Erkeklerin hayali Leyla'nın taksisi

Yeşilçam'ın kötü adamı Bilal İnci'nin torunu Ayça İnci 'Akasya Durağı'nda kadın şoför Leyla karakteriyle karşımıza çıkıyor

Erkeklerin hayali Leyla'nın taksisi

İlk bakışta soğuk görünse de tanıdığınızda Ayça İnci’nin ne kadar sıcak olduğunu anlıyorsunuz. Karşımda hayata sıkı sıkıya bağlı, aşka kalbinin kapılarını kapatmış genç bir kadın duruyordu, her şeyi sordum, açık yüreklilikle anlattı...

*Yeşilçam’ın ‘kötü adamı’ Bilal İnci’nin torunusunuz. Oyunculuk kaderiniz miydi?

Dedem, dedemin büyük abisi Kemal İnci, halam, kız kardeşim oyuncu. Hatta babam da şimdi arada sırada oyunculuk yapıyor. Ben oyuncu olmak istemiyordum. Resimle çok ilgiliydim. Aklımda birçok şey vardı ama sonra oyunculuk yapmak istediğime karar verdim.

*Nasıldı dedenizle aranız?

İyiydi, bizi izlerdi eleştirirdi. Özellikle vefat ettiği dönem çok yakınlaşmıştık. Sabaha kadar oturup sohbet ederek güneşi doğurmuştuk.

*Hayat görüşünüzün şekillenmesinde dedenizin etkisi var mı?

Annem babam ayrı olduğu için birbirimizden uzaktık. Ben annemle büyüdüm, pek dedemi görme şansım olmadı. Yıllar sonra kendim dedemle görüşmeye başladım. Bu kadar sene kaybettik, birlikte değildik ama bu kadar mı birbirimize benzeriz! Hayata bakışımız, inanışlarımız, insanlara davranışlarımız, tüm düşüncelerimiz aynıydı. Ölmeden önce dedemi keşfettiğim için daha mutlu ve huzurluyum.

*Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Çok mutlu bir çocuktum. Ağaçların tepesinde armut toplayan, ip atlayan, sokaklarda arkadaşlarıyla misket oynayan bir çocuktum. Çocukluğumu doya doya yaşadım.

*Şanslılardansınız...

Hala Kuzguncuk’ta böyle bir yerde yaşıyorum.

*Neden magazin sayfalarında yoksunuz?

Ben genelde işim olmadığı zaman evimdeyim. Ya da annem ve anneannemleyim. Onun dışında hep evdeyim, mahallemdeyim. Arkadaşlarımla kahvemi içip sohbet ediyorum. Ya da sinema, opera ya da tiyatroya gidiyorum.

*Evcimen bir yapınız mı var?

Çok değil aslında. Hava güzel olunca dışarıda olmayı, kışın evde olmayı seviyorum. Evde bir kedim, çiçeklerim ve güzel bir düzenim var.

*Normal hayatınızı sürdürüyorsunuz yani.

Magazinciler mahallemde gezmiyor. Magazine çıkmak istemiyorsan onun olduğu yere gitmezsin. Bir oyuncunun normal yaşaması gerekiyor. Bütün malzememiz insan. İnsanlardan uzak kalarak oyunculuk yapamayız.

*Ünlü olduktan sonra hayatınızda hiç mi bir şey değişmedi?

İsterseniz değişmiyor. Benim sanatla uğraşmam, ünlü olmam insan olmamı engellememeli. Eğer engelliyorsa orada benim psikiyatrik sürecimin başlaması gerekiyor. Kimse benim vapura binme özgürlüğümü elimden alamaz. Şu anda bütün toplu taşıma araçlarını kullanıyorum. Denk gelirse sete otobüsle bile gidiyorum.

 

*Siz kendinizi tanıyor musunuz?

Tanımaya çalışıyorum. Hala keşfediyorum. İnsan çözülemeyen bir varlık. Her an değişiyoruz

*Hep böyle miydiniz, sonradan mı olgunluk çöktü?

Hayat bir şekilde sizi sürüklüyor ve buraya getiriyor. Farkında olmak lazım. Başkalarını suçlamak yerine iğneyi kendine batırmak gerekiyor. Nerede yanlış yapıyorum, bakmam lazım. Dünyayı dışarıda ararken herkesin başarı öyküsü farklı. Kimsenin formülü kimseninkini tutmuyor. Sorun varsa dönüp önce kendi evimin bahçesini süpürmeliyim.

*Mutlu musunuz?

Mutlu olmak gerektiğini düşünüyorum. Mutsuz olmak da mutlu olmak da çok kolay. İnsanlar sürekli söyleniyorlar, dert yanıyorlar. Herkes sürekli negatif. Ben kendimi kötü bile hissetsem “Çok iyiyim” dediğim anda yarım saat sonra gerçekten çok iyi oluyorum. Çok iyi olmayı önce ben kabul etmeliyim. Her gün bugün bana ne getirecek diye heyecanla gözlerimi açıyorum. Hayatım bir oyuna dönüştü. Kimseye hükmetmeyeyim, kimse de bana hükmetmesin. Hayat felsefem bu.

