'Hiçbir zaman emekli olmayacağım!'

'Hiçbir zaman emekli olmayacağım!'

Gilbert Mayer, dünyanın en ünlü klasik dans eğitmenlerinden. 1934 doğumlu olan Gilbert Mayer, aslen İsviçreli. Üstün yeteneği sayesinde Paris Ulusal Operası Dans Okulu’na kabul edilmiş, ardından da Paris Ulusal Operası’nın başdansçısı ve eğitmeni olmuş. Dünyanın birçok ülkesine Fransız ekolünü taşıyan Gilbert Mayer, 76 yıllık hayatı boyunca birçok yıldıza eğitim vermiş. Zamanın efsane dansçıları Rudolf Nureyev ve Mikhail Barışnikov özellikle ondan ders almak istemiş. Son olarak ünlü Siyah Kuğu filminin başrol oyuncusu Vincent Cassel de Natalie Portman’ın koreograf nişanlısı Benjamin Millepied ile birlikte onun derslerini izleyerek filme hazırlanmış. Bugünlerde İstanbul Devlet Opera ve Balesi’ni çalıştıran, dünyada efsane eğitmen olarak tanınan Gilbert Mayer’i Sürreyya Operası’nda yakaladık. Bir kitapta anlatmayı düşündüğü hayat hikayesini ondan dinledik...

Merve Özaytekin

[email protected]

Hikayeniz nerede ve nasıl başlıyor, siz kimsiniz?

İsviçre Cenevre’de 1934’de doğdum. Çok hareketli, durmadan dans eden bir çocuktum. Müziği çok seviyordum. 1906 doğumlu ve ev hanımı olan annem de tiyatro tutkunuydu. Hayali tiyatrocu olmakmış. Müziğe, dansa ilgili olduğumu fark edince, Cenevre Tiyatrosu’nda şarkıcı olan bir arkadaşını dans eğitmeni bulabilmek için aradı. 1900’lerden önce Torino Kraliyet Okulu’nda bulunmuş, İtalyan, yaşlı bir dans öğretmeni bulduk. 4 sene boyunca ondan ders aldım.

Cenevre Tiyatrosu’nda görev aldınız mı?

Evet. Zaten dans derslerinin yanında oyunculuk dersleri de almaya başladım. Bir gün tiyatronun yöneticisi anneme kişiliğimin tiyatroya çok uygun olduğunu söyledi ve bana diksiyon dersleri vermeye başladı. İlk rolüm XIV. Louis’nin oğlu Louis Vermandois’yı canlandırmaktı. Daha sonra tiyatroda birçok çocuk rolünde görev aldım. Oyuncu ya da dansçı olacaktım. Ben dansı seçtim.

Babanız ne iş yapıyordu, dansçı olmak istemenize tepkisi ne oldu?

O büyük bir kırtasiyenin yöneticisiydi. Önce karşı çıktı, çünkü dans hakkında hiçbir bilgisi yoktu. Ne demek olduğunu anlamak için bir kitap aldı. Kitapta “Dans zor bir meslektir, turp gibi olmak gerekir” yazıyordu. Babam bunu okuyunca beni hemen çok ünlü bir kardiyoloğa götürdü. Doktor “Biraz kalp ritmi bozuk, ancak dans hayatını engellemez” dedi, böylece dans hayatım başladı.

1947’de Paris’e gitmiş, 1948’de de Paris Ulusal Operası Dans Okulu’na girmişsiniz. II.Dünya Savaşı’ndan birkaç yıl sonra neden Paris’e gitmeyi seçtiniz?

Cenevre’deki hocam aileme, bana öğreteceği bir şey kalmadığını Zürih’e, Milano’ya ya da Paris’e gitmem gerektiğini söyledi. Dayım Paris’te yaşıyordu. 13 yaşında, Paris’te bir hocayla çalışıp seçmelere girdim. Bir sene sonra da Paris Ulusal Operası Dans Okulu’na kabul edildim. Paris’te savaş sonrası kısıtlamalar hala devam ediyordu. Yemek hala karneyle alınıyordu. Zor yıllardı...

