“Gururluyumdur eşim aşık olsa ona destek veririm!”

Yasemince'deki unutulmaz skeçleriyle tanıdığımız Yasemin Yalçın, 'Mihrap Yerinde' dizisiyle drama soyunarak seyirciyi ters köşe etti. Kendini 70'lere kilitleyen ve modaya karşı olduğunu itiraf eden ünlü oyuncuyla, aldatılma konusundaki soğukkanlılığını ve kadın erkek eşitliğine neden inanmadığını dobra dobra konuştuk.

“Gururluyumdur eşim aşık olsa ona destek veririm!”

RÖPORJI: CANAN DANYILDIZ

-Sert bir duruşun var Yasemin Yalçın...

Fazla magazinel bir tarafım olmadığı için öyle geliyor insanlara ama vallahi değilim, çok yumuşak bir karakterim normalde. Sette herkesle içli dışlıyımdır. İlyas (eşim) daha mesafelidir, ben o kadar değilim.

- Seni çok tanımıyoruz, günlük hayatın nasıl?

Evde olduğum zamanlar mı? Yemek yaparım, iki kızım da evde olmamı ister kapı çaldığında. Çocuklarım bile oyuncu olduğumu hissetmez, o kadar normal bir hayat sürüyorum.

- Nerede bıraktın egolarını Yasemin?

Hiiç olmadı ki! Katiyen! Öyle pohpohlanmaya da gelemem bak. Sıkılırım ‘aman yeter, sus sus’ der kaparım. Ha bir tek tiyatro, sahne alkışını severim! Gerçek reytingim alkış olduğu için, ne kadar beğenildiğimin ölçüsü olduğu için bunu önemserim. TV’de işler başkadır; iyi ya da kötü şeyi anlayamazsın; coğrafyası değişik. Beğenilsem sevinmiyorum, iş tutmazsa üzülmüyorum.

- Epeydir kendini çektin, var mı sebebi?

Her oyuncunun, sanatçının böyle kendini biraz çekip ara vermesi gerekir. Daha önce de boşluklarım oldu, ama yapılan eski işler o kadar çok yayınlandı ki TV’de bir türlü anlaşılamadı o yokluğum. Çok küçük yaşlarda da yapardım; son zamanlarda maneviyata da çok düşkünüm; ondandır.

- Senaryo gelmedi mi bu arada; film, program ya da?

Program için geldi, ooo hem de çok. Ama sinema filmi gelmiyor pek.

  -Neden, kaç tane kadın komedyen var ki zaten?

Bilmiyorum, eskiden beri böyleydi; polis oynayan bizde hep polis olur mesela. Hep aynı rolleri ve işleri bekliyor insanlar sizden. Buna direnç gösterdim ve dramayla geri döndüm.

- Mihrap Yerinde... Ters köşe bir iş, evet!

Bir de dramanın içinde olmak istedim; eşimle projeyi birlikte geliştirdik. Yeni bir ekip kurduk; işimi iyi yapmak çok önemli; soru işaretleriyle çalışmak istemem. Birçoğu eski arkadaşlarım Zafer Algöz, Kadir Çöpdemir, Sermin Hürmeriç; birlikteyiz dizide.

  -İyi oyuncusun. Neden Yasemince’de takıldın kaldın, asıl soru bu!

Geldi de farklı projeler biz mi kabul etmedik? Bundan daha iyisi gelmedi karşıma! Sonunda biz bir şey yapalım diyerek bu diziye, Mihrap Yerinde’ye başladık. Durum bu.

Doğmamış çocuğumun ağzından yazılar yazıldı!

  -Magazinle aran nasıl? Pek yok, her zaman ölçüleri olan biriydim.

- Şamdan’a basılmış mayolu bir fotoğrafın olay olmuştu... Aslında İlyas o olayın kötü adamı oldu. Hamileydim o zaman, kaldığımız yer de gazetecilerin olmadığı bir yer. Tam mayomu düzeltirken alttan çekmişler, ‘uzun namlulu’ fotoğraf makinesiyle. Hamile bir kadına yapılacak şey değil o. Sonra gazeteciden filmi istedim ve güzel bir poz vereceğimi söyledim. Özür dilemek yerine iş televizyonlara taşındı, kötü zamanlardı Canan ya. Onları Allah’a havale ediyorum.

- Kıskanç mıdır eşin İlyas Bey?

Belirli ölçülerde evet

.-O dönem seni en çok ne incitti?

Doğmamış kızımın ağzından bile bir şeyler yazdılar Canan, hatırlamak bile istemiyorum, ‘Anne, seni ben seçmedim’ gibi başlayan, çok kötüydü.

