Yandex.Metrica

Yeni Yazısı > Esas namus meselesi bu - 17.04.2011

Esas namus meselesi bu
17 Nisan 2011

Bir kurumun, hem de 1 milyon 692 bin 345 gencin geleceğini etkileme gücüne sahip bir kurumun ‘Pardon’ deme lüksü olamaz. Kurumun başındaki kişi, kuruma olan güvenin kaybedilmesine sebep olan hatayı ‘Acemiliğimize geldi’ diyerek geçiştiremez.
Bunca öğrenci ve aileleri için, yani milyonlarca kişi için ‘hayati’ olan bir mesele karşısında, ‘dalga geçer’ gibi ‘Yeni araba üretildiğinde bir miktar arızaya rastlayabiliyoruz’ diyemez.
Bir kurum bir kere itibarını kaybederse, bunu değiştirmek üzere bir şeyler yapılmadığı takdirde, geri kazanması mümkün değildir. Kaldı ki, burada söz konusu olan sadece o kurumun itibarı değil, milyonlarca insanın geleceğidir. Bu anlamda, bu mesele- en az- o çok övündüğümüz, uğruna cana kıydığımız ‘namus’ meselesi kadar önemlidir.
ÖSYM kurumu, ‘güven’, ‘inanç’, ‘itibar’ kavramlarının hepsini kaybettiği halde, hala bu durumu düzeltme yönünde hiçbir çaba göstermemekte, aksine, kopya skandallı sınavı iptal etmeyi bile pek gerekli bulmamaktadır. ‘Acemiliği’ne gelen başkan, hala koltuğunda ‘Olur böyle şeyler!’ havasında oturmaktadır. ‘Çürüme’ budur işte...
Esas namus meselesi budur...

Gisele ve bizim kadınlar

Efsane top model Gisele Bündchen’in tasarladığı sandaletlerin Avrupa lansmanının İstanbul’da yapılacağı duyulduğunda ‘Gisele’i sadece kadınlar görebilecek’ gibi bir söylenti vardı. Suada’da gerçekleşecek özel geceye Türkiye’yi başarıyla temsil eden 200 civarında kadının katılması arzu ediliyordu. Çarşamba akşamı düzenlenen lansmana katıldığımda bu arzunun yüzde 90’a yakın bir oranla gerçekleştiğine tanık oldum. Hakikaten de defileyi izleyenlerin ezici çoğunluğu kadınlardı. Türkiye’yi olmasa bile, Türk sosyetesini ‘başarıyla’ temsil eden kadınlar (!)
Makyajın, parfümün, dekoltenin, takıların ve yüksek topukların en abartılı hallerinin sergilendiği ‘izleyenler mahalli’nden sahneye bakıldığında ise görülen şey Gisele’in sade güzelliğiydi. Penye, siyah bir mini elbise, varla yok arası makyaj ve sürekli gülümseyen ışıltılı bir yüz.
Aynı sadelik ve doğallık davranışlarında da vardı. Ne bir kasılma ne bir kibir belirtisi ne de insanın gözüne gözüne sokulmaya çalışılan bir seksapalite gösterisi.
Gerçek güzellik ile zorlama güzellik arasındaki en büyük fark bu...

Yollayın cadıyı, kurtulsun aile!

Kurtlar Vadisi’ndeki ‘Çakır’ karakterinin dizi icabı öldürülmesinin ardından gerçek hayatta yapılan cenaze törenini, helva dağıtma merasimini falan yaşamamış olsak, ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ dizisinin ‘Caroline’ine yapılanlara inanmayacağız. Ama durum ortada, dizileri ‘izlemiyor’, ‘yaşıyoruz’ biz. Ruhumuzu teslim ediyoruz resmen.
Böyle olmasa, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın yolunu kesen bir grup kadın ‘Caroline’i ülkesine gönderin. Türkiye’de izinsiz çalışıyormuş. Ali Kaptan’ın ailesini kurtarın’ diye tutturur mu? Bu kadarla kalsa iyi, Bakan Dinçer’e Caroline’le ilgili bir dolu şikayet mektubu geliyor, birçok kadın, izinsiz çalıştığını iddia ettikleri Caroline’in ülkesine gönderilmesini talep ediyormuş. Ne var ki, Caroline’i canlandıran Alman oyuncu Wilma Elles’in kapı gibi izni varmış, kaçak falan değilmiş.
Ama olsun! Biz yılmayız, başka bir bahane bulur, yine şikayetçi oluruz Caroline’den. Hem Allah aşkına, az mı çektik Helga’lardan! 60’lı yıllarda başlayan Almanya’ya işçi göçünü hatırlayın. ‘Ben bir yerleşeyim, seni yanıma aldıracağım’ diyen kocalarını sarışın Helga’lara kaptıran az mı kadın vardı! Ya 90’lı yıllarda başlayan ‘Nataşa’ kabusuna ne demeli? Yok, yok, ne kadar şikayet etsek az, nedir bizim bu uzun, ince, sarışın, yabancı hatunlardan çektiğimiz... Şikayete devam ediniz(!)...

Haftanın notları

-Futbol yorumcusu Erman Toroğlu, konuk olduğu bir programda kendisine yöneltilen ‘Hareminiz var mı?’ sorusuna ‘Evliyim ama tek eşli değilim. Eşim de bunu biliyor ama zaten aramız limoni... Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Ben bakıyorum da etrafta herkes oynuyor. Kadınlar daha fazla oynuyor’ şeklinde yanıt vermiş.
(İnsan hangisinin daha kötü olduğuna karar vermekte zorlanıyor. Eşini gizli gizli aldatan adam mı karısını daha çok yaralar, yoksa bu yaptığını aleme ilan eden mi? İki durumda da olan erkeğe değil, kadına oluyor çünkü. Erman Hoca merak etmesin, bu yaptığını itiraf ettiği için hiçbir köyden kovulmaz, aksine, böylelikle ‘vicdan’ meselesini de kendince halletmiş olarak yoluna devam eder. Takipçilerine de, Ali Ağaoğlu’nun kamuoyuna benimsettiği, Erman Hoca’nın da tuttuğu bu yolu izlemek düşer) 

- Başbakan Erdoğan, polise tokat atan BDP Partisi milletvekili Sebahat Tuncel için ‘Kadın, çocuk demeden gereken yapılacak’ demiş.
(Yapılsın tabii! Ama sadece Tuncel için değil, ailesine ve çevresine şiddet uygulayan AKP’li vekiller için de gereken yapılsın. Meclis’te bahçıvanlık yapan kişiyi, üzerine toz geldiği gerekçesiyle döven vekil, Tarım İl Müdürü’nü silahla tehdit edip, beş gün iş göremezlik raporu almasına sebep olacak kadar döven vekil, kendisine kimlik sorduğu gerekçesiyle polise saldıran vekil, ‘Ben döverim, dokunulmazlığım var’ diyen vekil ve şiddet konusunda sabıkalı diğer tüm vekiller için de gereken yapılsın! ‘Bizimkiler dövebilir, ötekiler dövemez’ anlayışında olmadıkları ispat edilsin.)

Bu yazı 10 Nisan 2011 tarihinde yayınlanmıştır