'İnterneti sevmiyorum. İnönü Ansiklopedisi'ne bakıyorum'

'İnterneti sevmiyorum. İnönü Ansiklopedisi'ne bakıyorum'

Star TV’de yayınlanan ‘Papatyam’ dizisinin seti... Set ekibi oradan oraya koşuyor, hareket hiç bitmiyor, çekimler sesli yapıldığı için herkes fısıltıyla konuşuyor... Metin Akpınar’la röportaj yapacağımız odaya buyur ediyorlar bizi. Büyük bir oda, içinde özel tuvaleti, koltuk takımı olan... Metin Akpınar’ın yani ‘Papatyam’ın Kasap Necati’sinin kulisi.

Kostümler yıkanıp ütülenmiş, askılara asılmış, notlar yazılmış; siyah pantolonbeyaz gömlek-siyah süveter. Bir kenarda da bitki çayları; ıhlamur, yeşil çay, rezene, papatya, su, diyet bisküvi sıralanmış. Metin Akpınar büyük bir enerji ile odaya giriyor ve teybin düğmesine basıyoruz.

Karşımda tüm oyunlarının diyaloglarını neredeyse ezbere bildiğim, tüm filmlerini seyrettiğim büyük usta Metin Akpınar oturuyor... Tiyatrodan, aşktan, siyasetten, ticaretten, sabahlara kadar sohbet edilen içki masalarından konuşuyoruz. Soruları tüm içtenliğiyle yanıtlıyor Metin Akpınar hatta öyle güzel anlatıyor ki; hiç bitmesin istiyorsunuz...

Uzun süredir ekranlarda değildiniz. ‘Papatyam’ ile dönüş yaptınız. Nedir sizi yıllar sonra televizyon ekranına döndüren?

Birol Güven benimle bir proje yapmayı hep istiyordu. ‘Çocuklar Duymasın’, ‘En Son Babalar Duyar’da hep benimle birlikte çalışmak istedi ama o zaman olmadı. ‘Papatyam’da televizyonda yayınlanan izdivaç programları bana göre mizah içeren çok iyi bir sıçrama tahtasıydı. Birol da bana inandı, çocuklar iyi çalıştılar. Buradan hareketle güzel bir iş çıkardık diye düşünüyorum.

Siz her dönemin sanatçısısınız. Sizi tanımayan, oyunlarınızı, kabarelerinizi izlemeyen yok. 20-25 sene önce yapılmış esprilerle bugün izleyenleri güldürüyorsunuz. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Burada iki olay var. Ya biz müthiş öngörü sahibi sanatçılardık ya da ülke hiç kımıldamadı. 20-25 senedir aynı espri tutuyorsa burada bir sorun var demektir. Bunu sadece sanatçının başarısıyla izah etmek bence yanlış. Biz ülke olarak biraz olduğumuz yerde saymışız. Kabare tiyatrosu, dramatik tiyatroya göre başka bir tür.

Hitler Almanyası’nda Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg’u kaldıran onbaşı Hitler’in parlemantoyu basarak, ardından da ‘Bu bir seçimdir’ diyerek iktidar olmasıyla faşizmin ilk ayak sesleri gelmeye başladı. Bu dönemde buna karşı düşünen beyinler başta Brecht olmak üzere bir şeyler ürettiler.

Buradan bir isyan tiyatrosu, başkaldırı tiyatrosu, alay tiyatrosu, daha naif olanı şaka tiyatrosu ortaya çıktı. Kabare tiyatrosunun malzemesi boldur. İçinde sosyoloji, psikoloji, fizyoloji hatta fizyonomiyi bulabilirsiniz. Toplumla örtüşmeyen, toplumla dengeli olmayanlara yapılan şaka, alay, başkaldırı kabare tiyatrosunu oluşturdu. Kabare tiyatrosunda bizim malzememiz boldu, hiç sıkıntı çekmedik.

Yeni nesil komedyenler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şahan Gökbakar, Cem Yılmaz, Ata Demirer... Onların işlerini sanat tüketicisi değerlendirecek. Bir film 5 milyon, 3 milyon seyirci sokuyorsa “Bunlar da bir şey değil. Allah kahretsin” demek doğru değildir. Bunlar gerçektir. Böyle bir sanat tüketicisi var. Eğer sizin bir kavganız varsa bunu çocuklarla değil, sanat tüketicisiyle, medyayla, siyasi otorite, yerel yönetim, sermaye ile yapacaksınız. Bu tip kurumlar sanata özen gösterir, sanat tüketicisi yaratabilirlerse talep rafine olur. Yaratmazlarsa talep böyle olur. Çocukların ne kabahati var, aslanlar gibi de paralarını kazanıyorlar.

