'İlaç şirketinin sahibinin oğluydum, parka giyip boykotlara katılırdım'

Üniversitede sıkı bir militan olan, devrimci arkadaşları görmesin diye arabasını uzağa park eden, babadan kalan iflas etmiş şirketi sıfırdan zirveye taşıyan Abdi İbrahim Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut'un ilginç yaşam öyküsü

'İlaç şirketinin sahibinin oğluydum, parka giyip boykotlara katılırdım'

Röportaj: Nilüfer Kas

[email protected]

Nezih Barut 23 yaşındayken başına geçtiği küçük ilaç şirketini bugün 3 bin kişinin çalıştığı bir kurum haline getirdi. Abdi İbrahim’in dünyada ilk 100’e giren ilk Türk şirketi olduğunu biliyor muydunuz?

Hikâyeniz nerede başlıyor?

Dedem, Selanikli Abdi İbrahim, Mekteb-i Tıbbiye, yani bugünkü adıyla İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun olur. 1912’de eczane açar, sonra ilaç üretimine başlar. Ama 35 yaşındayken siroz yüzünden hayatını kaybeder. Babam İbrahim Hayri 1939’da işleri devralır.

Sizin de isteğiniz eczacı olmak mıydı?

Pazarlama isteği ve girişimcilik ruhu küçük yaşta başladı. Babamla fabrikaya gittiğimde ilaçlar alır, paket yapar, eczacılık oynardım. Annemin arkadaşları geldiği zaman da o ilaçları onlara satardım! Babam 44 yaşında bir kalp krizden öldüğünde 9 yaşındaydım. Başka meslek düşünmedim. “İşçilerimizi örgütlerdim”

 Üniversite yıllarınız nasıldı?

Sıkı militandım. Boykotların, grevlerin dönemiydi... Anadol otomobilimi devrimci arkadaşlarım görmesin diye uzağa park ederdim. Arkadaşlarım Abdi İbrahim’le ilgimi bilmiyordu. Parka giyip boykota katılırdım. İlk yıl bizim fabrikanın işçilerini örgütlemeye çalışmıştım. Şirketin mavi yakalılarını örgütledim yine de arkadaşlarım beni burjuva çocuğu olarak addederdi. Bir türlü yaranamadım. Sonra militanlıktan vazgeçtim.

 Sendikacılık nasıl gitti?

Üniversiteden sonra eğitime Londra’ya gittim. Toplu görüşmelerde sendikanın isteklerini karşılayamadığımızı ve bir karar vermemiz gerektiğini öğrendim. Ya lokavt yapıp şirketi kapatacaktık ya sendikanın istediklerini verecektik. Fabrikayı kapattık.

 Zor olmadı mı?

7 çalışanımız kaldı, onlarla altı ay sonra sıfırdan başladık. Yeni mezundum, işi hiç bilmiyordum. Ama yapacağıma inanmıştım.

“Kamyon şoförlüğü yaptım”

Ne tür zorluklarla karşılaştınız?

Fabrikayı yeniden açtığımızda, Selçuk Ecza Deposu bir şube açmıştı. Şoför dâhil 7 kişi ambalaj yapıp kamyonu yüklüyorduk. Şoför o gün gelmedi, kamyonu ben kullandım. Sonra da malları depoya indirdim. 7 kişiyle başladığımız ikinci maceramız bugün 3 bin kişiyi aşan personelle büyüyerek sürüyor.

Babanız yaşasa ne değişirdi?

Herhalde geçinemezdik. Çünkü babam çok başarılıydı. Başarılı babaların çocukları maalesef çok başarılı olmuyor. Çünkü babalar çocuklarla paylaşmayı sevmiyor. Ya da babam değişir, fikirlerime değer verirdi.

Siz oğlunuzu destekleyecek misiniz?

İbrahim’i hep motive ediyorum. Ona “Bu işi sen alacak, benden ileri götüreceksin” diyorum. Bu bayrağı oğluma bırakacağım, o hata yapacak ve ben gözümü kapatacağım.

Başarı için nasıl fedakârlık yaptınız?

Tercihimi iş hayatından yana kullandım. Kendimi Abdi İbrahim’e adadım. Artık çalışma saatlerim azaldı. Oğlumla maçlara, kayağa gidiyoruz. Eşimle spor yapıyoruz.

Yaşlandıkça cesaretiniz azaldı mı?

Kendi kendime bazen “Yürü” diyorum, bazen “Hırsını kontrol et”, bazen de “Yok, bu tamam” diyorum. Bazen inandığım kişilere de soruyorum. Artık yaşlandım. İnsan yaşlanınca cesareti de azalıyor. Elde ettiklerinizi kaybetmek istemiyorsunuz.

“Bizim ailede genç ölünür”

Dedeniz, babanız genç yaşta ölmüş. Sizin de öyle bir korkunuz oldu mu? Dedem öldüğünde 35 yaşındaymış. Bizim ailede hep genç ölünür. Ben birkaç yıl öncesine kadar hep “Erken öleceğim, bu sene ölmedim, bir dahaki sene öleceğim, ondan sonraki sene öleceğim” deyip durdum. Bu endişeyi hep yaşadım. Her şeyi daha çabuk yapma güdüsüyle hareket ettim.

‘Başarıda şansın yüzde 60 payı var’

Dünya markası olmanın sırrı nedir?

“Vermeden almak Allah’a mahsus” derler. Bu lafa inanırım. Önce vereceksin ki sonra alasın. Belki bizim sırrımız da budur. Her zaman çalışanı mutlu ettim.

Şans mı, çalışma mı ön planda geliyor?

Şansın başarıda yüzde 60 etkili olduğuna inanıyorum. Paylaşmayı bildiğim için şans beni seçti. Babam da çok bonkördü. Kızıp çalışanı kovarmış. Kızgınlığı geçtikten bir saat sonra çağırıp “Maaşın kaç lira?” diye sorar, 100 liraysa 300 lira verirmiş.

 “Ya başaramazsam?” diye düşündünüz mü?

Aslında hayatım hep cesaretti. Fabrikayı, arazisini, ofis binasını, makineleri aynı zamanda almaya kalktım. Yabancı firmalara, sayılarını arttıracağıma dair sözler verdim. Bunların hepsi birbirine referans. Birinde başaramazsanız iskambil kâğıdı gibi yıkılırsınız. Bizdeki başarı baskısının en önemli nedeni bu. Biz hep başarılı olmak zorundayız. Çünkü ciromuzun yüzde 60’ı yabancı.

Genç yöneticilerle aranız nasıl?

Beni cesaretlendirsinler diye genç yöneticileri işe alıyorum. Yabancı hayranı değilim ama onlardan hem teknoloji hem sosyal alanda çok şey öğrendim. Hep deneyimli profesyonellerle bir yere gelebileceğime inandım. Tek başıma Nezih Barut olarak ne yaparsam yapayım, vizyonum ne kadar farklı olursa olsun, bunu yaratamam. Bunu çalışanlarınızla paylaşabiliyorsanız başarı geliyor.

(Bu röportaj 23.10.2010 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

3