'Evlenme kezzap atarız' tehditleri üzerine 8 koruma ile nikah kıydık'

Türk sinemasının efsane aktörü Ediz Hun, Yeşilçam'ın belki de en yakışıklı jönüydü. 22 yaşında girdiği sinemaya 126 filmle damgasını vurdu...

'Evlenme kezzap atarız' tehditleri üzerine 8 koruma ile nikah kıydık'

Ediz Hun’la Suadiye Oteli’nin kafesinde buluştuk. Duygulu, duyarlı, nazik, 72 yaşında ve hala çok yakışıklıydı. İşte Ediz Hun’un hikayesi...

RÖPORTAJ: SERAL CUMALI

[email protected]

Babam Adnan Hun Almanya’da makine mühendisliği okumuş, İstanbul’a dönünce felsefe öğretmeni olan annemle (Neşvet Hanım) tanışıp evlenmişler. 1940’ın 20 Kasım’ında Alman Hastanesi’nde doğmuşum.

Zor bir doğum olmuş. Doktor, ‘Bir daha çocuk yapmayın tehlike olabilir’ demiş. Çocukluğum Cihangir’de geçti. Yazları haftasonu dedem Murat Hun’un Suadiye’deki yazlık köşküne giderdik.

Dedem, Ankara-Konya Demiryolu’nun müteahhidi, çok efendi bir adamdı. 14 yaşında, Avusturya Lisesi’nde okurken bana bir manikür takımı hediye etti; ‘Sen artık bir beyefendisin.

Bir erkeğin elleri çok muntazam olmalı’ dedi. Dedemin bunun gibi eğitici birçok öğütünü hayatım boyunca uyguladım. Canlılara, tabiata çok meraklı bir çocuktum. Tropikal akvaryum balıklarım vardı.

Babam, ‘Güzel bir hobi’ dedi ve bir odayı bana tahsis etti. Sokak köpeklerini beslerdim. 8 yaşındaydım, içimde bir sıkıntı hissettim. Meğer belediye köpeklerden birini vurmuş.

Günlerce kendime gelemedim. Bir gün pencereden bakarken bir adamın düşüp kaldırıma başını vurduğunu gördüm. Evden bir yastık alıp adamın başının altına koydum.

Böyle bir çocuktum. Çevre, hayvanlar ve insanlara duyarlılığım hep sürdü, hayatımı buna adadım. Şimdi de Büyükada’da elimden yemek yiyen martılar ve kargalar var. Kışın bile gidip onları beslerim. Ada boşalınca aç kalan 45-55 kediyi besliyorum kışın.

“Güzel kızlarla tanışırım diye artist yarışmasına katıldım”

1957 yılı, 16.5 yaşındayım. Karşı cinse zaaflar başladı doğal olarak. Bir komşu kızına aşık oldum. İlk aşklar umumiyetle öyle olur ya! 1960’ta yazları Büyükada’da geçirmeye başladık.

Babam Alman ekolü ya, üniversiteyi Almanya’da okumamı istedi. ‘Diş doktoru ol, kendi kendinin patronu olursun, hem para kazanırsın, hem de hobilerine vakit ayırırsın’ dedi.

Sömestr tatilinde adaya geldim. 1963 yazıydı. Acar Film’de genel müdür olan Sabahattin Sürmeligil misafirimizdi. Bana ‘Türk sinemasını biliyor musun?’ dedi. ‘Acı Hayat’ı gördüm’ dedim.

Bir de ‘Fosforlu’yu; Orhan Günşiray, Neriman Köksal oynuyordu. ‘Nasıl buldun?’ dedi, ‘Çok hoş’ dedim. Türkan Şoray kocaman gözlü, Orhan Günşiray çok sempatik, Ayhan Işık çok yakışıklıydı, Neriman Köksal’a da bayıldım...

Sabahattin Bey bana ‘Sen de dene. Ses Mecmuası her yıl yarışma açıyor, katıl’ dedi. ‘Tahsil ne olacak?’ dedim. ‘Tutmazsa gidersin okuluna’ dedi. 22 yaşındayım, ‘Ya orada güzel kızlar vardır onlarla tanışırım’ dedim ve yarışmaya katıldım.

Gerçekten de güzel kız dolu ama hiçbiri bana yüz vermiyor. Plajda fotoğraf çekimi var, Tunç Oral, Süleyman Turan, Ertuğrul Akbay, hepsi bronzlaşıp gelmiş, vücutlar müthiş çalışılmış.

Plajda voleybol oynuyorlar. Ben kenarda beyaz tenle çalışılmamış vücutla kalakaldım. Bir onlara baktım bir kendime, ‘Ne işin var burada, kızlar da sana bakmıyor’ dedim.

Tek başıma kaldım orada, çok sıkıldım. Sonuçlar açıklandı, ‘Birinci Ediz Hun’ dendi; şaşırdım kaldım. Yarışmada Hülya da (Koçyiğit) vardı, kızlardan Ajda Pekkan seçildi. Yarışmacılardan kimi tebrik etti, kimi sırtını çevirdi gitti...

“Almanya’daki okuluma ‘Babam hasta gelemiyorum” deyip film çevirdim”

6 film şirketi birincilere birer film garantisi veriyordu. Film başına 12 bin 500 lira alacağız. Çok iyi para. 37 bin liraya en iyi Mercedes’i alıyordunuz. Ama nasıl yapacağız oyunculuğu?