 

Yeniden kabare yapmak ister misiniz?

Ben geldim 69 yaşına, Zeki geldi 67 yaşına. Kızlarımız oldu teyze. Bunları bir araya getirirseniz huzurevinde tiyatro gibi olur. Kabare tiyatrosu çok dinamizm ister. Çok genç, çok zinde olmak zorundasınız. Her oyuncu 6-7 kompozisyon oynuyor. Dekor ve kostüm değişiyor. Ben 30 saniyede giyinip sahneye çıktığımı bilirim. Şimdi 30 saniyede ayakkabımızı çıkaramıyoruz. Bu şartlarda kabare olmaz ama dramatik tiyatro olabilir.

Efsane ikili Zeki-Metin’in yıllar sonra tekrar bir araya gelme ihtimali var mı?

Fırsat olduğunda yapabiliriz. Böyle talepler de var zaten. Biz Zeki ile çok iş yaptık. Dizi olarak müşterek bir işimiz olmadı. Zeki, Türker İnanoğlu ile çalışıyor. Türker Abi yeni bir dizi projesine başladı. Ben de ‘Evet’ dedim ama yeniden dizi Roman havasına sokulunca reddettim, kaçtım. Elbiselerim dikilmişti, avansımı iade ettim.

Tiyatroya olan ilginin azlığını nasıl değerlendiriyorsunuz, sizce nedenleri neler?

Çağdaş teknolojiye bağlıyorum. İnsanı evinden çıkarmak artık çok zor. Bir evde 5 ekran var, home sinema, büyük ekran, DVD, VCD aklınıza ne gelirse, ses ve görüntü taşıyan araç evde bulunuyor. Bu yüzden de kimse evinden çıkmıyor. Böyle olunca ‘İnsanı insana insanca ve insanla anlatma sanatı’ olan tiyatro biraz darlandı. Ama mutlaka bünyesine sinemayı katacaktır. Hem Yılmaz Erdoğan’ın hem de Ferhan Şensoy’un yaptığı oyunlara sinema, ekran girmeye başladı. Bunu böyle götürecekler sanıyorum. Sorun bitmedikçe sanat bitmez.

 

Sizin masanızın meşhurluğu herkesçe bilinir. Herkese açık mı o masa?

Masamıza tabii ki herkes davetli değil. Son zamanlarda iş adamlarından, ağır ceza reislerinden, doktorlardan kurulu bir ekibimiz var. Aydın Boysan bizim pirimiz, üstadımızdır, eskiden her hafta toplantılar yapardı. Tiyatrodayken her oyundan sonra soframız kurulurdu. Oraya adeta herkes davetliydi. Burada başka doğrularla bakmak lazım. İnsanı diğer itibari değerlerinden arındırırsan beslenme iç güdüsü kalır, üreme iç güdüsü kalır. Bunu da sembolize edersen; yatak ve sofradır. Yatak gizli olduğu için onu bir kenara koyuyoruz. Sofrayı da açıyoruz. Bir insanın yarısı demektir sofra.

Peki neler konuşulur masada?

Her şey konuşulur ama rafinedir. ‘Sizin için’ diye kadeh tokuşturanlardan değiliz biz. Masamızda aşk, Allah, din, sosyoloji, ekonomi, politika, tarih konuşulur. Bazen de gelecek konuşulur. Klasik Türk Musikisi ağırlıklı olmak üzere müzik konuşulur.

Sizin kazandığınız parayı ticaret yaparak değerlendirdiğinizi biliyoruz. Hatırı sayılır bir servetiniz olduğu söyleniyor.

Ticarete değil, her türlü enstrümana yatırıyorum. Hatır gönül meselesi nasıl ölçülüyor bilemiyorum. Bunlar göreceli kavramlar. Ben 14 yaşından beri çalışıyorum. Emekle çalıştım ben, bedenim, bilgim ve ben vardım. Bundan iyi para kazandım. Hatta kazanılacak en iyi parayı kazandım.

Bir dönem Devekuşu Kabare tiyatrosu, şehir ve devlet tiyatrolarının tamamının kestiği biletten daha çok bilet kesiyordu. Bu ciddi bir gelirdi. Buna gazinoyu, sinemayı, reklamı koyarsanız biz iyi para kazandık. Ama 1994, 2001 krizi derken bu para bitti. Sakıp Sabancı bile bağırıyordu, ‘Üçte iki fakirleştim’ diye. Biz de fakirleştik. Ama ben bundan sonra çalışmasam da beni idare edecek param var. Ama birkaç kriz daha gelmezse. Ancak krizin bir tanesi kapıda.

