FRANSIZ KONYAKLARI VE KOMŞUNUN BRENDİSİ
27 Şubat 2011

Fransız konyaklarının ünü yüzyıllardır sürüyor. Yemek sonrası, ‘dijestif’ (hazmettirici) olarak bir kadeh Courvoisier, Hennessy ya da Remy Martin konyak yudumlayıp sohbete dalabilirsiniz. Hatta yemeğin sonunu beklemenize gerek yok. Geçenlerde içki devi Brown-Forman’ın yemek yazarlarına düzenlediği davette Remy Martin ile hazırlanmış başlangıçlar, ana yemek ve tatlılar sunulurken, şarap yerine konyak içenlerimiz hallerinden memnundu. Ama ben yemekten sonra Türk kahvemle Yunanlıların Metaxa marka brendisinden içmeye bayılırım. Metaxa, Fransız konyaklarından çok farklı bir lezzettir. Ege adalarının muskat üzümü ve çeşitli otlardan damıtılmış bu içkiden ilginç bir kayısı aroması yayılır insanın damağına. Komşumuzun 1888’den beri ürettiği bu brendi de bence saygıyı hak ediyor.

[[HAFTAYA]]

BEYTİ

İstanbul’daki et lokantalarının piri, ‘Beyti Kebap’ın da mucidi olan Beyti Güler, adeta etlerle fısıldaşır. Florya’ya yolum düşüp de nefis pirzola ve köftelerinden tatmışlığım vardır. Nedense burası hakkında yazmayı hiç düşünmemiştim. Ama son uğradığımda, ilerleyen yaşına rağmen Beyti Bey’in yetişkin oğulları Cüneyt ve Ahmet’i bile kıskandıracak heyecanıyla koşturmasını, konuklarının hatırını sormasını görünce, bu ne meslek aşkı, bu ne titizlik ve nezaket diye şapkamı çıkartıyorum. Beyti’nin bu iki katlı, çok salonlu, özenli ve şık et sarayında yemek fiyatları pek ucuz değil elbette. Ama etler en seçme etler, servis de kusursuz. Kısacası Beyti, her gün gidilecek bir yer değil; gerçek bir sanat evi, sıra dışı bir et lokantası çünkü. Ama Beyti Bey ile oğullarının bu görkemli ve tıkır tıkır işleyen yerine arada bir uğranmalı derim.
(Şenlikköy Mah. Orman Sokak No: 20 Florya-İstanbul Tel: 0212 663 29 90)

Zekeriyaköy’de Somarin

İstanbul’u çevreleyen orman köylerinde kent hayatının gürültü ve gerilimi yok. Ne var ki, bu modern mahallelerde oturanların keyifle yiyip içebilecekleri mekanlar da çok sınırlı. Geçenlerde liseden arkadaşım olan Muhsin ile Zekeriyaköy’e gittik ve bir sürprizle karşılaştık: Somarin. Tekstilci Ali Uzunhekim ve İtalyan Hastanesi eski Başhekim Yardımcısı Dr. Sema Kaya’nın çarşı içinde açtıkları bu şirin mahalle lokantasının sımsıcak havasına bayıldık. Dileyen açık mutfağı çevreleyen bar tarzı masalarda yemeğini yer, isteyen masasına geçer. Somon ‘gravlaks’ tabağı ile başladık. Ali Bey, elcağızıyla tuz, şeker ve dereotu ile marine ettiği somon balığından kestiği ince dilimleri kapari turşusu ve dereotlu hardallı sosla servis ediyor. Refakatte konserve kuşkonmazlar. Pek güzel. Sırada ev yapımı Rus mantısı ‘pilmeni’ var: Kalın çekilmiş yağsız dana etinden harçla doldurulmuş bu ufak hamur topları tavuk suyuyla haşlanmış. Çok lezzetli! Sema Hanım’ın portakal kabuğu rendeli krem karameli de başarılı. Bizden bu kadar. Listede somonlu makarna, peynir fondü, yumurtalı pilav gibi basit ama lezzetli başka yemekler de yer alıyor. Tatlı babında dileyen çikolatalı fondüden gider. Somarin, İstanbul’un şık lokantaları arasında olmayabilir ama ‘mahallenin mutfağı’ atmosferiyle insanın içini ısıtıyor, bu modern köye yeni bir ruh katıyor.
(Garanti Koza Çarşısı, Vişne 1 Mahallesi Eğrisel Blok No:4 Zekeriyaköy Sarıyer-İstanbul Tel: 0212 202 70 42)