‘Yaparsın canım benim’ vardır ya bizde, bana da öyle dediler. Ailem de ‘Karar senin’ dedi. Bir süre sonra Nevzat Pesen aradı, ‘Genç Kızlar’ı çekiyoruz, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit ve sen oynayacaksın’ dedi.

Filmde 60 kız ve tek erkek ben. Kız okulunda öğretmenim. Kalbim küt küt atıyor, karşımda 60 kız normal değil mi? Erkek olsalar atmayacak! Kızlar başladılar gülmeye, utandım. Film çok tuttu.

Ama kendimi beğenmedim; ‘Bu senin işin değil’ derken yıl sonunda Türkan’la Mualla filmini çektik. Bu arada okulu arayıp ‘Babam hasta bir süre gelemeyeceğim’ dedim.

Bu arada hayran mektupları adadaki evin çatı katını kapladı. Yılda 6-7 film çeviriyorduk. Bu işi ciddiye aldım ve büyük bir disiplinle 129 film yaptım.

“Hülya ile aşk dedikodusunu film tutsun diye prodüktörler çıkardı”

Gençliğimi tam manasıyla dolu dolu yaşayamadım. Sinemada aşklar yaşarken kendi hayatımdaki aşkları tam manasıyla yaşamış değilim. Bazı yakıştırmalar yapıldı, bunları prodüktörler film iş yapsın diye çıkarıyordu.

O yıllarda söylendiği gibi Hülya Koçyiğit’le bir aşk yaşamadık. Hülya zaten 68’de evlendi, Türkan Rüçhan Adlı’yla beraberdi, Filiz Türker İnanoğlu ile evliydi, Fatma Memduh Ün’leydi. Benim de sinemanın dışında bekar erkek olarak bir özel hayatım oldu tabii.

“Çok evcimenim, evin bütün tamiratlarını ben yaparım”

Evlenince filim tekliflerinin azalmasıyla 5-6 ay boş kalmaya başladım. Bu arada sinemada açık saçık filmler öne çıktı ve sahne dönemi başladı. Bana da zamanın parasıyla 300 bin lira teklif ettiler.

Etiler’de bir kat alınabiliyordu o parayla ama ben şarkıcı değildim. 1975’te 32 yaşında Almanya’daki okuluma tekrar müracaat ettim. “12 sene geçti alamayız” dediler.

Evliyim, bir yaşında kızımız Bengü var, birlikte yurtta kalabileceğimiz Oslo Üniversitesi’ni buldum. Biyoloji okuyup bilim yapacağım. Norveçce bilmiyorum. 4 aylık hızlı bir kursa aldılar.

Kursu birincilikle, üniversiteyi ikincilikle deniz biyoloğu olarak bitirdim. Amerika’dan teklif aldım ama babam “Gel artık, tek çocuğumsun seninle vakit geçirmek istiyorum” deyince döndük.

81’de Burak doğdu. 40.5 yıldır Berna ile mutlu bir evliliğimiz var. Çok evcimenim. Evin bütün tamiratlarını ben yaparım. Kaktüs koleksiyonum Avrupa’da ilk 15’in arasında. 3500 tane kaktüsüm var.

Profesyonel olarak konferanslar, Marmara Üniversitesi’nden sonra Okan Üniversitesi’nde çevre ve ekoloji bilimleri dersi, Doğuş Üniversitesi’nde bir gün Türk Sinema Tarihi bir gün de oyunculuk dersi veriyorum.

Benim için uygun senaryo gelmezse oynamam. Seyircimin karşısına eften püften rolle çıkmak istemem. Ağırlıklı bir rol olması gerekiyor. O rolü bulamıyorum..

“Evlenince film teklifleri azaldı”

1969’un 25 Aralık’ıydı, Kalbimin Efendisi’ni çekiyordum. Uludağ’daki çekime ara verilince İstanbul’a geldim. Kapı çaldı; üç kız ‘Biz Türk Hava Yolları’nda hostesiz’ dediler. ‘İçeri buyurun’ dedim, mini etekli çıtı pıtı kızlar.

Kızlardan biri sonradan eşim olacak olan Berna. ‘Ocak’ta THY’nin balosu var sizi davet etmeye geldik’ dediler. Baktım hoş kızlar, en azından bir telefon almakta fayda var!

‘Nasıl iletişim kurarız?’ dedim, Berna telefonunu verdi. Baloya gitmedim. 1.5 ay geçti, Berna’yı arayıp ‘Bir yerde kahve içelim’ deyince, ‘Uçuyorum, telefonunuzu verin sonra arayayım’ dedi.

Birkaç gün sonra aradı, hemen de aramıyor! Cici, hoş bir kız, aklı başında. Fasılalarla beraber olduk. Çok da yorulmuştum, bir de mazbut bir adamım. Annem ve babamla tanıştırdım.

Evleneceğiz, ‘Evlenirsen yüzünüze kezzap atarım’ diye tehdit mektubu geldi. 8 sivil polisin koruması altında 1973’ün 3 Ocağı’nda Tünel’deki eski Beyoğlu Evlendirme Dairesi’nde evlendik. Büyük bir izdiham oldu.

Tam nikah kıyıldı, cam kırılması duyuldu. Polisler bizi hemen çıkardı. Meğer izdihamdan kırılmış camlar, parasını sonra bizden aldılar. Evliliğim sinema kariyerime olumsuz etki yaptı ve gelen teklifler azalmaya başladı.

(28.07.2013 tarihli Posta Karnaval ekinden alınmıştır.)