'Fildişi kulemde değilim dolmuşa da binerim'

'Fildişi kulemde değilim dolmuşa da binerim'

Yazdığı her kitapla ‘en çok okunanlar’ listesinin ilk sırasına yerleşmeye alışmış bir yazar Ayşe Kulin. Bu kez de yaşamının 40 yılını anlattığı ‘Hayat’ ve ‘Hüzün’ isimlerini taşıyan iki kitapla okurlarının karşısında. Çocukluğunun Ankara’sını, Cumhuriyet’in en çalkantılı dönemlerini, bir Osmanlı Ailesi’nin son yıllarını kendi gözünden anlatıyor kitapta. Ayrıca Ayşe Hanım bu iki kitabına iki evlilik-boşanmayı ve dört çocuğuyla yaşadıklarını da sığdırmış. ‘Veda’ ve ‘Umut’un ardından çıkan yeni kitaplarla üçlemeyi tamamlayan Kulin “İki boşanmadan da bir gün bile pişman olmadım. Çektiğim zorlukları, o evlilikte çekeceğim ezikliğe tercih ederim” diyor...

Röportaj: Gülay ZAİM

Fotoğraflar: Muzaffer KANTARCIOĞLU

Son eseriniz iki kitaplık bir seri: ‘Hayat’ ve ‘Hüzün’.

Evet, ‘Veda’ ve ‘Umut’ adlı kitaplarımın devamı niteliğinde. ‘Veda’da Osmanlı nazırı olan dedemin ailesinin hayatını anlattım. ‘Umut’ta ise babam ve annemin aileleri yer aldı. Son ikisini yazmam gerekiyordu çünkü bir şeyler eksik kalacaktı. Tek kitapta toplamak istedim ancak çok kalın oldu, iki bölümde topladım. Son kitaplar 1941- 1983 yıllarını kapsıyor. Kitaba anılarımı ve Türkiye’nin geçmişini serpiştirdim. Beni en çok etkileyen, iz bırakan anılarımı aldım. Babamın vefatına kadar beni ilmek ilmek örerek bugünkü ben yapan kişileri, olayları kendi gözümden aktardım.

Biyografi türü kitaplarla tanındınız. Bu türde devam edecek misiniz?

Biyografi olarak iki kitap yazdım. Biri ‘Adı Aylin’, diğeri ‘Füreya’. Ama çok eleştiri, kırgınlık geldi yakın çevremden. “Yok az yer verdin, küçük kullandın, ona değinmedin” diye. Halbuki birebir anlatmak zorunda değilsin. Onu anlamıyor karşı taraf, kendi gözüyle görmemi bekliyor. Sonra dedim ki; “Bir daha başkasının hayatını yazmayacağım. Kendi hayatımı yazarım. En azından kimse bir şey diyemez. ‘Hayat’ ve ‘Hüzün’ de öyle çıktı zaten.

Son kitaplarla ilgili eleştiri aldınız mı?

İyi karşılandı. Zaten anlattıklarım ne intikam ne hesaplaşma. Başkalarının hayatına girmemeye gayret ettim. Bu benim kitabım. Başka insanlar bana kötülük ettiler, beni kızdırdılar diye hayatlarını deşme hakkım yok.

Neden bu kadar çok okunuyorsunuz?

Hayatın içinde yaşıyorum, belki ondandır. Hayattan hiçbir zaman kopmuyorum. Şehirler arasında otobüsle seyahat ederim. Dolmuşa binerim, metroya biniyorum. Tepeden bakarak C M Y B C M Y B 2 12 Şubat 2011 Yazdığı her kitapla ‘en çok okunanlar’ listesinin ilk sırasına yerleşmeye alışmış bir yazar Ayşe Kulin. Bu kez de yaşamının 40 yılını anlattığı ‘Hayat’ ve ‘Hüzün’ isimlerini taşıyan iki kitapla okurlarının karşısında. Çocukluğunun Ankara’sını, Cumhuriyet’in en çalkantılı dönemlerini, bir Osmanlı Ailesi’nin son yıllarını kendi gözünden anlatıyor kitapta. Ayrıca Ayşe Hanım bu iki kitabına iki evlilik-boşanmayı ve dört çocuğuyla yaşadıklarını da sığdırmış. ‘Veda’ ve ‘Umut’un ardından çıkan yeni kitaplarla üçlemeyi tamamlayan Kulin “İki boşanmadan da bir gün bile pişman olmadım. Çektiğim zorlukları, o evlilikte çekeceğim ezikliğe tercih ederim” diyor... ‘Fildişi kulemde değilim dolmuşa da binerim’ yazmıyorum, samimi davranıyorum. Bir yazar, fildişi kulesinde oturuyor ve yazıyor... Öyle değil. Ben yüreğimin içinden yazıyorum.

"En sevdiğim işi yapıyorum” 

Ya 1983’den sonrası?

.Hayır. Ama başıma gelen komik şeyleri, bir-iki romandan sonra tekrar anı olarak toplarım

1983’den sonra ne yaptınız?