Oyunculukla, ticaret iki uç işmiş gibi görünüyor...

İkisi birbirinden çok farklı değil. Disiplin işi. Mizah çok ciddi bir disiplindir. Tiyatro çok ciddi bir disiplindir. Aktörlük fevkalade ciddi bir disiplindir. Kendinizi çok iyi programlamazsanız olmaz. Elektrik birikecek ki uç geldiği zaman çakacak. Kendinizi iyi doldurmanız lazım. 30 yıl tiyatro yönetmişseniz, sizin iş dünyasında yönetim kurullarında yeriniz var demektir. Bir dönem 6 tane yönetim kurulu üyesiydim. Çok ciddi bir, iki firmanın kuruluşundan itibaren mütevelli heyetinde olup devam ettim. Bunlardan biri Kipa’dır, diğeri ise İzmir Kent Hastanesi’dir. Enerji şirketlerinde de küçük ortaklıklarım var. Onlarla ilgileniyorum. Derseniz ki tüm bunları niye yapıyorsunuz. Çoluğum, çocuğum da yok, Darülaceze’de ölmemek için yapıyorum.

 

Bütün yatırım yaşlılığa yani?

Yaşlılık diye bir şey var. Bedensel zaaf geldiğinde oturacaksınız. Eee alıştığınız harcama var, onu yine yapmak zorundasınız. O yüzden oldukça kazanmak lazım.

Siyaset ilgi duyduğunuz hatta sık sık adınızın geçtiği bir kulvar...

Politika kötü bir şey. Yapmayacağını vaat etmek, buna 7 kulp takmak, kulp sayısını artırmak. Proteinle beslenmeyen, karbonhidratla beslenen büyük bir kalabalığı uyuttuğun zaman başarılıysan buna politika denmez, dolandırıcılık denir. Halkın sesini dinlerseniz, ona göre işler yaparsanız politika iyidir. Bugün böyle bir politika yapılmıyor.

Aktif siyaset yapmayı düşünür müsünüz?Belediye başkanlığı ya da milletvekilliği için adaylığınızı koyacak mısınız?

Üniversite yıllarında Millet Partisi gençlik kollarından teklif aldım ben. Sonra ciddi ilk teklif rahmetli Bülent Ecevit’ten geldi. Ama ben tiyatroda o kadar hızlı yükseliyordum ki onu bırakıp geçmek istemedim.

Bir de ekiple bir yere giderseniz işe yararsınız, öbür türlü vitrin süslersiniz. İstanbul Belediye Başkanlığı teklifi geldiği zaman da Bülent Bey karşı çıktı. Yeni kurulan her parti bu teklifle bana gelir. Son dönemde basına yansıyan Tuncay Özkan ile telefon konuşmaları da budur. Parti kuruyordu, ‘Abi gelmelisin’ dedi. Marjinal olmak bir şeye yaramaz.

Marjinal olmak bizde iyi bir şeymiş gibi söylenir ama zavallılıktır. Şimdiden sonra da Anakent belediye başkanlığını düşünmem, o da kabare gibi dinamizm ister. Ben ancak belde belediye bakanı olurum. Çöpleri toplatırım, denizin temiz tutulmasını sağlarım.

Cumhurbaşkanlığı için adınız geçti.

Onlar beni onore eden ama tehlikeli yaklaşımlar. Bak, Barış Manço ile Kemal Sunal için de söylüyorlardı ama ikisi de öldü. Onun için ben ancak cumhurbaşkanı danışmanı olurum. Zaten yasal olarak elverişsiz. Çünkü ben lise mezunuyum. Haddimi de bilirim, başbakanlık falan yapmak istemem.

 

Popstar Alaturka adlı yarışma programında jüri üyesisiniz. İnternette sizin için jüri olarak değil yarışmacı olarak katılmalıydı diye yazıyor. Neden jüriliğini kabul ettiniz?

Efendim, emekli sanatçıların ses yarışması değil, öyle olsaydı katılırdım. Neden kabul etmeyeyim ki, oturduğum yerden çok güzel para kazanıyorum. Haftanın bir günü gidip 3 saat oturuyorum, üzerine de para alıyorum.

Çok güzel bir sesiniz var. Neden albüm yapmadınız?

