönelik sorulara muhatap oluyoruz. Herkesin
ortak görüşü, ‘Bugün sana, yarın bana’ oluyor.

DURGUNLUĞA ÖNCE GİREN ÖNCE Mİ ÇIKACAK?

Dünyanın bütün ülkeleri, büyük kriz ve
durgunluk dönemini aynı şiddetle yaşamadılar.
200’e yakın ülkenin bir bölümü, ‘dünyaya kapalı’
oldukları için, büyümeye devam ettiler. ABD gibi
bazı ülkeler, krizi kendileri yaratmış olmasına
rağmen, küçülme oranları tahmin edilenden düşük
oldu. Türkiye gibi gelişmekte olan bazı ülkeler ise
dış finansman ihtiyaçları nedeniyle, ‘anormal’
etkilendiler. Bu grup ülkelerde yüzde 15’ler, hatta
üzerinde küçülmeler yaşandı.

Aynı tablo, durgunluğa girme ve çıkma
sürecinde de kendini gösterdi. ABD’de başlayan
‘durgunluk’ dalgası, dünyayı vura vura önce Batı
Avrupa’ya, ardından Güney Avrupa, Doğu
Avrupa, Türkiye, Güney Afrika’ya kadar gitti. Öte
yandan da Asya’ya yayıldı.

DURGUNLUK DALGASININ YÖNÜ

IMF’nin dün açıklanan raporu ve önde gelen yabancı
yatırım bankalarının raporları ile ülke istatistik
kurumlarının istatistikleri, durgunluktan çıkışta da
‘benzer bir dalganın’ olacağını ortaya koyuyor.
Durgunluğa önce ‘krizin merkez üssü’ ABD girmişti.

Sonra Japonya, Almanya, İngiltere gibi ülkeler gelmişti.
Gelen veriler, eksi büyümeden pozitif büyümeye geçişin
yine bu ülkelerden başlanarak girileceğini ortaya koyuyor.
Almanya, Fransa, Brezilya ve Japonya gibi öncü ülkelerde
pozitif büyüme 2009 yılının ikinci çeyreğinde
başladı. Bazı Batı ülkelerinde ise üçüncü
çeyrekte pozitif büyümenin başlaması bekleniyor.

TÜRKİYE'NİN DURUMU ÖNEMLİ

Asya’da durum daha iyi görünüyor. Türkiye gibi
gelişmekte olan ülkelerin bazılarında 2009’un
4’üncü çeyreğinde, bir bölümünde 3’üncü
çeyreğinde büyüme başlayacak. Sıkıntısı büyük
olanlar ise 2010’un ilk ya da ikinci çeyreğini
bekleyecek. Bu arada Türkiye ise krize geç girdi,
geç çıkacak. Ancak, Türkiye’nin toparlanmasının,
beklenenden hızlı olacağı, IMF raporlarında da
kendini buluyor. IMF, hükümetin yüzde 3.5’lik
hedefinin üstünde, yüzde 3.7 büyüme öngörüyor.
Türkiye’nin bu performansını, Afrika ve Orta
Asya cumhuriyetleri bir yana bırakıldığında, 5-6
ülke daha gösterebilecek. Yüzde 3.5 üstü büyüme
yakalayabilen ülke sayısı bir elin parmaklarını
geçmeyecek. Eğer yine IMF’nin Finansal İstikrar
Raporu’nda belirtilen, ‘dış finansman’ sorununu
aşabilirse, bu büyüme hızını da yukarı çekebilecek.