Ermeniler, soykırım iddiasından vazgeçemez, ancak...
14 Ekim 2009

Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın bugünkü milli maça gelmesi, kim ne derse desin son derece önemlidir. Eğer gelmemiş olsaydı, Zürih’te imzalanan protokol büyük yara alırdı. Daha ilk adım atılmışken, işlerliğinin kalmadığı, Ermeniler tarafından reddedildiği sonucu çıkardı. Bizler istediğimiz kadar, böyle bir gelişmenin büyük bir çelişki olacağını, Sarkisyan’ın kendi önayak olduğu bir süreci torpillediğini söyleyelim, yine de süreç torpillenmiş olurdu.

Ermenistan Cumhurbaşkanı, son derece cesur bir adım attı ve adımlarını da devam ettireceğinin işaretini veriyor. Sarkisyan ileride tarihçiler tarafından “Altın İmza’nın sahibi” olarak anılacaktır.

Bu gelişmelerde Azerbaycan’ın durumuna da değinmemiz gerekiyor. Bakü’nün son yaşananlardan, özellikle de Zürih’te yaşananlardan memnun olması gerekir. Zira Ankara, Azerileri satmadı. Kriz çıkaran, imza sonrasındaki konuşmalar konusunda son derece dikkatli davrandı. Verdiği sözlere sadık kaldı.

Şimdi, bundan sonrasına bakalım ve neler olabileceğini tartışalım. Her şeyin başında, öyle bir nokta var ki, o konuda kendi kendimizi hiç aldatmayalım.

Eğer bu imzalardan sonra, Ermeni toplumunun ve Ermeni Diasporası’nın hemen soykırım iddialarından vazgeçeceğini ve bundan böyle de soykırımdan söz etmeyeceğini beklersek, kendimizi aldatmış oluruz.

Ayrıca, Ermeniler’e de haksızlık yapmış oluruz. “Soykırım” Ermeniler için kolay kolay vazgeçilebilecek bir şey değildir. Soykırım inancı bu insanlar için adeta kutsallaşmış -biz kabul edelim veya etmeyelimiçlerine yerleşmiş, kuşaktan kuşağa taşınmış, insanların içine işlemiş bir inançtır.

Türk toplumu soykırımı reddetmektedir. Bu kelimeyi kullanmamaktadır. Ben de reddediyorum, ancak olaylarda hayatlarını kaybetmiş olan Ermeniler’in acısını da paylaşıyorum. 1915-16’da İttihat’çıların yaptıklarını reddediyorum. Ermeniler de, karşılaştıkları her Türk’ü “soykırım” kelimesini kullanıp kullanmadığına göre değerlendirmekten vazgeçmelilerdir. Önemli olan ortak acının paylaşılıp paylaşılmamasıdır.

Ancak bundan böyle soykırımı kullanmaları güçtür

Ermeniler soykırım iddialarından ve inancından vazgeçemeyecek, ancak bundan böyle soykırımı uluslararası alanda Türkiye’ye karşı ceza unsuru olarak kullanmaları zorlaşacaktır.

Örneğin, Ermeni temsilcilerin Amerikan Kongresi’ne veya Fransız Senatosu’na baskı yapıp, Türkiye’nin soykırım yaptığını söylemeleri, bu gerçeğin kabul edilmesini istemeleri çok güçtür. Veya bugüne kadar soykırımı kabul etmiş olan parlamentoların kendi hükümetlerini Ankara’yı cezalandırmaları için harekete geçmeye zorlamaları imkansızlaşacaktır. Her şeye rağmen, Ermenistan ile gerçek bir barışa ulaşabilmemizin kolay olmayacağını da bilmemiz gerekiyor. Uzun bir sürece giriyoruz.

Azerbaycan ile Ermenistan’ın, Karabağ konusunda belirli bir ilerleme sağlamadıkları sürece bu protokolün uygulamaya sokulması ve sınırın açılması da çok güç olacaktır. Aynı şekilde soykırım tartışmalarından da kurtulamayız. Ancak Zürih protokolü ne olursa olsun, bu iki ülkenin birazcık dahi olsa yakınlaşmasını isteyenlere derin bir nefes aldırmıştır. Her iki ülkenin önüne açılan bu sürecin kıymetini bilelim ve işi abartıp ne acele edelim, ne de kendimize ulaşılamayacak hedefler koyalım...