Ben düşünmedim ama rahmetli Fahrettin Aslan’dan beri teklif vardır. En son Cemil Noyan bunu gündeme getirdi ve “Abi sen mutlaka böyle bir şey yapmalısın. En azından arşivde kalsın” dedi. Bir ara girdik, birkaç şarkı okuduk ama hazır olmadığımız ortaya çıktı. Piyasadaki ürünleri okursak 250-300 bin satarız, iyi pazarlanırsa 1 milyon satarız. Ama Klasik Türk Musikisi yaparsak 140 tane satar. Zorlasak 500 tane olur. Yani bize ‘Altın Plak’ falan getirmez. Bize yakışan onu yapmaktı, ona soyunup yapamadık. İsteyenler sinema ve tiyatrodan ürünlerimizi bulup oradan dinleyebilirler.

Türbanlı yarışmacı Çiğdem hakkındaki tartışma sürüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu konuda konuşmayacağım. Çünkü benim duruşum zaten belli.

Sizin hastalıklardan anladığınız söylenir.Kimin nesi olduğunu hemen söylermişsiniz. Lokman hekimlik var mı?

Kurban olduğum Allah’ım bana böyle bir yetenek vermiş. Olanın üzerine de bir şeyler okuyup araştırıp ekleyince daha bilgili oluyorsunuz.

Kilolarla başımız dertte. Rejim ya da spor yapıyor musunuz?

Rejim ya da spor yapmıyorum. Bu saatten sonra beni taşıyacaklar düşünsün diyorum. Tiyatro zamanı oyun bitince soframızı kurar, sabaha kadar sohbet ederdik. Yıllar sonra tiyatroyu kapattık. Bu kez öğlen sofraya oturuyorduk, yine sabahı buluyorduk. Ee böyle olunca hareket azaldı, kilolar elbette arttı.

 

Keşke ben oynasaydım dediğiniz bir karakter var mı?

En çok Kuyucaklı Yusuf’u oynamak isterdim. Bir de Anayurt Oteli’nde.

Resim koleksiyoneri olduğunuz doğru mu?

Kimin tablolarını topluyorsunuz? Evet, iyi bir resim koleksiyoneriyim, bu iyi bir yatırımdır. Klasik Türk ressamların tablolarını biriktiriyorum. Ancak tabloyu alıp bir köşeye koymak olmaz. Onu asarsan, seyredersen bir anlam taşır.

Teknolojiyle aranız nasıl?

Teknolojiyle aram gayet kötü. E-mail kullanmıyorum. İnternetteki arama motorlarındaki bilgilerin de kirlilik yarattığını düşünüyorum. Bu yüzden ben hala İnönü Ansiklopedisi’ne bakıyorum.

MUTLU EVLİLİĞİN FORMULÜ DEMOKRASİ

Etrafınızda pek çok genç oyuncu var. Onlarla aranız nasıl?

Eğitmen olmayı düşünüyor musunuz? Gençleri her yerde eğitiyoruz, sette bir aradayız. Zeki’nin böyle bir akademi projesi var ama ben eğitmenlik yapmayı düşünmüyorum.

Sizin tahtınıza kim oturabilir?

Elbette biri oturacak, Aksaraylı Mustafa’nın oğlu Metin buralara geldiyse, biri de çıkacak.

‘Papatyam’da evlenmeye doymayan kasap Necati’yi oynuyorsunuz. Ama siz 50 yıldır evlisiniz. Evlilik kurumuna nasıl bakıyorsunuz?İyi bir evliliğin formülü var mı?

Formülü gerçekten demokratlık. Demokrasi ailede işliyorsa mahallede de işliyor, ülkede de işliyor. Demokrasiyi iyi tanımlamak lazım. Öncelikle empati gerekiyor. Eğer kendinizi karşı tarafın yerine koyabilirseniz o zaman demokrasi işliyor demektir. İkincisi de paradigma. Biz bu kavramı ekonomi, siyaset için geçerli diye biliriz.

Aslında paradigmayı zihin haritası olarak da yorumlamak gerekiyor. Bu zihin haritasında ben paradigması ya da sen paradigması yerine ‘Biz’ paradigması ve empati kültürü eklenirse demokratlık var demektir. Böylece tüm ilişkiler yürür. Evliliğin minik üniteleri de var; tahammül, fedakarlık, özveri gibi.

Eşinizle aşkınız hala ilk günkü heyecanıyla sürüyor mu?

Ben eşimi çok severim, o da beni sever. Onu 19 yaşındayken kaçırdım. Aksaray’da mahalleden komşumuzdu. Çok sevmişim ki o yaşta kaçırmışım. Aşka gelince... Aşk demeyelim de heyecan diyelim. Zaten aşk hastalık hâlidir; ama saygı, sevgi, özveri çok önemli. Eşime bazen bir yıl çiçek almadığım olur, ama bazen de bir kamyon dolusu alırım.

Özgür Köylü-POSTA

6