Birçok filmde yönetmen asistanı olarak çalıştım. Çok yorulunca alan değiştirdim, halkla ilişkiler sektöründe çalıştım. Sonra şirket kurduk bir arkadaşımla, aynı işe devam ettik. Ardından gazetecilik yaptım. Sonra yazı hayatım başladı. Romanlarım patlayınca, diğer tüm işleri bıraktım. Kendimi tamamen yazıya verdim. Romanla başbaşa kaldım. Ne kadar mutlu olduğumu size anlatamam. Hayatımda en sevdiğim şeyi yapıyorum.

Yeni projeleriniz ne?

Elimde bir proje var. ‘Veda’yı yazdıktan sonra bir romana başlamıştım. ‘Umut’ adlı roman için bıraktım. Sonra da araya ‘Türkan’ girdi, yine kaldı. Hep böyle 10-15 sayfa ilave ediliyor, kalıyor. Sonra kendi hayatımı kaleme almaya karar verdim. Ama o kitabı mutlaka bitirmek istiyorum. Tamamen kurgu. Günümüzde geçecek, dönem kitabı olmayacak.

Senaryo çalışmaları var mı?

‘Veda’ ile ilgili senaryo çalışıyoruz. ‘Sevdalinka’ da film olarak çekilecek.

“Allah’a şükür kazanıyorum”

Yazmaya kaç saat ayırıyorsunuz? Hiç öyle bir saati yok. Çok kalabalık bir ailem var. Eski okul arkadaşlarımla hâlâ görüşürüz. Geçenlerde 50’nci yılımızı kutladık beraber. Roman yazıyorum diye arkadaşlarımın davetlerini geri çevirmem. Ben yaşayarak yazıyorum. Belki o yüzden hayatın içinden çıkıyor yazılar. Sabahları 10-10.30’a kadar telefon da gelmez, 6’da kalkıp yazarım. O saatler çok değerli.

Nasıl yazıyorsunuz?

Küçük bir dizüstü bilgisayarım var. O her yere benimle geliyor. Hava meydanında uçak hep rötar yapar, ben hep çalışırım. Referans kitaplarım hep oldu. Onları da beraberimde götürürüm. Uçakta okurum, yolculukta okurum, otobüste, berberde okurum.

İyi kazanıyor musunuz?

İyi kazanıyorum Allah’a şükür. Kitaplarıyla yaşayabilen en fazla 10 tane yazar vardır Türkiye’de. Onlardan biriyim. Yazdığım sürece. Çünkü her kitabın ömrü, en fazla altı ay.

Çocuklarınız ne yapıyor?

En büyük oğlum Mete, İsviçre’de yaşıyor. İsviçreli bir kızla evlendi, orada bir evi var. Adını Yeniköy koydu. Onun üç tane kızı var. İkinci çocuğum Ali, ailesiyle Singapur’da. Koç Holding’in müdürlerinden biri. O da iki çocuk sahibi. Ara sıra geliyor. Üçüncü oğlum Kerim de evli. Nurol Holding’in CEO’su, mali işler direktörü. Dördüncü ve en küçük oğlum Selim çok tehlikeli işler peşinde. Fotoğrafçı. Redbull’un tehlikeli reklam filmlerinin çekimlerini yapıyor. Kamçatka’da, Kutuplar’da veya Hindistan’da... Hiç yerinde duramayan bir çocuktu zaten. Onun da iki çocuğu var. Kız çocuk özlemimi torunlarımla giderdim. 8 torunum var, 6 ‘sı kız. Çok düşkünüm onlara.

“Sigara ve içki kullanmam”

Özel biri var mı?

Eşim var. 25 yıldır birlikteyiz. Çok mutluyum. Her iyi şey, benim başıma geç geldi zaten. Yazarlığım 20-25 sene geç geldi. Hayatımı çok keyifle paylaştığım eşi geç buldum. Maddi sıkıntı çektim, rahata erdiğim yıllar 50 yaşından sonra geldi ama oldu ya, ona bak. Bardağın dolu tarafını görmekte her zaman fayda var. Kitapta bir yer var; “Bu kadar çok hatayı kırk yıla nasıl sığdırmışım, çocukların dışında elde var sıfır...”. Şu anda ‘elde var sıfır’ değil.

Güneri Civaoğlu köşesinde size aşkını itiraf etmiş...

O bir hayranlık, bir beğenme. Biz arkadaştık, ben de güzel bir kızdım. Öyle aşk acısı çektiğini hiç zannetmiyorum. Zaten çekse itiraf ederdi. O çok şeker. Küçükken kafasına bir erik atmıştım balkondan.

Dört çocuk, altı torun sahibisiniz ve hâlâ güzelsiniz. Bunu korumak için bir şey yapıyor musunuz?

Kendime hiç bakmam. Ama sigara içmedim. Çok içki de içmem. İçki de cildi yıpratıyor. Fazla et yemem. Bir de bu kalıtımsal. Anne tarafım Çerkez, baba tarafım Boşnak. Onlar da hiç yaşlarını göstermediler. Geçen gün oğluma baktım, “Bu da elliye geliyor ama öyle durmuyor” dedim. Hareket etmek de önemli tabii. Ben yürürüm.

Bu yazı 12 Şubat 2010 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır

3