Özgürlüğümü geri istiyorum!

  -Sansür var mı dersin bugün? Hicvetmek kolay mı?

Kesinlikle eski dönemler daha rahattı Canan! Hatırla, Demirel’in ya da Ecevit’in karikatürleri çizilirdi, hoş karşılanırdı. Bugün imkansız. Hiçbir şekilde bir şey yapamazsın. Basındakiler de kalemini kırmasın, devam etsin. Oyuncu olmasaydım gazeteci olurdum bak, çok isterdim. Cesur da olurdum!

- Tansu Çiller tiplemeni hatırladım!

Hiç kendisinden bir tepki aldın mı? Yok, ama haberi gelmişti içeriğine bakıyorlar diye. Ama sadece o kadar. Demek ki bir şey yoktu ki sesleri bir daha çıkmadı. Hiç kimseyi kişiselleştirecek bir şey yoktu o karakterde. Mizahın içinde alay da vardır; ama sanatçı her zaman daha iyiyi bulmak için eleştirir, karşı durur zaten.

- Şiddeti ‘Kakılmış’ tiplemenle çok iyi anlatmıştın...

Mizahla şiddeti birleştirmek çok zor iştir Canan. O kadar zor bir durumdan gülünecek bir şey göstermek kolay değil, alı al moru mor bir kadından. Kitaplar yazılır, sempozyumlar yapılırdı, aydın insanlar anlatır, aydınlar dinlerdi. Dayak atan adam bunları görmüyordu zaten. Biz bu işi yaparken dayak atanla dayak yiyeni gösterdik. Gazetelere konu olmayan bu şey, önce 3. sayfalara sonra da tv’ye taşındı. Türkiye bir cinnetten geçiyor ama herkes rahatlamak istiyor. İnsanlar çocuklarını doğruyor Canan!

- Kendi hayatında şiddet gördün mü?

Hayır. Yanıma uğrayamaz öyle bir şey. Böyle bir şeye ‘şiddetle’ karşıyım! Bana gelebilecek bir eli havada yakalarım! Tepem attı mı elime ne geçerse. Öyle bir halim vardır!

“Kadın erkek bir arada uyumam!’”

- Senin için aşk nasıl bir şey?

Aşk mı? Yer değiştiren bir duygu. Uzun yıllar birlikte olunca, babanız, çocuğunuz, sevgiliniz, arkadaşınız oluyor. Aşk, nefrete de dönüşebilir, sevgiye de. Ama sevgi daha bağışlayıcı bir şeydir, unutma!

- İlyas Bey’le ilişkiniz nasıl?

Onunla okul arkadaşıyız biz. O çok güzel bir şey. Ne olursa olsun, onu tanırsın, bilirsin çünkü arkadaşın o. Birbirizin gerçek yüzlerini bildiğimiz için bu kadar uzun yıllar evli ve mutlu olduk.

- Ne önemlidir ilişkide?

Bir kadının kafasında soru işareti olmamalı, ‘neredesin?’ diye telefon açmamalı erkeğe, ben öyle bir kadınım; aramam.

  -Neyi affetmezsin peki? İhaneti, yalanı?

İhanet? Aşkın önüne geçilemez değil mi? Her şey insan için. Gelip bana anlatırsa, bu hiç problem olmaz. Ama gizliden hem ben olayım, hem o... Harem olsun! Yok o kadar geniş görüşlü değilim. Gizliliğin affı olmaz.

-Nasıl tepki verirsin, yaşarsan?

Feveran etmem, kabul de etmem. Gururlu bir kadınımdır ben (kahkaha atıyor), olgunlukla karşılarım. Elimden gelen her desteği de veririm.

  -Kadın mı erkeği elde eder, erkek mi?

Neden etsin ki? Basit bir şey değil mi elde etmek... Ben zoru, özeli severim.

- Ya kadın erkek eşitliği?

Yok buna inanmıyorum! Kanunlar karşısında evet, tamam. Ama kadın bence bir erkekle neden eşit olsun ki? Kadın özeldir yahu, daha başka bir varlıktır... Erkekle eşit meşit olamaz. Hani bir TV programı vardı, kadın erkek bir arada yatıyorlardı. Yatmam arkadaş öyle erkekli kızlı. Kadın özeldir, öyle şey olmaz!

 - Kapris Hanım?

Hayır ya, değerim verilsin yeter!

“Dobralığımı sevmiyorum!”

- Kendinde neyi sevmezsin?

Dobralığım, ama hemen toparlarım...

- İlla olması gerekenin?

