Yeni Yazısı > 'Hayır'dır inşallah! - 03.10.2010

'Hayır'dır inşallah!
03 Ekim 2010

Başbakan Erdoğan 12 Eylül referandumundaki ‘Hayır’ oylarının nedenini araştırmak üzere anket yaptıracakmış.
Yüzde 58’den çok, yüzde 42’yi önemsediğini ifade etmiş ve özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerindeki teşkilatlarının daha çok çalışmaları gerektiği talimatını vermiş.
‘Evet’lerden çok ‘Hayır’ları önemsediğini söylemek iyi, hoş da, bu kadar tantana koptuktan sonra, ortada anlaşılmayan bir şey yokmuş gibi ‘Neden hayır oyu kullandınız acaba?’ diye sormak biraz tuhaf değil mi?
Muhalefetinden, sivil toplum kuruluşlarına, iş dünyasından, akademisyenlere, medyaya kadar her kesim memnuniyetsizliklerini dile getirmedi mi? Halk, tepkilerini kimi zaman yuhalamalara kadar vararak belli etmedi mi?
‘Hay Allah, niye böyle oldu acaba?’ diyerek anket şirketlerinden medet ummak yerine, bütün bu tepkilere kulak verseydi, iletişimi koparmak, insanları küstürmek yerine, anlamaya çalışsaydı, asıl o zaman ‘Hayır’ları önemsediğini göstermiş olurdu.

Ne şiş yansın ne kebap

Hani kelimelere ihtiyaç duymayan karikatürler vardır. Bu haber de aynen o hesap, yoruma ihtiyaç duymuyor aslında ama insan iki çift kelam etmeden de
duramıyor.
Kızımız geçtiğimiz yılın Miss Turkey birincisi Ebru Şam. Podyumlardan sonra oyunculuğa adım atmış ve birçok mankenin rüyalarını süsleyen ‘Victoria’s Secret’ defilelerine hiç de sıcak bakmadığını ifade ederek “Vücudum bana aittir. Kimsenin vücudumu o şekilde görmesini istemem“ demiş.
Nasıl ya? Madem vücudunu göstermek istemiyor, o halde ne demeye güzellik yarışmasına katılıyor, mankenlik yapıyor? Güzellik yarışmasında mayoyla yürürken, podyumlarda salınırken ‘ne’ sergileniyor?
Benzer bir durum da ‘Küçük Sırlar’ dizisinin başrol oyuncusu Sinem Kobal’da var. O böyle kelimelere dökmüyor ama, baktığınızda, hem oyunculukta kariyer yapıyor, hem ‘Küçük Sırlar’ gibi ‘Gossip Girl’ün Türk versiyonu, hiç de masum olmayan bir ‘aşk ve entrika’ dizisinde oynuyor hem de dizide el ele tutuşmanın ötesine geçemiyor.
‘Aman cici kız imajım bozulmasın’ endişesiyle, mankeninden oyuncusuna, şarkıcısından ‘sabah şekeri’ne kadar bizde çok var bu örnekler. Yaptıkları işlerle kendilerini komik duruma düşürüyorlar.
‘Ne şiş yansın ne kebap’ diyen ‘dekolteli muhafazakarlar’...