*Aşkta da böyle mi? Hayatta uygulamak kolay olabilir ama bu kurallar aşkta da geçerli oluyor mu?

Ben aşka inanmıyorum. Aşk bana biraz hastalıklı geliyor. Aşık olan insanın da obsesif (takıntılı) bir yapısı olduğunu düşünüyorum. Aşık olan insan örümceğin ağına kapılmış bir sinek gibi oluyor. Çıkamıyor. Aşk iki insanın birbirine duyduğu bir tutku bence. O tutkuyu tüketene kadar birbirlerine deli gibi saldırıyorlar. Tutku bitince de yollarını ayırıp gidiyorlar. Aşkın kalıcı ve ömür boyu süren bir şey olduğuna inanmıyorum.

*Sevgi?

Sevgiye dönüşürse ne güzel. Sevgi ömür boyu sürebilir. Bir yerden sonra aşk bitiyor. Çevremde gördüğüm ve kendi hayatımda deneyimlediğim hep bu oldu. Aşkı sevgiye dönüştürdüğünüz takdirde ömür boyu mutlu bir ilişki yaşarsınız. Aşık olduğunuz insanla dost olursanız tabii. Ama tutku varsa düşünsenize nefes alamıyorsunuz, kalbiniz sıkışıyor, eliniz sürekli telefona gidiyor, niye aramadığını düşünüyorsunuz.

*Âşık insan mutsuz insan mı demek yani?

Mutlu aşk yoktur bence. Birbirlerini birbirlerinden kıskanırlar. Hastalık bence.

*Aşkı kötü bir hastalık gibi anlattınız, o kadar da değil mutlu çiftler de var...

Ama bir süre sonra acı çekmeye başlıyorsunuz. Yemek yiyemiyorsunuz, bir ağacın, köpeğin güzelliğini göremiyorsunuz. İşte bu bağımlılık. Ha uyuşturucu, alkol, sigara bağımlılığı ha aşk. Sağlıklı insanın aşık olmayacağını düşünüyorum.

 

*Siz hiç mi âşık olmadınız?

Tabii hepimiz lisede âşık olduk. Çocukken olmuşuzdur. Belki 1-2 yıl önce de âşık olmuşumdur. Ama şimdi aşka bakışım tamamen saygı, sevgi, huzur ve kimyanın uyması demek. Artık temeli sağlam atmak istiyorum, sevgiyi. Temel sevgiyle atılsın, aşk üstüne inşa edilsin. Sevgi ve saygı olduğu zaman insanlar birbirinin canını daha az acıtıyor.

* Âşık oldunuz diyelim, bu kurallar çerçevesinde hareket edebilecek misiniz?

Belki de bunlar hayattaki sınavlarımız. Hayatınızda bir kere sigara içip sigara bağımlısı olursanız nasıl bırakacaksınız? Bu sizin iradenize kalıyor. Aşık olursam herhalde irademle savaşacağım. Hasta olmak istemem, sağlıklı olmak isterim. Şu anda hayatımdaki en önemli şey işim. Çok heyecanlı olduğum bir projenin içindeyim. İnsanları hayal kırıklığına uğratmak istemem.

*Güçlü bir kadın mısınız?

Güçlü olmaya çalışıyorum. İnsan olmaya çalışıyorum. İnsanların elbette zaafları, zayıflıkları, güçsüzlükleri vardır. Sadece zayıflıklar ve zaaflarımı fark ettiğim yerde kontrolü ele almaya çalışıyorum. Kontrolü kaybedersem bir süre sonra ya ruh ya beden sağlığımdan olurum.

*Bu kadar kontrol yormuyor mu?

Tabii ki üzülüyorum, ağlıyorum, insanım ben de. Ama o an ağlamak çok saçma geliyor. Ağlarken çözümü göremiyorsunuz. Çözüm önünüzde duruyor aslında. Çok sevdiğim insanlar ölür, belli bir süre yasını tutarım. Ama çözülebilecek problemlerde ağlamaktansa silkelenip problemi çözmeye çalışmak bana çok daha mantıklı geliyor. Çünkü ağlarken vakit kaybediyorum. Ne kadar güzel çözdüm diye güleyim. Tabii ki duygularımı yaşamak istiyorum ama dik durmak güçlü olmak değil bunun adı hayatı kaliteli yaşamak. Kimseyle haksızlık yapmazken kendine de haksızlık yapmamak.

*Akasya Durağı’ndaki Leyla nasıl bir karakter?

Leyla çok cici, hanımefendi bir kız. Ondan asla bir erkeğe yumruk atmasını beklemezsiniz. Erkeksi değil. Zaten daha önce sekreterlik yapıyor. Gömleği, eteğiyle taksiye çıkan bir kadın. Taksiye binen erkekler ona asılmaya başladığında dayak yiyorlar. Eli maşalı olduğu ortaya çıkıyor.

 Eylem Keskin-POSTA

[email protected]

3