'Fransa'da sürgündeydik Türkiye'de yabancı olduk'

2. Abdülhamit'in torunu Ayşe Adile Nami Osmanoğlu Tars çöküşü, sürgünü, zor yılları, özel hayatını anlattı

'Fransa'da sürgündeydik Türkiye'de yabancı olduk'

Röportaj: Seral Cumalı

[email protected]

Ayşe Adile Nami Osmanoğlu Tars, Osmanlı hanedanının son temsilcilerinden. 2. Abdülhamit’in kızının torunu. Osmanlı İmparatorluğu devam etseydi bugün ona “Adile Hanım Sultan” diyecektik. Büyük dedelerinin, yani Osmanlı padişahlarının tablolarını yaptı.

Tablolar, 16 Ekim-15 Kasım arasında, dedesi Sultan 2. Abdülhamit’in yaşamış olduğu Yıldız Sarayı’nda sergilenecek ve satışa çıkacak. Röportaj yaptığım kişilerin aile hikayesini merak ederim. Ayşe Adile Nami Osmanoğlu Tars’a da sordum. Hanımefendi, köklü bir hanedanın çöküşünü içtenlikle anlattı.

Önce, birlikte geçmişe gidelim istiyorum.

Babam, 2. Abdülhamit’in kızı olan Ayşe Sultan’ın oğlu. Ayşe Sultan ilk evliliğini Prens Ahmet Nami Bey’le yapıyor. İki çocukları oluyor: Biri babam, diğeri amcam. Ayşe Sultan boşanıp Mehmet Rauf Bey’le ikinci evliliğini yapıyor, ondan da bir çocuğu oluyor.

Osmanlı hanedanı sürgün edilince aile ne yapıyor?

Babam Osman Nami Osmanoğlu 1924’te ilk kez Paris’e gidiyor. Orada 2. Abdülhamit’in Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa’nın torunu Ayşe Adile ile evleniyor. Sonra Tunus’a gidiyorlar, ben orada doğuyorum. Ancak annem doğumda vefat ediyor. Babam, iki ablam ve benimle yaşamını sürdürürken ikinci evliliğini yapıyor ve Paris’e dönüyoruz. O evlilikten iki çocuğu daha oluyor. Yani benim iki annem oldu; biri doğurdu, diğeri büyüttü. İkinci annem ise iyi bir Alman aileye mensuptu.

Size o zaman yaşananlarla ilgili olarak ne anlatıldı?

O dönemlerde doğrusunu söyleyeyim, bize pek bir şey anlatılmadı. Sadece çok iyi bir aile olduğumuzu, her zaman herkesten farklı davranmamız ve örnek olmamız gerektiğini söylerlerdi.

Büyük bir imparatorluğun, hanedanın fertleriydiniz ama Paris’te normal bir yaşam sürüyordunuz. Bu nasıl açıklandı size?

“İnsan hayatı her an değişebilir, ama hanedan fertleri olduğumuz hiçbir zaman değişemez” denildi. “Atatürk’le ilgili kötü konuşulmazdı” - Atatürk’le ilgili ne konuşulurdu evinizde? Bizim evde o dönemlerde Atatürk ile ilgili kötü birşey hiç konuşulmazdı. Buraya tekrar gelip gelemeyeceğimiz meçhuldu. Babam Türk olduğumuzu gururla taşımamızı istedi. Türk pasaportu dışında pasaport aldırmadı bizlere.

Bir gün döneceğine inanıyor muydu?

Her zaman umutluydu ve bu hep hayaliydi.

Saltanatın kaldırılması, sürgün travması nasıl atlatıldı aile içinde?

Burada saraylarda yaşayıp oralarda sürgün hayatı yaşadılar. Babamın yaşı küçüktü. En büyük travmayı ve zorluğu yaşayan, babaannem Ayşe Sultan’dır.

Neler anlatılırdı o sıkıntılarla ilgili, hatırlıyor musunuz?

Ayşe Sultan o kadar güçlü bir hanımdı ki. Fransa’daki aileyi bir arada tutan o olmuştur. Hanım sultandı, ne kadar zor günler geçirdilerse de göstermemeye çalıştı. Sürgünde de olsak başımızı dik tutalım diye uğraştı.

Nasıl geçindiler?

