'Evliliğe her zamankinden çok ihtiyacımız var...'

'Evliliğe her zamankinden çok ihtiyacımız var...'

Gazeteci-yazar Nevval Sevindi son kitabı ‘Ruhunu Arayan Aşk’ı, ‘fırtınalı ilişkilere kullanma kılavuzu’ olarak nitelendiriyor. Kitap çiftlere, tanıştıkları andan itibaren ilişkileri boyunca yapmamaları gerekenler konusunda ipuçları veriyor. Gazeteci, şair Kerem Çalışkan ile 4 yıldır evli olan Nevval Sevindi’nin kanser nedeniyle göğüslerini, rahmini ve yumurtalıklarını aldırması sırasında aşkları, herkese örnek olacak önemli bir sınavdan geçti. Öyle ki Nevval Sevindi, “Kanseri eşimin aşkı sayesinde atlattım” diyor.

Seral Cumalı

[email protected]

‘Ruhunu Arayan Aşk’ı, ‘fırtınalı ilişkilere kullanma kılavuzu’ diye nitelendirdiniz. Neden fırtınalı ilişkilere?

Türkiye çok fırtınalı bir ülke. Hayatımın bütün dönemlerinde Türkiye’nin fırtınasına şahit oldum, bu fırtınanın aileleri nasıl etkilediğini gördüm. Değerler, kimlik, davranış biçimleri, alışkanlıklar, tüketim her şey ciddi olarak değişti. Bu doğal olarak ruh sağlığımızı da etkiliyor.

Bu fırtınalar toplumda nasıl sonuçlar doğurdu?

Boşanmalar ilk defa evlilikleri geçti diye bir haber vardı geçen gün. Evlilik yaşı erkeklerde 20, kızlarda 18’di; şu anda en çok evlenme 30-40 yaş aralığında oluyor. 40’lı yaştaki doğumlarda çocuklarda zeka geriliği daha fazla görülüyor. Birbirine iç içe geçmiş birçok şey harmanlanmış durumda.

Siz de çok fırtınalı aşk yaşadınız mı?

Elbetteki renkli yaşamanın her zaman bedeli fırtınalı yaşamak. Bu konuda deneyimim var. Bu kitap sadece kendi fırtınamı değil, hepimizin tutulduğu fırtınaya rehber biraz da...

Size bu kitabı yazdıran ne oldu?

Türkiye 80’lere kadar kapalı bir toplumdu. Televizyonla, teknolojinin alt yapı devrimiyle dünya açılmaya ve küçülmeye başladı. Türkiye de o dönemde açıldı. Televizyonla, internetle batı kültürü bütün ağırlığıyla Türkiye’ye geldiği zaman bizim ona karşı koyacak fazla bir alt yapımız yoktu. Aile de, birey de çözüldü, toplumda değerler ciddi yara aldı. Bunun sorumluluğunu hissetmem, bana bu kitabı yazdırdı.

Sorumluluğu aileler yerine, siz mi üstlendiniz?

Anneler babalar hep meşgul. Sadece para kazanma, o parayı çoğaltma derdindeler. Maalesef arkada bıraktıkları enkazın farkında değiller. Aileler çocuklarının her istediklerini yaparak anne- babalık yaptıklarını sanıyor. Ama tam tersine mutsuz, en basit ‘hayır’ cevabını aldığında hayal kırıklığı yaşayan çocuklar üretiyorlar. Sadece İstanbul, Ankara, İzmir’de değil, Siirt’te, Van’da, Diyarbakır’da da uyuşturucu yaşı ilkokula düşmüş durumda. Bu boşluk, köksüzlük, kimliksizlik, başıboş kalmış insanlar, serseri mayın gibi dolaşan insanlar yaratıyor.

Kötü sonuçlarını gazetelerin üçüncü sayfalarında okuyoruz. Bu konuda uyarılarınız ne?

