'Evliyim ama güzele bakmak sevaptır'

Yönetmen Ömer Faruk Sorak'ın son filmi 'Aşk Tesadüfleri Sever' 4 Şubat'ta vizyona giriyor. Filmin fragmanı internet sitelerinde şimdiden izlenme rekorları kırıyor. Filmin yakışıklı başrol oyuncusu Mehmet Günsur son röportajını Esquire dergisinin şubat sayısına verdi. Hayatına dair tüm bilinmeyenleri Ege Görgün'e anlattı...

'Evliyim ama güzele bakmak sevaptır'

Üzerine yapışıp kalan bu ‘iyi çocuk’ imajının bir sebebi de, sana filmlerde hep duygusal, kırılgan, iyi çocuk rolleri vermeleri. Bu döngüyü kırmak, istemiyor musun?

Aslında ben çok istiyorum, kötü, şeytani birini oynamayı; yüzümü, bedenimi deforme etmeyi. Ama bunun için, cesaretli bir yönetmen lazım; herkesin istediğini çekmek yerine, risk alabilecek t...şaklı bir yönetmen...

Senle yapılan röportajlarda, karına ne kadar aşık olduğunu anlatmışsın hep. Bu kadar aşık olunca, içgüdülerine ne oluyor merak ediyorum. Yani güzel bir kadın gördün mü, bakmıyor, onu arzulamıyor musun?

Güzele bakmak sevaptır. Tabii ki bakıyorsun. Ama diğer tarafta, çok sevdiğin bir insan olduğu için ne gerek var diyorsun, onu üzmeye, ilişkiyi tehlikeye sokmaya.

Mantığını kullanıyorsun yani. İçgüdülerin yerinde; ama mantığınla, onun önüne set çekiyorsun...

Gerek yok güzel şeyleri bozmaya. Ama flört, başkadır. Hayata karşı her zaman açık olmak istiyorum; yani flört etmeyi seven bir yanım var. Ancak iş, cinselliğe taşınmıyor.

Klasik bir Türk erkeği misin? Biri eşine veya eşin birine baktığında, olay çıkarmaz mısın?

Kıskanç biri değilim. Hatta bu, önceki kız arkadaşlarımı rahatsız etmiş de olabilir. Kıskançlık, bence, olmayan bir şeye karşı geliştirilen bir duygudur. Zaten olan bir şey varsa, o kıskançlık olmaz artık. Sinirlenirsin, kızarsın. Türk kültüründe, yazılmamış kurallar var. Yanında eşin varsa, erkekler onun gözüne bile bakamıyor mesela. Bunu eşim fark etti, bir İtalyan kadını olarak. İtalya’da ise, erkekler, hiçbir şey dinlemiyor. Ona da bakıyor, buna da bakıyor ve flört ediyor. Ama Türkiye’de, yanımda eşim olduğu için onunla göz göze gelmeme durumu var erkeklerde.

Kadın-erkek ilişkilerinde pek Türk değilsin yani?

Evet, o anlamda fazla Türk değilim.

Maçoluk Türklüğün şanındandır ya, sana hiç bulaşmamış olabilir mi?

Maçoluk, mutlaka vardır. Ne bileyim? Sözünü dinlemesini istemen olabilir, dırdır etmemesini talep etmen de...

Senden hoşlanmayan biri, neden hoşlanmaz sence?

Beni tanımadığı için, kafasında başka yere koyduğu için hoşlanmaz mesela. Bu anlamda, aklıma ilk, 12 yaşında beni bedenden ikmale bırakan hocam geliyor. Herhalde, spor falan yaptığım için, havalara girdiğimi düşünmüştü.

Senden hoşlanmayan birini bulmak için, 12 yaşına gitmen gerekti; farkında mısın?

Bir de şöyle sorayım; dışarıdan itici gelecek özelliklerin, hangileri olabilir? Bu pozitif olma durumum, insanları rahatsız edebilir. Kıskançlık olabilir. Ama bunların hepsi, beni tanımayan insanların yapabilecekleri şeyler. Yoksa tanıyanherkes, beni sever.

İlk cinsel deneyimini ne zaman yaşadın?

14 ya da 15 yaşındaydım galiba. Öyle babanın oğlunu elinden tutup hayat kadınına götürmesi gibi bir durum olmadı. Zaten karşıydım öyle bir şeye. İlk ilişkim Türkiye’de yaşayan Alman bir kızla olmuştu. Bir partideydik. Kız benden daha büyüktü. Sonra 17 yaşındayken, 30 küsur yaşlarında bir sevgilim oldu. Ondan sonra, ilişkilerim daha sakin ve istikrarlı oldu.