Ayşe Sultan gerektiğinde resim yaptı, boncuk işledi, onları sattı. Bu şekilde ayakta durmaya çalıştı. Meslekleri yoktu, o nedenle sanat üzerine yoğunlaştılar. Sürgünde de olsanız Türkiye’yi temsil ediyorsunuz, bir çok işi yapamazsınız. Bir yandan da çocuklarına iyi evlilikler yaptırmaya çalışıyordu. Çok otoriter, son derece prensip sahibi, çok inatçı, başı dik bir hanımdı.

“Hepimiz isyan ettik ama hoşgörülü davrandık”

 Hiç size haksızlık edildiğini düşündünüz mü?

Hepimizin isyanları oldu. Ama etmemeniz lazım. Her şeyi akışa bırakırsanız su yolunu bulur. Hoşgörü diye bir şey varsa, bizim ailede var. Ama bizi anlamak zordur.

 Neden?

Empati yapılamaz. Ben başkasıyla ilgili empati yapabilirim ama başkası benimle ilgili nasıl yapacak?

Nasıl yetiştirildiniz, bir prenses gibi mi? Osmanlı terbiyesiyle mi? Yoksa batı eğitimiyle mi?

Karışık. Avrupa’da büyümek bizi açık, ayakta onurlu duran, çok mücadeleci insanlar haline getirdi. Onun dışında normal bir okul eğitimi gördük.

 Sürgün hayatı mücadele gerektiriyordu kuşkusuz.

Yaşınız küçük de olsa, insanlar sizden çok şey bekliyordu.

 Kim bekliyordu?

Fransızlar sizin kim olduğunuzu biliyorlar. Onlar için çok farklı ve önemliydi.

Aile de sizden çok şey bekliyor muydu?

Bizden örnek olmamızı bekledi. Herkes bizden bir şey bekledi. Kolay değil bir çocuk için.

 Kendinizi bir prenses gibi hissettiniz mi?

Hiçbir zaman.

Saray protokolünden çıkınca sürgünde aile daha yakınlaşmıştır herhalde.

Babam bizi sıcak bir ilişki içinde büyüttü. Hep ailenin önemini anlattı. “Kök olmadan hiçbir şey olmaz” derdi.

Köklerinizin nerede olduğunu hissediyorsunuz?

Türkiye’de... Herhalde kanımdan geliyor. Türk sanatı, müziği beni mıknatıs gibi çeker. Türk mutfağına bayılıyorum, iyi bir gurme sayılırım. “Kimse Osmanlı ile ilgili bir şey duymak istemiyordu”

Sürgünden dönünce Türkiye’de neler yaşadınız?

1 Ekim 1974’te Türkiye’ye geldiğimiz zaman 17 yaşındaydım. Büyük değişiklikler yaşadık. Osmanlı ile ilgili bir şey duymak bile istenmiyordu. Üstelik 2. Abdülhamit’in küçük torunuydum, bazı insanlar ona ‘Kızıl Sultan’ diyordu. Fakat 80’lerden sonra Osmanlı ile ilgili kitaplar çıktı ve sempati gelişmeye başladı.

Burada kendinizi nasıl hissettiniz?

Orada sürgündeydik, burada da yabancı hissettik başlangıçta. Hem Osmanoğlu’yuz, hem Türkçemiz çok kötü, hem o dönemde Osmanlı’ya çok kötü bakılıyor. Bu yüzden insanlar bize yabancı olarak baktılar. Osmanoğlu olduğumuzu açıklamamız bile bir sorundu. O sebeple hiç birimiz burada kalmak istemedi.

 Neden döndünüz peki?

Kader diyelim. Ben kadere inanırım. Bazen kader ağını örer ya, neden buradasınız, neden gitmiyorsunuz, bilemezsiniz.

 AK Parti hükümetiyle ilişkileriniz nasıl?

Politika yapmak için söylemiyorum ama Türkiye birçok açıdan iyiye gidiyor. Eskiden bayramı hissetmezdik, şimdi hissediyoruz. Kültürümüz yeniden canlanıyor. Benim ecdadlarıma karşı son derece saygılılar. Ben batı eğitiminden geliyorum, farklı olamam, buna da saygı duyuyorlar.

“Neyimiz var neyimiz yoksa hepsini sattık”

 Dedeniz 2. Abdülhamit’in mühürlerinin Türkiye’ye getirilmesi hikayesini anlatır mısınız?