Mesela sana inanılmaz kibar davranır, çiçekler getirir, ama yemekte garson kazayla suyu döktüğünde, “Eşek misin sen, ne biçim adamsın” diye bağırır. Aniden agresif, şiddet dolu bambaşka bir adam olur. Bir şey istediğinde annesi, “Bugün değil yarın gönderirim” deyince kafasını duvara vurur. ‘Hayır’ bilmeyen bu çocuklar genellikle erkek çocuklardır. Herhangi bir konuda ona ‘hayır’ dediğinizde, “Şimdi sana bir tane patlatırsam” ya da “Boğazını sıkarım senin” diye şiddet içeren sözlerle karşılık verir. Sonra “Şaka yaptım” dese de, bu şaka değildir. ‘Hayır’ı bilmeyen insanlar cinayet de işleyen insanlardır. Annesini ya da sevgilisini öldüren, başını, kolunu kesenler bunlar. Onun için başta verdiği ipuçlarını gördüğünüz zaman ilişkimizi kesmemiz gerekir. Onunla sağlıklı bir şey olmaz.

Kadınlar ilişkilerde en çok hangi hatayı yapıyor?

17-18 yaşındaki kız evliliğe odaklanıyor. Bu koca kadınlar için de geçerli. Karşısındaki erkek ne yaparsa yapsın, onun için evlilik, gelinlik giymek önemli olduğu için gerçeği görmüyor. “Sonra geçer” diye düşünür. Ama düzelmez! Eğer evliliğe odaklanırsanız sizi kullandığını, paranızı çarptığını, size yalan söylediğini görmezlikten geliyorsunuz. Evliliğe odaklanırsanız sağlıksız ruh halindeki insanların avı haline gelirsiniz. Üçüncü sayfa haberleri bunlarla dolu. “Mememizi kaybettiğimizde yine bizi sevecek biri varsa orada aşk vardır...”

Aşkın yaşanma biçimi de değişti, değil mi?

Aşk kelimesi çok kullanılıyor, aşktan kastedilen de sadece cinsellik. Oysa aşk cinsellik değildir. Günümüzde cinsel partner olmak tek gerçek. Birbirinin kollarına atılıp yatıp kalkmanın aşkla alakası yok. Aşk, ilişkilerini sevgiyle götürmektir, sevgiline, karına, kocana aşkla bakmaktır, hayatı birlikte içselleştirmek, derinleştirmektir. Ağlarız, güleriz, üzülürüz, hastalanırız, meme kanseri olabiliriz, memelerimizi kaybederiz, her şeyi bizim de aynı koşullara rağmen seveceğimiz biri varsa, işte o zaman orada aşk vardır.

Sizin örneğinizde de böyle oldu sanırım...

Babam 85 yaşında; annem ölünceye kadar ona ‘fıstık içi’ derdi. Biz üç kız kardeş kıskançlıkla, “Yaşlı, şişman bir kadın artık, hala ona iltifat ediyorsun” dediğimizde, “Size öyle geliyor, benim gözümde evlendiğim zamanki güzellikte” derdi. Doğru söylüyor, sevgi zaten bu. Sevgi, aşk, sizin ondaki eksiklikleri değil, artıları görmenizdir. “Bir kilo aldın, şişko bir kadın oldun” diyen bir adamın zaten sırf sizi değil, kimseyi sevmesi söz konusu olamaz. Aşk insanın eksikleriyle değil değerleri üzerinden hayata bakmak. Yoksa eksiklerle siz de eksilirsiniz.

Genç olmayan bir yaşta, 50 yaşında aşk evliliği yaptınız. Eşiniz Kerem Çalışkan da yaşıtları daha genç kadınlarla evlenirken, kendi yaşıtını seçti. Nasıl oldu?

Benim üçüncü evliliğim. Fırtınalı, değişik, renkli bir hayatımın olduğunu biliyordu. Büyük bir aşkla bana bağlandı. Benim o aşkı görmem geç oldu. Onun büyük aşkını gördüm elbette ama entelektüel arkadaşlığımız benim için çok daha değerliydi. Entelektüelliği ideolojiye bağlı olmadan paylaştık. Kalbini rahatlıkla açabilen bir insanı bulmak çok zordu. O aklını ve kalbini aynı anda açtı, ben aklımı açtım ama kalbimi o kadar çabuk açmadım.