Ne yazık ki bizim sosyal genlerimizde homofobiklik var. Sen ise bu konuda inanılmaz rahatsın. Dört sene ‘Bent’te başrol oynadın. Hiç sıkıntı yaşamadın mı, azınlık olarak?

Sen ne kadar rahat olursan, dışarıdan gördüğün baskı da o kadar hafifliyor. Bunu, orada öğrendim. Bende homofobiklik olmadığı için onlar da rahatlayıp gaylikle ilgili baskı yapmayı bıraktı ve bir anda çok iyi arkadaş olduk.

O zaman bir gay’in senden hoşlanması seni rahatsız etmiyor. Aslında homofobiklik, bu düşünceden geliyor galiba...

Hoşlanırsa hoşlanır. Dediğim gibi sen ne kadar rahatsan o da bir süre sonra rahatlıyor. Ve üzerindeki baskı azalıyor. Yoksa laf sokar araya, bir şey yapar, kendince asılır.

Buradan şu mu çıkıyor, gayler gay olmadığını anladıklarında senden hoşlanmayı kesiyor.

Hayır senin konuyla barışıklığın onları rahatlatıyor.

Bunları sormamın sebebi şu, nasıl ki kadınların hoşuna giden bir tipsen, gaylerin de hoşuna giden bir tipsin. Böyle bir durumu hissettiğinde rahatsız olmuyor muydun?

Hayır. Ben buyum işte ve erkeklerden hoşlanmıyorum. O benden hoşlanır hoşlanmaz, gerisi onun derdi. Herkes her şeyden hoşlanabilir. Bana rahatsızlık vermedikten sonra, sorun değil. Ama işin sırrı, dediğim gibi senin rahatlığında. Sen ne kadar kendini sıkarsan o kadar çok üstüne gelirler.

Güzel kadınlar için söylenir. ‘Bulunduğu noktaya, güzelliğini kullanarak geldi’ diye. Senin de bu oyunda başrolü almanın benzer bir sebebi olabilir mi?

Gayler tarafından beğenilmen, bir avantaj teşkil etmiş olabilir mi? Hamam’ı izledikten sonra beni tercih etmişlerdi. Ama evet beğenilmek bir avantajdır neticede. Bunun etkisi olabilir elbette. Bu da beni rahatsız etmez. 

Merak ediyorum, acaba hayat sana güzel şeyler verdiği için mi pozitifsin yoksa sen pozitif olduğun için mi hayat sana güzel şeyler veriyor?

Aslında her ikisi de. Ama ikinci söylediğin çok daha önemli sanki hayatı daha da yumuşatıyor, dileklerinin gerçekleşmesini sağlıyor.

Büyük acılar, kayıplar yaşadın mı?

Belki fazla yaşamadığın için, hayata bu kadar pozitif bakıyorsun? Kayıp yaşamadım ama çok zor noktalara geldiğim oldu. Ailemde tedavisi mümkün olmayan hastalıklar yaşandı. Doktorlar bana annemle ilgili son konuşmayı yaptı mesela. Sonra mucizeler oldu ve düzeldi her şey.

Depresyona girmeden o dönemi nasıl atlattın?

Yoğun bir çalışma dönemiydi. Belki de, o yoğunluktan dolayı depresyona girmedim. Bu şekilde de bu hastalığın yenileceğine hep inandım. Nitekim de öyle oldu. Yine pozitif düşünmekle ilgili bir şey diye düşünüyorum.

Ölüm fikri seni mutsuz etmiyor mu?

Korkmuyorum ki ölümden. Öleceksem ölürüm yani. Ölümle ilgili tek olumsuzluk duygu, arkanda üzgün insanlar bırakacak olmak. Tabii daha yapacağımız bir sürü şey varken ölmek sinir bozucu ama yapacak bir şey yok. Ölümün bir son olduğuna inanmıyorum. Hayatın devinimi bu. Ama tabii şu anda dibine kadar yaşamak istiyorum hayatı ve ölmek istemiyorum.

Çevrendekiler sana sahip olduğu için çok şanslı.

Ben şanslıyım asıl!

Bu yazı 30 Ocak 2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır

3