1997’de, bu mühürleri, birinci derece kuzenim Paris’te müzayedede satıyordu. GENPA’nın sahibi Yönetim Kurulu Başkanı Zeynel Abidin Erdem ve ikizi Mehmet Nezih Erdem parayı ödedi, ben de müzayedeye telefonla katılıp satın aldım. Zeynel Abidin Erdem, mühürleri Topkapı Sarayı Müzesi’ne hediye etti. Bunun gibi bir çok şeyi kurtarabilirdik belki.

 Çok şey satıldı mı?

Bir aile zor durumda kalınca ne yapar? Tabii ki sattılar. Ama sanmayın ki insanlar buradan sürgüne bavul dolusu mücevherle, eşyayla gittiler.

Aileniz sergiye gelecek mi?

Bazıları gelecek, herkes değil.

Kırgınlıklar mı var?

Her büyük ailede olduğu kadar.

Ailenizden size kalan en önemli yadigar nedir?

Soyum bana büyük bir hediye. O satın alınamaz!

“Dostlarım onur duyuyor, benim ruhum okşanıyor”

Mersin’de oturuyorsunuz. Mutlu musunuz?

Mersin’i çok seviyorum. Eşim Ali Refik Tars, Tarsuslu. Çok eski bir aileye mensup. Avusturya’da eğitim gördü, ekonomist ama tarımla ilgileniyor. Her ikimizin de ilk eşlerimizden ikişer çocuğu var. Yani dört çocuk annesiyim. Üç erkek, bir kız.

Eşinizle nasıl tanıştınız?

Büyük bir 2. Abdülhamit hayranıydı. Bir aile ferdi bizi tanıştırdı.

Mersin’de sizin kim olduğunuzu bilenlerin davranışları farklı oluyor mu?

Dostlarım onur duyduklarını söylüyorlar. Bana büyük saygı duyduklarını hissediyorum.

Bu hoşunuza gidiyor mu?

Evet, ruhum okşanıyor. Kimin gitmez ki...

"Dedelerimin resmini çocuklarımın geleceği için satıyorum”

Resim yapmayı nerede öğrendiniz?

Ayşe Sultan ve babam, çok güzel resim yaparlardı.

Padişah dedelerinizi resmetme fikri nasıl oluştu?

2010 İstanbul Kültür Başkenti için mutlaka bir şey yapmalıydım. Minyatüre meraklıydım. Evde çok fazla erkek var, hep maç seyrediyorlar. Ben de kendime bir oda hazırladım, orada Osmanlı padişahlarının resimlerini yapmaya başladım. Herkes motive etti. Satmamı isteyenler oldu. Satmadım ve sonunda bir koleksiyon oluşturdum.

 Resimlerle bir mesaj mı vermek istediniz?

Gençlere, padişahlarla ilgili yeni bir imaj vermek istedim. Çünkü hep asık suratlı resmedildiler. Belki daha canlı bir ifadeyle merak uyandırırım, gelirler, sohbet ederiz diye düşündüm.

Hayalinizdeki hallerini mi resmettiniz?

Evet. 2. Sultan Abdülaziz iri yapılı bir padişahmış. Kendini zayıf hayal edermiş. Hatta Dolmabahçe Sarayı’na, kendisini zayıf gösteren özel aynalar yaptırmış. Onu zayıf resmettim. Aslında hepsine biraz renk kattım.

Serginin adı ‘Bu Gözler Kimin?’ Dedelerinizin gözlerinde ne gördünüz?

Dikkat ederseniz gözlerinde gülen bir bakış var. ? Neden? Çünkü Osmanlı padişahları genellikle sevecen kişilerdi.

Sergi fikri nasıl oluştu?

Dedem 2. Abdülhamit’in sarayı olan Yıldız Sarayı’nda sergilemek istedim. Hem de mabeyn, yani o zamanki kabul salonunda. Kültür Bakanımız Ertuğrul Günay nazikçe destek verdi. O kadar işadamı, bildiği halde sponsor olmazken İstanbul Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş ve Kültür A.Ş. hemen devreye girdi. Müteşekkirim.

İşadamları neden sponsor olmak istemedi?

Cesaret edemediler.

Resimleri satacak mısınız?

Koleksiyon olarak satacağım.

Var mı talip?

Var ama iyi bir talep bekliyorum.

Neden resimleri satıyorsunuz?

Kendim için değil, benim eşim var, geçiniyoruz. Çocuklarımın geleceği için satmak istiyorum.

4