Paris’te okul hayatı nasıl geçti?

Okula girmek çok zordu. Okulda 10 erkek bile değildik. Şimdi 45 erkek var. Önceleri bir yabancı olarak görüldüm. Fransız tarihini, coğrafyasını öğrendim. Yetenekliydim ancak yetenekli olmak için de çok çalıştım, emek verdim. Sonunda da birinci olarak okulu bitirdim. Ve Paris Ulusal Operası Bale Topluluğu’na girdim.

Aileniz sizinle Paris’e geldi mi yoksa tek başına mı yaşadınız?

Paris’te olan dayım mimardı. Danstan pek hoşlanmazdı. 1951’de hayatımın en büyük dramını yaşayınca da artık ayaklarım üstünde tek başına durmak zorunda kaldım.

Nedir o dram?

Bale Topluluğu’na girmek için sınavlara katılıyordum. Henüz 16 yaşında olduğum için ailemin izni gerekiyordu. Babam izin belgesi imzalamak için Paris’e geldi. 1 hafta sonra apandisit ameliyatı oldu. O yıllarda apandisit ameliyatı bu günkü kadar kolay değildi, çok yorgun düştü. 1 hafta sonra da akciğer embolisinden öldü. 16 yaşından sonra yapayalnız kaldım. Anneme de artık kendi başımın çaresine bakacağımı ve bana maddi olarak hiçbir destek vermemesini söyledim. Kendimi çalışmaya adadım.

Dans Topluluğu’nda kendinizi nasıl kanıtladınız?

Toplulukta benden daha iyi dansçılar vardı. Çok iyi yetiştirilmiştim ama utangaçtım. Bir süre sonra anladım ki; köşeye çekilmiş utangaç biri olarak kalırsam kimse yüzüme bakmayacak. Kişiliğimi oturttum kendimi kabul ettirdim.

Paris Operası’nda başdansçı olmuş, dünya çapında üne kavuşmuşsunuz. Sizi diğer dansçılardan ayıran neydi?  Neden kariyerinize yıldız olarak değil de, eğitmen olarak devam ettiniz?

Daha genç bir eğitmen olmayı, yaşlı bir dansçı olmaya tercih ettim. Paris Ulusal Operası’nda, Bale Topluluğu’nun ve Dans Okulu’nun eğitmeni oldum.

Eğitmenlik yaşamınız nasıl gelişti?

Paris Ulusal Operası’nın birçok bale ve temsilinde rol aldım. Dünya çapında turnelere katıldım. Ancak eğitimbilime, eğitmenliğe hep tutkuyla bakıyordum. Birçok dansçı, dans edemeyecek duruma geldiğinde eğitmen olmayı seçer. Ama benim içimden eğitmen olmak geliyordu. Bu işe gönüllüydüm. İşimi yapamayıp da zorunluluktan kendimi eğitmenliğe adamadım.

Rudolf Nureyev’den Mikhail Barışnikov’a kadar dünya yıldızları sizden ders almış. Böyle iki efsane dansçı neden sizinle çalışmayı tercih etti?

Nureyev benimle çalışmaya başladığında zaten tekniğini Rusya’da oturtmuş, Paris Ulusal Operası’nda yöneticiydi. 7 yıl boyunca da yalnız benimle çalıştı. Bu yıldızların bozulmaması gereken bir teknikleri var. Bu konuda bana güvendikleri için benimle çalışmak istediler. Çünkü onlar bir hata yaptığında ‘Dansçı hata yaptı’ diyerek durum geçiştirilemez. Nureyev’in karakteri çok zordu. Başta zorlu bir ilişkimiz vardı. Mükemmeliyetçiydi. Fransız ekolünden pek hoşlanmazdı ama ben onu çalışmama inandırdım.

Ya Barışnikov nasıl biriydi?