Doğallık! Fotoğrafta bile sahte bir gülüşüm varsa hemen yırtar atarım!

- Sahnede tacize uğradın mı hiç?

Asla! Hiçbir zaman!

- Peki dizinin adı gibi, mihrap yerindeyse her kadın istediği erkeği baştan çıkarır mı dersin?

Sanki! (Gülüyoruz)

 “Modayla uğraşanın beyni yoktur!”

- Genel olarak ülke gidişatını nasıl görüyorsun?

Ya, dedim ya; ben bile bu halimle 2 çocuğumu nasıl yetiştireceğim diye düşünüyorum. Millet ne yapsın? Ayrıca bir de moda diye bir şey var, nedir Allah’şkına!

- Eyvah, fena bir mevzuya geldik!

Valla bak, herkeste bir moda hastalığı. Bir pembe modası oluyor herkes pembiş, yok perma moda oluyor herkes bonus. Çok rahatsızlık duyuyorum gençlere bunun pompalanmasından. Modayla uğraşanın beyni yoktur!

  -Ya moda programları!

Allah! Şu moda programlarının bir haltmış gibi gösterilmesinden bıktım! Nedir bu moda hikayesi Canan ya! Bunlar modacı filan değil, mahalle terzisi! Bak sinirleniyorum düşündükçe!

-70’ler modası da yok muydu ya!

Hayır arkadaşım, kotumuzu gömleğimizi giyer çıkardık. 2 pantolon 2 gömlekle okulu bitirdim ben be.

  -Neden bu moda düşkünlüğü var dersin? Bunca insan yanılıyor mu?

Beynimizin ve aklımızın açığını modayla kapatıyoruz. Ne kadar iyi giyinirsen giyin bir yerden fire veriyorsun! Neden? Beynin boş çünkü!

  -Ya zayıflık!

Aaaa! Hele o zayıflık! Herkes Barbie bebek gibi zayıf olunca çok mu güzel?

- Kendini de kısa boyuna rağmen seviyor musun?

Evet! Hatta bu halimle kendim alay da ediyorum. Sağlığım için birkaç kilo verdim o kadar. Ama kendimi kısa boyuma rağmen seviyorum. Hayat dediğin merdivenleri çıkarken bembeyaz saçlı, buruş buruş bir kadın olarak yaşlanmak istiyorum. Estetiksiz.

“Çok dalgınım, araba kullanamam!”

- Karşıma komik bir kadın çıkacak sandım, mendilimi bulamıyorum!

(Gülüyoruz) Doğrudur, bak doğru bir tespit. Çok eğlenceliyimdir aslında; ama gözümün bir yerinde hüzün hep olur. Güçlüyümdür, her şeyi aşarım; geride bırakırım.

- Maske mi takıyorsun çoğunlukla...

Komedyen olarak tanıdınız beni ama aslında bir oyuncuyum. Yok takmıyorum; sadece komik hallerimden bilinçaltına sanki hep kakariki yapıyormuşum gibi geliyor. Ters köşe olman bu yüzden!

-Sessizliğin olur mu?

İçimde fırtınalar kopar, anlatmam ama. Çok düşünürüm Canan. Durağan, durgun bir insanım. Ha, kızlarımla çocuk gibi eğlenmeyi de çok seviyorum, çok abukluklar da yapıyorum. 50 yaşına gireceğim yakında, ama her ortamda hoplayacak bir şey yok.

  -Dalgın mısındır?

Bu yüzden araba kullanamıyorum sen ne diyorsun! Köprüden geçeriz, İlyas’a ‘ya gelmedik mi köprüye’ derim; ‘az önce geçtik, sen de amma espri yaptın ya’ diye alay eder.

- Ne düşünürsün?

Başka bir dünyam var ve oraya kimse dahil değil; maneviyat, derinlik. Çok bahsetmek istemiyorum; ama yüzeysel değil; o kadarını bil yeter bence!

- Ürküyorum, pek bizim zamana ait değil gibisin...

Evet! Kendimi 70’lere kilitledim, oraya kapattım. Orası ayrıca çocukluğumdur. 30’larım gözümü açmadan çalıştığım yıllar ve sonrası aile kurmak vs. Çok hızlı giden bir otomobilde manzarayı kaçırmak gibi oldu.

- Neden 70’ler?

O yılların samimiyetini, mahalle duygusunu çok özlüyorum. Bu yüzden oraya sakladım kendimi. Bugünün yüzeysel ilişkilerini sevmiyorum.

  -Bu anın, bizim ne suçumuz var?

