Yeni Yazısı > Fazıl Say sevenler CRR'ye! - 10.10.2010

Fazıl Say sevenler CRR'ye!
10 Ekim 2010

Sonbaharın bu kadar erken gelmesine alışamamışken bir de kışın kapıdan görünüvermesine kızgınım! Ama hiç olmazsa sezon başlıyor. İstanbul’un konser salonu CRR pazartesi akşamı açılış konserinin teması olarak müzikal bir yolcuğu seçmiş: ‘Enderun’dan Mızıka’ya’. Yani saray üniversitesi Enderun Mektebi’nden başlayıp batılılaşmanın ilk safhası Mûsika-yi Hümâyûn’a devam eden bir yol.

[[HAFTAYA]]

Türk Sanat Müziği ve Batı Müziği’nin uyumunu sergileyen konsere, Hakan Aysev ve Ahmet Özhan solist olarak katılıyor. Hemen ertesinde, 12 ve 13 Ekim akşamları için Fazıl Say hayranları çoktan biletlerini aldı bile! Say’a sezonun ilk konserinde, Japonya’dan İkuko Kawai kemanıyla eşlik edecek, hem de kırmızı kemanıyla! Aslında Say’ın dinleyicileri, o ne çalarsa zevk alıyor, kiminle çalarsa keyifle izliyor. Yaşasın, CRR’de sezon başlıyor!

Özgürlük evde başlar!

Başbakan diyor ki “Bırakın onlar da özgürlüğü tatsın!” Ben de diyorum ki özgürlük evde başlar. Bırakın çocuklar başını örtmesin. Hele “İmamhatip” okullarında okuyan genç kızlar, tek tip üniforma başörtüsünü hiç örtmesin. Baba, ağabey, amca, büyükbaba, dayı karışmasın 12-14 yaşındaki yeni yetme genç kızlara, “Örtün” demesin. Mahalledekiler de yan bakmasın, bakkal da, muhtar da, imam da! Lise bitsin. Üniversiteye geldiğinde “ben örtüneceğim” diyorsa örtünsün. Mümkünse yine tek tip örtünmeden, hani bir zahmet. Var mısınız? Koro halinde HAYIR geliyor. Ailesi istiyorsa dini eğitim alır ve dini kıyafete girermiş, yani tesettüre. Koskoca hukukçu Hatemi söylüyor “Aile isterse kız örtünür” diye. Çocuklar ailelerinin malı değildir. Çocuklar reşit olana kadar devletin koruması altındadır. Tabii devlet, devletse! Nasıl şiddet gördüğünde çocuklar, engel olunuyorsa, örtülmelerine de engel olunsun. Kim örtünüyor bakalım 19 yaşında? Yüzde 10 mu, 20 mi? Siz çocukları ambalajlayın, sonra da cumhuriyet projeniz başarısız oldu deyin. Çünkü sizin islamlaştırma projeniz daha el altından ve ustaca yürütüldü, kim bilir? “Çankaya Köşkü’ne 7 sene önce türbanlı girilmiyordu, şimdi giriliyor” diyor ya Başbakan. Ne tesadüf; 7 sene önce ben giriyordum oraya, 7 senedir giremiyorum. Çağrılmıyorum. Kastedilen budur. El değiştirme. İktidar el değiştirdi. Bürokrasi, sermaye, medya, egemen sınıflar, her şey el değiştiriyor. Birlikte yaşama projesi değil bu, “siz kenara çekilin, artık sıra bizde” projesi!

Sinemada babalar ve çocukları

Görmek istediğim ve çok umut bağladığım iki film vardı: Mehmet Aslantuğ’un yazıp yönettiği ‘Aşkın İkinci Yarısı’ ve Elizabeth Gilbert’in milyonlarca satmış, 40 dile çevrilmiş kitabından uyarlanan Julia Roberts’la Javier Bardem’in oynadığı ‘Ye, Dua et, Sev’. İkisini de gördüm, ikisinde de düş kırıklığına uğradım! Benim sevdiğim tarz olarak ikisi de “duygusal” ama düşündüren cinsten. Mehmet Aslantuğ’u oyuncu olarak çok beğenirim. Hele karşısında dünyalar güzeli Arzum Onan olunca “Gerçek hayatta da yakışan bu çift sinemada kimbilir ne olur” diyor insan. Ama senaryo zayıf kalmış, sinema dili de bana çok uymayan uzun uzun planlar, bakışmalar, susmalar halinde. Oyuncu Aslantuğ’a da Arzum’a da yazık olmuş gibi. Geç kalmış, kaçırılmış babalık, fena konu değil aslında. O senaryo biraz daha köpürtülse, karakterler biraz daha işlense, hareket katılsa daha iyi olacakmış.

Bir bestseller ama

‘Ye, Dua et, Sev’ ise çok Amerikan işi. Çevrildiği 40 dilde kitap nasıl tutmuş, bilmiyorum. Ama Julia Roberts’ın o kocaman gülümsemesi bile filmi kurtarmıyor. İtalya’da makarna ye, Hindistan’da meditasyon yap, Bali’de aşık ol formülü, iç huzuru bulmak için ABD’li bir kadına yetebilir, beni kesmez. Filmi izlerken ‘Buna benzer bir filmde mutlaka Türkiye’yi kullanmak lazım’ diye düşünmedim değil. Sanki çok zenginmiş gibi İtalyan mutfağını şişirmişler. Hindistan’da uçacaksın, Bali’de sevgili bulacaksın, ne kolay ya? Javier Bardem çarpıcı bir oyuncu ve seksi bir erkek. Onu da küçük bir rolde harcamışlar. İç dengeyi bulmak keşke bu kadar kolay olsaydı! Ne ki iki filmde de beni çarpan aynı konu oldu: Çocuklarının büyümesini kaçırmış, babalıkta geç kalmış babalar! Çocuk için de çok acı bir eksiklik. Babalar babalıklarını yarım bırakmasın, hem kendileri, hem çocukları için! İki tarafa da yazık.