Onu Nureyev kadar yakından tanımıyorum. Ama o da çok farklı bir kişilik. 63 yaşında hala kendi modern dans topluluğunda dans ediyor, sinema filmlerinde oynuyor. Paris Ulusal Operası’nda her yıl derslerim olur. En son geçen yılki derslere o da katıldı.

Derslerinize katılan başka ünlüler de var mı?

Geçtiğimiz yıl bu derslere aktör Vincent Cassel ve oyuncu Natalie Portman’ın koreograf nişanlısı Benjamin Millepied de katıldı. Vincent bir filmde oynayacağını (Siyah Kuğu adlı filmden bahsediyor) onun için gelip izlemek istediğini söyledi. Benjamin ve Barışnikov derse iştirak etti, Vincent ise sadece seyretti.

Nureyev özel hayatında nasıl biriydi?

Sanata çok düşkündü, müthiş bir genel kültürü vardı, ayrıca sadece dans etmez, piyano da çalardı. Evlerinin hepsinde mutlaka piyano olurdu. Bir de çok sık bit pazarlarına gider, antikacıları gezerdi. Diyelim orada bir şey beğendi. Beraberindeki arkadaşına gösterir, ertesi gün ona aldırtırdı. Derdi ki, “Benim beğendiğimi görürlerse, pahalıya verirler”. Ona ‘Hayır’ demek imkansızdı. Bir gün antikacılardan birinde bir heykel beğenmiş, antikacı “Onu satmıyorum” diyerek geri çevirmiş. Adamın önüne istediği rakamı yazması için açık çek koydu!

Başka?

Seçmelerde jüri üyeleri onun istemediği birine oy verirse sinirlenirdi. Bir gün çay bardağını fırlattığını hatırlıyorum. Bir de istisnasız her yere gecikirdi. Özellikle de uçak yolculuklarında. Hep en son biner, hatta kapılar onun için açılsın isterdi. First class’ta uçtuğu ve çok iyi bir müşteri olduğu için de uçak onu daima beklerdi. Yalnız bir gün Concorde’la Brezilya’ya uçacaktı. Yine gecikti. Bu sefer uçağa kabul edilmedi, ‘Nyet!’ (Rusça hayır demek) diyerek geri çevirdiler. Sınır kontrollerinde falan kendisini tanısınlar isterdi, tanınmadığında çok bozulurdu. İtalya’da Li Galli adında bir ada satın aldı. Oradaki evini Türkiye’den, Tunus’tan ve Fas’tan satın aldığı eski mozaiklerle döşemişti. Basamakları olan koca bir yataktan başka bir şey yoktu evde. Zaten Nureyev’in hayatı danstı ve eşyadan önce evinde dans edecek özel bir alan mutlaka düşünülmüş olurdu.

Rudolf Nureyev tutkulu bir aşk yaşadığında ya da özel hayatında sorun olduğunda bu durum dansına yansır mıydı?

Morali bozulduğunda yüzü hemen düşerdi ve evet, bu durum dansına yansırdı. Yine de son derece kuvvetli bir kişiliği vardı. Hastalığı süresince bile çok kuvvetliydi.

Barışnikov ve Nureyev’le fotoğrafınızı gördüm az önce; hikayesi nedir?

Bir gün France Soir Gazetesi’nden aradılar. “Duyduk ki, Barışnikov ve Nureyev dersinizdeymiş, birlikte fotoğraflarını çekmek istiyoruz” dediler. “Peki” dedim ama ikisi aynı karenin içine girmeyi asla kabul etmemişti o güne kadar! Bir araya getirmek ve izin almak gerekiyordu. Kendi hatırımı ortaya koyarak ikisine de rica ettim, kıramadılar “Peki” dediler. Ama ders boyunca gazetecilerle adeta dalga geçercesine birbirlerine yaklaşmadılar! Tam herkes bu fotoğraftan ümidini kesmişti ki; “Haydi fotoğraf çektiriyoruz!” dedim, ikisini birer yanıma çektim. Ve bir kare fotoğrafı yakaladık. Bu fotoğraf ertesi gün Soir Gazetesi’nde ilk sayfanın yarısını kaplamıştı. Sanıyorum birlikte tek fotoğrafları odur...