Aydın olmak bu olsa gerek

Binlerce şarkıyı internetten indirdiği için telif hakları hırsızlığıyla suçlanan ve 20.000 Euro’luk cezaya çarptırılan Fransız fotoğrafçıya, ünlü yönetmen Jean-Luc Godard’dan destek gelmiş.
Para cezasını karşılamakta zorlanan fotoğrafçının davasına 1000 Euro bağışta bulunan ünlü yönetmen, ‘internetten indirme’nin bir vatandaşlık hakkı olduğunu savunmuş ve entelektüel ürünlerin paylaşılmasından yana olduğunu dile getirmiş.
Ve bütün bu korsan mevzusuna bambaşka bir bakış açısı getirerek ‘Bir yönetmenin, bir yazarın, bir bestecinin hakları yoktur, sadece sorumlulukları vardır’ demiş.
Hadi bakalım, buyurun buradan yakın. Adam, kendi çıkarlarına, meslektaşlarının çıkarlarına ve devlet politikalarına karşı durmak pahasına kendi görüşünü ortaya koymuş.
Böyle marjinal çıkışların genellikle, yüzyıllar önce ‘Aydınlanma’ hareketinin en geniş okuyucu ve dinleyici kitlesine ulaşmış olduğu Fransa’dan çıkması tesadüf olmasa gerek herhalde.
Godard’ın yorumu eksiktir, fazladır, o tartışılır. Ama aydın olmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlattığı için üzerinde bir kez daha düşünmeye değer...

AYRILIKTA Cumartesi Etkisi

Aslında ben onu ‘Arada Kalmış Duygusal İlişkiler’ yazısıyla keşfettim. Sürüncemede kalan, gönülsüzce sürdürdüğümüz ilişkileri neden ısrarla devam ettirdiğimize dair tespitlerini net bir şekilde yazmıştı. Bu yazısını beğenince ‘Başka yazıları da var mıdır acaba?’ diye internette bir araştırayım dedim, baktım birçok konuda birbirinden güzel yazılar yazmış.
Bahsettiğim kişi bir yazar değil, bir klinik psikolog. Adı Sinem Demir. Henüz çok genç ama belli ki çok üretken. Kadın-erkek ilişkilerini, ebeveyn-çocuk ilişkilerini ve bazı toplumsal konuları kaleme aldığı yazıları, insanı ‘aydınlatan’ cinsten. ‘Ayrılıkta Cumartesi Etkisi’ adlı benim çok hoşuma giden tespiti, ‘Ayrılık Depresyonuyla Nasıl Baş Edilir?’ yazısının bir alt başlığı. Mutlaka okunmalı. ‘Hangisi Doğru Erkek Kararsızlığı’, ‘Öğrenilmiş Çaresizlik Duygusu’ yazıları da özellikle kadınların ilgisini çekecek türden.
En ilginç yazılarından biri de ‘Ramiz Dayı Bilge Değil, Antisosyal’ başlıklı olanı. Bu yazısında ‘Ezel’ dizisindeki karakterleri kadınerkek ilişkileri kodlamasında çözmüş ve eski Türk filmi kahramanlarına da göndermeler yapmış.
Uzun lafı kısası, Sinem Demir’in yazıları hem ilgi çekici, hem keyifli, hem de bir psikolog tarafından kaleme alınmış olması sebebiyle oldukça bilgilendirici. ‘Hah işte bu’ diyeceğiniz pek çok nokta yakalayacağınız garanti!

HAFTANIN NOTU

Türkiye Kadınlar Kültür ve Dayanışma Birliği’ne (KADBİR) destek veren 28 Sivil Toplum Kuruluşu, televizyonda yayınlanan ‘Fatmagül’ün Suçu Ne?’ ve ‘Kılıç Günü’ dizilerini, Türk aile yapısını ve halkın ahlakını bozdukları gerekçesiyle protesto etmiş. Çocukların henüz uyumadıkları saatlerde yayınlanan bu dizilerde toplumca onaylanmayan davranışların normal karşılanmasının aile yapımıza bir saldırı olduğunu savunmuşlar.
(Dizi konusuna bu bakış açısıyla girecek olursak, hemen bütün dizilerin kaldırılmasının gerekliliğine kadar gider bu iş. İyisi mi biz artık, çocuklarımızı pırasa gibi ekran karşısına oturtmaktan vazgeçelim, bu kadar önemsediğimizi iddia ettiğimiz çocuklarımıza farklı şeyler sunmanın yollarını bulalım. Dizilerin bir eğitim öğretim mecrası olmadığını da lütfen kabul edelim).