İki lider ve iki iletişim ustası...
05 Şubat 2011

Gazetelerinizi veya TV’lerinizi açtığınızda karşınıza, manşetleri veya yorumları oluşturan iki isim çıkıyor. Bu iki isim, şimdiye kadar başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı koltuklarında bulunan siyasetçiler içinde Türk toplumuyla en başarılı iletişimi kurmayı başarmıştır. Bu konuda ilk sırayı Başbakan Erdoğan tutuyor. Her gün gündemi Başbakan’ın konuşmaları, açıklamaları veya gezileri saptıyor. Bir yerde, gazetecilerin en büyük ekmek kapısı Başbakan Erdoğan’dır. O konuştukça gazeteler manşet buluyor, televizyon haberleri canlanıyor. Muhalefet liderleri ona yanıt verdikleri için, gündeme giriyor, gazete ve TV haberlerinde yer alabiliyorlar.

[[HAFTAYA]]

Ne zaman ki, Başbakan ortadan kayboluyor, tatile, dinlenmeye veya ulaşılması uzak yerlere gidiyor, o zaman manşetler cılızlaşıyor. Gündem düşüyor. Görevi icabı, daha az olmakla birlikte, gündemin oluşmasına önemli katkıda bulunan ikinci lider ise, Cumhurbaşkanı Gül’dür. Gül, Başbakan gibi haber olmuyor. Başbakan, politikayı yapıyor ve uygulanmasını şekillendiriyor. Cumhurbaşkanı, gelişmelere yorum getiriyor, gerektiğinde toplumun vicdanı, zamanında sesini çıkaramayanların sesi oluyor.

Bu iki lider, günlük yaşamlarında da, seyahatlerinde de gündemi oluşturuyorlar. Şimdiye kadar bir tek Turgut Özal’ın gündem yapma gücü vardı. O da bunu tek başına başarırdı. Ancak artık Türkiye çok değişti. Bu işler tek başına yapılacak şeyler değil. Üstelik hem Başbakan hem de Cumhurbaşkanı’nın toplumla son derece etkili bir iletişimi var. Şimdiye kadar ben böylesine iyi çalışan bir iletişim mekanizmasıyla karşılaşmadım. Peki, bütün bu ince mekanizmayı kim yönlendiriyor. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın etrafında kimler var? Bu iş, tek bir kişinin yapamayacağı kadar zor ve karmaşıktır. Ancak benim görebildiğim kadar iki liderin arkasında iki iletişim ustası var ki, onların katkıları her şeyi değiştiriyor.

Başbakan Erdoğan’ın vazgeçilmezi: Nabi Avcı

görebildiğim kadarıyla, Başbakan genelde kendi iletişimini kendi oluşturan bir lider. Kendini bir tek kişiye bırakmayan ancak güvendiklerinden görüş alıp, yine kendi bildiği gibi hareket eden bir profil çiziyor. Etrafında konuşmalarını yazan, medya ile ilişkilerini düzenleyen birkaç önemli isim var. Kimin ne zaman ne yapacağına da yine Başbakan karar veriyor. Konuşmalarını da, ne kadar yazılıp eline verilirse verilsin, yine istediği gibi değiştiriyor ve irticalen eklemeler yapıyor.

Bu ekibin içinde medyanın en yakından bildiği isim Nabi Avcı’dır. Kamuoyu tanımaz, zira ön plana çıkmaz. Bugüne kadar bir tek defa dahi yazılı veya görsel basında röportajı görülmemiştir. Tam bir İstanbul beyefendisidir. Hiç sevmediklerine dahi, son derece kibar şekilde hitap eder. Gücü ve Başbakan’ın ona güveni, bunca yıldır aynı görevde bulunmasını sağlamıştır.

Çoğu kimse gelmiş geçmiş, kimileri yetkili görünse dahi yetkisizleştirilmiş ancak Nabi Avcı gücünü ve ağırlığını arttırarak işine devam ettirilmiştir. Başbakan’ın hangi gazeteciyle ne zaman görüşeceği, kime ne zaman söyleşi vereceği, iç ve dış gezilere kimlerin katılacağı, hep Avcı’nın süzgecinden geçer. Gayet tabii son söz yine Başbakan’ındır ancak en sağlıklı öneri Avcı’dan çıktığı için iletişimin en etkili ismidir.

Cumhurbaşkanı Gül’ün güven deposu: Ahmet Sever

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün çalışma şekli ve iletişim politikasını oluşturma yaklaşımı Başbakan’a oranla çok farklı. Bu açıdan birbirlerine hiç benzemiyorlar. Gül’ün de bir iç kabinesi var ancak Başbakan’ınki kadar geniş değil. Cumhurbaşkanı, iletişim politikalarının oluşturulmasında iç kabinesine danışmasına rağmen, Köşk’te bu konuda ağırlıklı olarak söz sahibi Ahmet Sever’dir. Cumhurbaşkanı’nın Sever’e büyük güveni vardır. Refah yıllarından başlayıp bugünlere kadar gelen bir güven.

Ahmet Sever de kendini ortaya atmayan, liderinin gölgesinde kalmaya titizlik gösteren, çok zorunlu olmadıkça -o da Cumhurbaşkanı’nın görüşlerini anlatmak için verdiği nadir söyleşilerin dışında- medyaya çıkmayan bir iletişim ustası. Cumhurbaşkanı’nın medyaya ne zaman nasıl çıkacağı, kimle ne zaman konuşmasının daha yararlı olacağı konusundaki öneriler Sever’den çıkar. Gül’ün bugüne kadarki performansına bakacak olursak, ekip çalışmasıyla iletişimini en iyi düzeyde tuttuğunu görürüz. Bu sonucun, liderlerin hem iletişime olan duyarlıkları hem de etraflarına doğru kişileri seçmeleri sayesinde alındığı da besbelli.

Genelkurmay’dan Arif Doğan açıklaması

Geçen hafta bu köşede Arif Doğan’ın 32. GÜN’deki açıklamalarının üstüne “Genelkurmay neden susuyor?” başlıklı bir yazı yazmış ve “Arif Doğan yaptıklarını açıkça anlatırken, tanık olarak Genelkurmay’ı gösteriyor. Her konuda açıklama yapan Genelkurmay ise neden hiç açıklama yapmıyor?” diye sormuştum. Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Tayyar Süngü aradı ve “...Devam eden soruşturma çerçevesinde savcıların her sorduklarını yanıtlıyoruz... Bunun dışında, kişilerin söyledikleri veya iddiaları kendilerine aittir” dedi. Anladığım kadarıyla, TSK şu aşamada Arif Doğan ile bir tartışmaya girmek veya onu ciddiye almak istemiyor.

Kars Belediyesi gereğini yaptı!

“Ucube”nin imha edilmesi kararı kesinleşti. Başbakan emri vermişti, belediye de gereğini yaptı. Ne acı değil mi? Ermenilere el uzatma anlamı taşıyan bu heykel şimdi büyük olasılıkla canlı yayında kameraların önünde yıkılacak. Manzarayı düşünebiliyor musunuz? Ya dinamitlenerek havaya uçurulacak ya da demir tellerle çekilip yere yıkılacak. Bütün dünya da bu manzarayı hayretle seyredecek. Batı dünyası, bu olayı Taliban’ın ünlü Buda heykellerini patlatmasına benzetecek. Ermeniler “İşte Türk barbarlığı” diyecek. Aşırı dinciler alkışlayacak... Oysa, Başbakan’ın istediği bu değildi ki... Bu olayın dini bir yanı da yok. Ancak ne yazık ki, konu bambaşka yönlere çekilmeye hazırlanılıyor.