Neden direndiniz?

Belki geçmişten gelen deneyimlerim, hayal kırıklıklarım beni daha dikkatli yaptığı için. İşin doğrusu erkeklere karşı küçümseyen bir tavrım vardı. Erkekler, insana hayal kırıklığı getiren, çok da başarılı olmayan insanlar gibi görünüyordu bana. Fark ettim ki verdiğim mesaj da hep “Ben yaparım, kimseye ihtiyacım yok” şeklinde oluyordu. Bunu farkında olmadan yapıyordum. Sonra bunların hepsinin benimle ilgili sorunlar olduğunu fark ettim. Farkındalığım geliştikçe kalbimde yer tutan bu güvensizlik ve hayal kırıklıklarını silmeye çalıştım. Mevlana Mesnevi’de der ki; “Kalbiniz bir aynadır, onu ne kadar parlatırsanız o kadar kendi yüzünüzü görürsünüz.” O yüzden Kerem’in aşkı çok değerliydi. Çünkü o benim aynamdı. Ben onun aşkında kendi kalbimi, yüzümü gördüm. “Bütün fırtınalarda Kerem yanımda durdu”

Böylece direnciniz kırıldı mı?

Bütün fırtınalarda Kerem her zaman benim yanımda durmayı başardı. Benim fırtınada nereye savrulduğum onun için çok önemli olmadı. Çünkü o sevgisiyle sapasağlam durdu. O sevginin ve aşkın cazibesi sizi çağrıyor. Sonuçta onu fark ediyorsunuz. Böyle bir sektörde, böylesine kişilikli, bizim bildiğimiz eski usulde bir erkek bulmak zordur. Kişiliğine güvenilir biridir. Babam hep “Erkek gibi erkek” derdi. Bir de “Gerçek erkek bir kadın sever” derdi babam. Böyle bir erkek bulduğum için şanslıyım.

Sadece sizi mi sevdi?

Evet, ben de ona inanıyorum. İnsan o derin aşkı bir kere duyuyor. Tabii ki gençliğin heyecanıyla bir yerlerden geçiyorsunuz ama o derin aşk, böyle karşılıklı geçirdiğiniz imtihanların sonucu erişebildiğiniz bilgelik hali. Biz bunun bütün safhalarını uzun yıllar arkadaşlık, iş arkadaşlığı, evlilikte yaşadık. Birlikte ördüğümüz bu kozada birbirimize sevgiyle bağlandık.

Çok önemli bir sınav geçirdi aşkınız. İkinci kez kanser olmanız, göğsünüzün alınması, tüm bunları nasıl atlattınız?

Evet hayatımız evlenir evlenmez önemli bir sınav geçirdi. Arkadaşlığımızda bu ikinci sınavdı, ama evliliğimizde ilkti. Bu sefer kanserin hem ikinci kez olması, hem de göğüslerimin ve başka organlarımın (rahim ve yumurtalıkları) alınmış olması daha da ağırdı. Bir buçuk yıl üst üste bir sürü ameliyat geçirdim. Devamlı hasta ve sorunlu olmak, göğsünüzün olmadığını bilmesi, görmesi, hissetmesi onun için de benim için de çok zordu. Ama benim için daha zor oldu. Çünkü güzelliğe de önem veren biri olarak ben çok depresif bir haldeydim.

 Ne diyordu size?

“Hiç önemli değil, neden bu kadar üzülüyorsun, buna aldırıyorsun? Benim için en ufak bir değeri yok gerçekten” diye bana çok moral verdi. Sevgisini, aşkını aynen vermeye devam etti.

“Ne cinsel hayatımızda ne bana olan ilgisinde bir değişiklik oldu”

Hareketlerinde, ilişkinizde hiç değişiklik olmadı mı?