Samimiyeti bulunca bütün dünyamı, kucağımı açıyorum; onun dışında kapıyı tamamen kapatmış değilim; aralık bıraktım bu zamanla kendim arasında. Her zaman iyi ilişkiler içindeyimdir; ama o kadar. Politik olmaktan, sırt sıvazlanmaktan ya da pohpohlanmaktan yana değilim!

- Çocukluğunu merak ettim yahu!

A çekingenimdim, gerçi hala öyleyim. Konuşamam öyle ben pek. Hatta geçen gün bir programa katıldım, yanımda Kadir Çöpdemir’i sürükledim ‘gel senin ağzın laf yapar’ diye. Üniversite yıllarımda açıldım yahu, küçük kızım Eda da bana benziyor bu konuda. İçine kapanık.

''Bizde eve geç gelinmez”

- ‘Yalçınlar’ fotoğrafçılık senin aileninmiş?

Evet, babam 5 çocuğunu fotoğrafçılık yaparak büyüttü.

- Senin kızlarınla aran nasıl?

Çok iyiyiz, çok seviyorum onları; arkadaş gibiyiz. Eylül koskocaman kız oldu; sevgisini daha kolay gösterir; öteki prenses çok saklayarak yaşar sevgisini ama çok da içtendir.

- Erkek çocuğu beklentin var mıydı her anne gibi?

Yok vallahi, hep kız olsun istedim; erkek çocuk açığını kapattılar. Hem babalarıyla hem de benle araları çok iyi. Yumak misali!

- Kızlara karışır mısınız?

Belli ölçülerde evet. Ama her ikisi de bizi iyi taşıyan çocuklar. Eylül oyunculuk ve dansı bir arada götürmek istedi, Eda da oyuncu olmak istiyor. Belli bir saatten sonra kendi başlarına uçmaya başlayacaklar. Biz de onların isteklerine saygı duyuyoruz.

- Yasaklar, kurallar var mıdır evde?

Yok hayır, herkes nasıl davranması gerektiğini bilir. Ha bir tek eve geç saat gelmek olmaz. Eylül yaşı büyük olduğu ve işi olduğu için elbette biraz daha geç gelebiliyor ama telefonlaşırız hep, nerede olduğu konusunda. Eylül hala bizimle yaşıyor mesela.

  -Neleriniz meşhurdur evde?

Aaa, cumartesi ve pazar kahvaltılarımız, yemeklerimiz çok meşhurdur! Herkes birbirini arar ve ne yemek istediğini söyler. Çocuklar evde anne ve babalarının ünlü olduklarını hissetmez.

- Önlemlerin oldu mu onları korumak için?

Çok göz önünde olduğum yıllarda öğretmenlerinden çocuklarımın bunun farkında olmamasını, farklı davranılmamasını istemişimdir hep.

“Oyuncu her role girmeli; ama ben soyunmam!”

- Rol seçer misin, sınırların var mı?

Aaa tabii seçerim. Mesela soyunmam! Oyuncu her role girmeli aslında, ama ben yapamam. Oyuncu olacaksan, bazı şeyleri göze alacaksın, fakat ben alamam. Evli ve çocuklu olduğum için değil, gençken de öyle bir terbiye ile büyütüldüm. Sınırlarımın dışına taşamam.

- Başkası yaparsa?

Doğrusunu istersen yapmalı. Ama o ben olmamalıyım. Kendim yapmam ama yapana da karışmam, eleştirmem.

- Pornografik mi buluyorsun?

Ya çıplaklık bir derecede durmalı, erotik, pornografik olmamalı. Türk adet ve örflerine uygun olmalı diye düşünüyorum, seyirci illa o sahneyi öyle görmek zorunda değil; bir anlatırsın, karşıya geçer zaten. Zaten böyle dolaylı yoldan verilirse sanat olur, öteki türlü pornografi.

  -Sansür? Kendine?

Hayır, bak babam, ailem mutaassıp ama son derece Atatürkçü’dür; ahlak değerlerimiz her şeyin üstündeydi. Bu şekilde yetiştim.

- Bir de sesin güzel, albümün olacak!

Ya sorma, hep derlerdi sesin güzel diye. Evde şarkı çok söylerim. Teklifler hep gelirdi, bir gün Mazlum Çimen piyano başında ses aralığıma baktı ve stüdyoya ikna etti. Olur mu olmaz mı derken, hazırladık, bitti. Yakında marketlerde bulursunuz. 70’lerin arabesklerini yaptık!

(1 HAZİRAN 2014 TARİHLİ POSTA KARNAVAL EKİNDEN ALINMIŞTIR.)