İran modeli eğlence İstanbul'da

İran'da baskıdan kaçan gençlerin katıldığı meşhur ev partileri İstanbul'un gençlerini de sardı

İran modeli eğlence İstanbul'da
IŞIL CİNMEN 

İran’ın gizli ev partileri efsane olarak anlatılır ya…

İnternet gazeteleri “İran’ın öteki yüzü! İşte çılgın ev partileri” galerileri yapmaya bayılır. Artık onları konuşmaya gerek kalmadı…

Çünkü İran’da baskıdan kaçan gençlerin katıldığı meşhur ev partileri, İstanbul’un gençlerini de sardı.



“Ne yazık ki” mi dersiniz yoksa “neyse ki” mi bilemem ama…

Bir süredir İstanbul ev partileri, İran ev partilerini solluyor.

Yani yeni trend: Gizli saklı eğlenmek.

■ Bu partilere herkes katılamıyor.

■ Bazı telefon numaraları var.

■ Katılmak isteyenler ad ve soyadlarını bu numaralara gönderiyor.

■ Parti sorumluları isimleri araştırıyor.

■ Partinin kafasına uyar mısın uymaz mısın diye bakıyor.

■ Kabul gelirse partiden 24 saat önce adres davetlilere gönderiliyor.

■ Partiler Tarabya, Zekeriyaköy, Çatalca, Bahçeköy civarındaki kiralık villalarda yapılıyor.

■ Villaların her katında DJ çalıyor.

■ Bir de ‘sessiz kat’ oluyor; uyumak, sevişmek, kafa dinlemek için...

■ Çünkü bu partiler cuma akşamı başlıyor, pazartesi sabahına kadar kesintisiz devam ediyor. Benden bu kadar, gerisini siz hayal edin.

İKİNCİ AYSUN KAYACI VAKASI

 Altı yıllık sevgilisi Hacı Sabancı'dan ayrılan manken Özge Ulusoy, Kıbrıs'taki Lefke Avrupa Üniversitesi'ne konuşmacı olarak davet edilmiş.



Hangi bölümün öğrencilerine ne anlatmak için üniversiteye çağrıldığını anlamadım ama konu başka.



Bir öğrenci “Neden bütün mankenlerin zengin iş adamlarıyla olduğunu açıklar mısınız?” diye sormuş.



Özge Ulusoy da, “Mankenler gidip fakirle mi çıksınlar yani, anlamadım” diye cevap vermiş.



Böyle soruya böyle cevap!

Özge Ulusoy’u ‘antipatik olmak pahasına doğru söyleyenler’e tahsis edilen 10’uncu köyde karşılayacak Aysun Kayacı’yı da bu vesileyle analım.

SENİ SEVİYORUM BEYOĞLU

Beyoğlu’nu nasıl ayağa kaldıracağımız üzerine dostlarla konuştum.

Biri Asmalı Mescit’teki 55 yıllık Yakup Meyhanesi’nin şimdiki sahibi Yıldıray Arslan…

İkincisi 22 yıllık 45’lik Bar’ın sahibi Fuat Akyol… Üçüncüsü 1992’den beri Beyoğlu’nda Karadeniz yemekleri yapan Hayvore’nin sahibi Hızır Keskin…

Diyorlar ki: Beyoğlu’nu bir zamanlar sevmişseniz, şimdi gönül borcunuzu ödemenin tam zamanı.



■ Artık bırakalım “Iyyyk Taksim ne çirkin oldu” “Ay kimse yok. Bitti abi İstiklal…” diye tekrarlamayı...

■ Toparlanalım…

■ Toplanalım…

■ Neşemizi hatırlayalım…

■ Silkinip kendimize gelelim!

■ Biri “Nereye?” diye sorduğunda, yeniden “Beyoğlu’na!” diyelim!



Beton rengini silmeye bizim kendi renklerimiz yeter de artar!

Beyoğlu biz gelince bakın nasıl da birden iyileşecek, enerjisi dönecek, eskisi gibi coşkulu, mutlu ve eğlenceli olacak. Tek ihtiyacı biziz. Bir arkadaşım şöyle yazmış:

Beyoğlu şu an tam olması gerektiği gibi. Çünkü Beyoğlu, Nişantaşı değil. Beyoğlu, alt kültürlerin yeşerdiği alandır. Ülkede ne varsa onu gösteren aynadır. Ülkede terör, kriz ve mülteci sorunu var... Beyoğlu da ülkenin tam bir yansıması… Sokak kültürü dediğin... İşte tam da budur!



Beyoğlu’nun sokakları hâlâ oturmak için yeterince pis ve güzel. En güzel şarabı içmek için yeterince lüks ve yeni.

İstiklal Caddesi hâlâ öyle bir yer, eğer unuttuysan..

✸ Eski güzel bir söz ile bitiriyorum:

“TÜM ACILARINA RAĞMEN SENİ SEVİYORUM BEYOĞLU”

PAZAR DERSİ


Sovyet Komünist Partisi Birinci Sekreteri Nikita Kruşçev, bir konuşmada Sovyetler Birliği’nin eski lideri Stalin’in suçlarını anlatıyordu. Dinleyicilerden biri öfkeyle onun sözünü kesti.



“Stalin’le meslektaştın! Neden o zaman durdurmadın onu!” diye bağırdı. Kruşçev bağıranı görmeden kükredi: “Kim söyledi onu!”

Kimsenin eli kalkmadı. Kimse yerinden kıpırdayamadı. Gergin saniyelerden sonra Kruşçev kısık sesle şöyle dedi: “Şimdi neden onu durduramadığımı anladınız sanırım...”

Ders: Anlatmayın, hissetmelerini sağlayın.