Eşinizle aşk hikayeniz nasıl?

Eşim de balerindi. Paris Konservatuarı’ndaydı. Paris Operası’nda seçmelere katıldı. Büyük bir tekniği yoktu ama bacakları mükemmeldi. Paris Bale Topluluğu’na girdiğinde tanıştık. Ancak o kariyerine devam edemedi, çünkü kızımıza hamileydi. Sonra da bir oğlumuz oldu. Şimdi Fransa’nın en iyi çocuk bale eğitmenlerinden. Muhteşem bir eğitim tekniği vardır.

Çocuklarınız ne yapıyor?

Onlar dansçı olmak istemedi mi? Dansın ne kadar zor olduğunu gördüler, istemediler. Kızımın bacakları ne bana ne de annesine çekmiş. 43 yaşında ve çiçekçi. Oğlumun vücudu ise şahane. Ama o da her erkek gibi futbol seviyor. Televizyonda birkaç yarışmaya katıldı, para kazandı. Şimdilik bir mağazada tezgahtar olarak çalışıyor. Onun da 14 aylık Clara adında bir bebeği var.

Eşiniz sizi hiç kıskanmadı mı?

Kariyer anlamında benimle gurur duydu. Ama tabii tehlikeli bir meslek bu. Hep yurt dışındayım, kıskanabilir. Benimle gelsin isterdim ama gelemedi. Görseniz 72 yaşında ama 20 yaş genç duruyor. Hala ipince ve bacakları eskisi kadar güzel! 

Siz ne yer ne içersiniz, öğrencilerinize tavsiye ettiğiniz bir diyet var mı?

İstediğim her şeyi! Ama yaş geçtikçe ne yersen yarıyor. İstanbul’da dikkat etmeye çalışıyorum, çünkü kebap ve diğer Türk yemeklerini çok seviyorum. Genç dansçılara rejimin ‘sağlıklı yaşamak’ olduğunu söylüyorum. Alkol almamak, sigara içmemek gerektiğini anlatıyorum. Maalesef dünyanın her yerinde dansçıların sigara içtiğini görüyorum. Hem nefeslerine hem de kaslarına zarar veriyorlar. Uyuşturucu da var, ama ondan söz etmiyorum bile...

Türkiye’deki dansçıları nasıl buluyorsunuz?

Üç buçuk asırdır bale geleneğini sürdüren, 160 dansçısı olan Paris Ulusal Operası’yla tabii ki karşılaştırmayacağım. Türkiye’de balenin geçmişi neredeyse 60 yıl.

Neyi eksik görüyorsunuz?

Çok hevesliler, ilerleme kaydediyorlar. Ancak onlara Türk kalmaları gerektiğini söylüyorum. Nureyev bir gün bana “Ben herkesten çalabildiğimi çaldım” demişti. Ne iyiyse onu çalmayı çok iyi biliyordu. Şimdi Türkler’in de kendileri gibi kalıp, aynı zamanda iyi olanı ona katmaları gerek. Teknik olarak biraz daha ilerlemeleri gerekiyor.

Siz ne zaman emekli olmayı düşünüyorsunuz?

Hiçbir zaman! Emeklilik yaşı dansçılarda 42, hocalarda ise 60. Yaşı 60’ın çok üzerinde eğitmenlerle de karşılaştım, elleriyle dans hareketlerini gösteriyorlardı, inanılmazdı. Ben derslere, konferanslara birçok ülkede devam edeceğim. Fransız dans geleneğini gençlere, tecrübelerimle, püf noktalarıyla aktarmaya sağlığım el verdiğince devam edeceğim. Bir de dans tekniğimi ve anılarımı ayrı iki kitapta toplayacağım.

Bu yazı 27 Mart 2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır

4