En ufak bir farklılık olmadı. Ne cinsel hayatımızda, ne bana aldığı hediyede, ne de bana gösterdiği ilgide en ufak bir farklılık yaşamadım. Bu nedenle de o depresif ruh halimi 3-4 ay içinde atlatmayı başardım. Eşiniz çok önemli böyle bir konuda. İster kadın ister erkek olun, eşinizin size söylediği en ufak bir şey sizi çökertir, ama böylesine korunup kollanıp yaslanabildiğiniz zaman hastalığı atlatmanızda gerçekten ilaçtan bile daha etkili oluyor. Aksi olursa ilaçlar da fayda etmiyor zaten. 

Sizi kanserden aşk kurtardı diyebilir miyiz?

Diyebiliriz. Kanser bende ikinci kez ve genetik olarak saptanmıştı. Genetik olduğunu bilmeniz daha zor bir durumdu. Bunu aşıp yeniden hayata başladım. Kitap yazıyorum, televizyon programı yapıyorum (Bugün TV’de pazar günleri yayınlanan Aile Bağları adlı program), kanser derneği kurdum. Sosyal işlerime, mesleki işlerime devam ediyorum, kızıma da, eve de bakıyorum, eşimle de geziyorum. Bu hayata tutunmamın nedeni elbetteki onun bana verdiği büyük moraldir.

Memeniz alındıktan sonra silikon yaptırdınız mı?

Aslında alınırken aynı zamanda rekonstrüksiyon yapıldı. Fakat sol memem radyoterapi gördüğü için hücreler ölüydü. Ama denemek zorundaydık ve denedik. Beşinci haftada başarısızlığa uğradı. O yüzden önümüzdeki günlerde yeniden ameliyat olacağım. Sol tarafa karından yağ ve deri alınarak rekonstrüksiyon yapılacak.

“Eşimle birlikte hayattan zevk almayı başarıyoruz” dediniz. Neler yapıyorsunuz?

Kerem, sonradan öğrendi ama harika yemek yapıyor, birlikte yiyoruz. Kerem de ben de sofraları çok severiz, yemek yapıp sevdiğimiz dostlarımızı çağırırız. Kılıç balığımız çok özeldir. Televizyon seyretmiyoruz, sevdiğimiz müziği dinliyoruz. Ben dans etmeyi çok seviyorum, Kerem de bana eşlik ediyor, evde dans ediyoruz.

Size şiir yazıyor mu?

Çok şiir yazdı bana. Şanslıyım; eşi tarafından çok şiir yazılmış bir kadınım.

Romantik de bir aşk galiba...

Evet, Kerem çok romantik bir erkek. Birlikte mehtap seyretmeyi çok severiz. Güneşin batışını izlemek için değişik yerlere gideriz. Erguvanlar açarken sırf onları seyretmeye çıkarız. Doğanın uyanışı veya kapanışındaki bütün güzelliklerle birlikte ilgilenip bundan birlikte tat alıyoruz. Bu herkese kısmet olmaz. İşte aşk budur: Birlikte tat almayı becerebilmek. Gerekirse imtihanlar yaşarken birlikte o acıyı da paylaşabilmek. Acıda da mutlulukta da aynı şekilde birbirine sarılabilmek çok değerli. O nedenle de evliliğin değerli olduğunu düşünüyorum.

‘Evlilik bir kurum, onu iyi ya da kötü yapan insanlar’

Evlilik insana ve zamanımıza uymuyor’ şeklinde tezlere ne diyorsunuz?

Evlilik bugün her zamankinden daha önemli. Daha çok korunmaya, desteğe ihtiyaç duyuyoruz çünkü. Bunları da evlilikte sağlayabiliriz. Ama siz evliliği sadece maddi bir pasaport olarak görüyorsanız, sadece dört duvarınız oluyor, ama bir yuvanız olmuyor. O zaman da “Evlilik kötü” diyorsunuz. Evlilik bir kurum, onu iyi ya da kötü yapan insanlar. İnsanları dışlayıp ‘evlilik kurumu kötü’ demenin topluma zararı oluyor.

Bu yazı 10 Nisan 2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır

3