Yandex.Metrica
Hem namaz kıldırır hem de bilgisayardan anlar Ali Hoca
23 Nisan 2011

Yazı yetiştirmenin gerginliği içindeyken bir de bilgisayarınızın internet bağlantısı aniden kopunca ne yaparsınız? Üstelik, bu konuda bilgi donanımınız çok sınırlı, sorunu tek başına çözmeniz mümkün değil... Bilgisayar teknisyenine ulaşmak için saat de çok geç. Misal, ben. Ne yapacağım şimdi? Paniğe gerek yok, dostum Ali Yayla var. Telefonda bana “Teravih’i kıldırayım, saat onbiri geçe sendeyim” diyor, rahatlıyorum. Daha önce de olduğu gibi, derdime çare olacaktır, eminim. Çünkü Beylerbeyi Küplüce’nin Saray Camii müezzin ve imamı Ali Hoca, dini görevlerini bilhakkın yapmanın ötesinde, gerçek bir bilgisayar dehasıdır. Sağolsun, her başı sıkışanın imdadına yetişir.

Önce bir “Bismillah” çeker, sonra bilgisayarın başına çöker, her daim sakin ve güleç haliyle. Eh, artık, Hızır gibi gelen Ali Hoca’ya bir fincan kahve, ardından bir elma ya da tatlı ikramımız olsun. Ali Yayla, 1967 Sinop-Boyabat doğumlu. Babası Hüseyin Hoca da din görevlisiydi. Bir ağabeyi, bir de kız kardeşi vardı.

Ortaokulu Boyabat İmam Hatip’te bitirdi, bu arada hafızlık yaptı. Ağabeyi, İstanbul-Kadıköy İmam Hatip’te okuyordu. Ali’yi yanına çağırdı. O da, mezunları arasında Recep Tayyip Erdoğan’ın da bulunmasıyla ünlenen, Fatih İmam Hatip Lisesi’ne kaydını yaptırdı ve 1986’da mezun oldu. Üsküdar Müftülüğü’nde çalıştı. Ardından, Beylerbeyi Kirazlıtepe Vahdet Camii’ne müezzin oldu. 20 yıldır da Küplüce Saray Camii’nin hem müezzini hem imamı.

Bilgi Evi’nin fikir babası

Dışarıdan alelade bir mahalle camii ama içine girin hele. Her yer pırıl pırıl, ferah, bakımlı. Tek parça örülmüş koca taban halısının klasik motiflerini de Ali Hoca çizmişti. Mahalle camilerinin çoğundaki gibi altta market, tamirci, marangoz gibi esnaf da yok. Zira, Ali Hoca’nın girişimiyle, Üsküdar Belediyesi’nin maddi desteği ve yönetiminde bir “Bilgi Evi” kurulmuş. Mahallenin çocukları geliyor, önce kitaplıkta okuyor, ardından bilgisayar salonunda ödevlerini tamamlıyorlar. Sonra bilgisayarda oyun oynayabiliyorlar.

Görevliler hem çocuklara yardımcı oluyor hem de onların bilgisayar başında sakıncalı chat’ler yapmasına, zararlı sitelere yönelmesine olanak bırakmıyor. Kız ve erkek çocuklar sayıca eşit. Kızların başı açık. Fikir Ali Hoca’dan, katkı Belediye’den, Bilgi Evi projesi yerinde bir girişim. Orta halli, dar gelirli ailelerden gelen semt çocuklarının başıboş kalmalarını önlediği gibi, onlara yaşam boyu yararı dokunacak bilgi hazineleri sunuyor. Ömer Faruk, Tuğra Burak ve geçen yıl doğan Eylül Fatma adlı üç cocuğu var Ali Hoca’nın. Ömer Faruk, yakışıklı bir çocuk. Kızlar rahat bırakmıyormuş.

Arkadaşlarının etkisi altında kalmasın, İstanbul gibi büyük bir kentte haylazlık etmesin diye, Ali Hoca onu memleketine gönderdi. Geçmişte kendi okuduğu İmam Hatip’teki öğretmenine “Eti senin, kemiği benim” diye teslim etti. Şimdi içi rahat. Oğlanın karnesi çok iyiymiş. Çalışırken bir yandan da Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulunu da bitiren Ali Hoca, büyük oğlunun üniversitede edebiyat okumasını ve akademisyen olmasını arzuluyor. “Ama kendi bilir” diyor.

Bilgisayar merakı askerde başladı

On parmağında on marifet Ali Hoca’nın bilgisayarla nasıl haşır neşir olduğuna gelince: 1994’de, İzmir-Bornova’da askerdeyken daktiloya yatkınlığı nedeniyle onu eğitim ve harekat yazıcısı yapmışlar. Son altı ayda ilk kez bilgisayarlar gelmiş. PW programlı; World, Excel programları daha yok kimsede. Bir günde PW programını öğrenmiş. Asker sonrası kendine bir bilgisayar almış, profesyonelleşmiş. Artık ağ bağlantılarından ofis ve güvenlik programlarına, sorun ona, hatırınızı kırmaz, yardım eder.

2005 Ramazanı’nda Ali Hoca’yı görevli olarak Almanya’ya gönderdiler. Bir ay kaldı, okulları ziyaret etti, papazlarla bile tanıştı. Onu en çok, Alman eğitmenlerin, çocukların performansına göre, geleceğine ait kararları yönlendirmedeki sorumlulukları etkilemiş. Bizde ana-babalar karar verir, çocuklara onları uygulamak kalır, değil mi? Ya da tersine, başıboş bırakırlar. Ali Hoca, mahalle ölçeğinde çocuklara daha iyi bir eğitim alma ve yetişme koşulları sunmanın önemini yurt dışında gördüğü için, Bilgi Evi projesini geliştirdi. “Açık olduğu saatler belli. Çocuklar kontrol altında, velilerin içi rahat.” Dini bir telkin yok, müfredata uygun. Yaz tatilinde aynı mekanda dini eğitim kursları da açılabilir, hepsi bu. “Bilgi Evi’mizde modern eğitim hizmeti veriliyor” diyor. Beş vakit namaz kıldırmaktan cuma vaazına, görev bitmez.

İmamlık zor iş, 24 saat mesai gerektirir. Gecenin bir vakti, birinin yakını vefat eder, telefonla hocaya danışır. Dini sorular da yöneltilir. Mahalledeki “fakir fukarayı” tespit ettiğinde muhtarlığa, belediyeye bildirip “Bir gidin, görün, yardımcı olun” diyen de Ali Hoca’dır. Herkesi tanır. Kahveye gider; oyun oynamaz, çayını yudumlar. Bizim iri kıyım güleç Ali Hoca’nın oldum olası en sevdiği şey “dostlarla hoş sohbet yapmak”tır. En sevmediği ise “yerlere tükürenler!” İçkisi yok, sigarayı da bırakalı yıllar oldu. Biraz boğazına düşkündür ama. Tarhana çorbasına bayılır, Boyabat sırık kebabının hakkını verir, hamsi, istavrit ve çiftlik levreğini reddetmez.

Eşi ve çocuklarıyla Çamlıca tepesine çıkmayı pek sever. Hasta Galatasaray taraftarıdır ama maça gidecek fırsatı o kadar azdır ki. Müziğin her çeşidini dinler de, klasik Türk müziğine özellikle düşkündür. Hamiyet Yüceses’ten “Makber”i dinlemesin, her yanı titrer. Kendiyle barışık, herkesle barışık Ali Hoca, 2007’de görevli olarak Hac’a gitti, hacı oldu. Umre’ye de gidiyor. Son umre dönüşünde hacım lutfetmiş, bana da hurma getirmiş; tadından yenmiyor. İşini seviyor. Emekliliğine dek, görevine devam edecek. Daha sonra mı? Büyük olasılıkla “digital ortam işine” profesyonel olarak odaklanacak. Önemli olan, her işi iyi yapmak ve insanlara yardımcı olmak değil mi hocam?

(16.04.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)