Erdoğan, türban her yerde serbest olsun istiyor...
22 Ekim 2010

Ankara’da iki gündür yaşanan kriz, bazı tutumların biraz daha netleşmesine yaradı. Yanılabilirim belki ancak yapılan açıklamaları iyi incelediğimiz zaman karşımıza son derece ilginç bir manzara çıkıyor.

Gelin bunları paylaşalım:

1) Muhalefet, başörtüsü veya türbanın özellikle üniversitelerde yasaklanmasının artık imkansızlaştığını yani birinci siperin düşmek üzere olduğunu görünce, direnmek yerine serbest bırakılmasında ön almanın, siyasi yönden daha fazla oy getireceğini gördü ve harekete geçti. Özellikle CHP, türbanın ileride ilk ve orta öğretim ile kamusal alanda kullanılmayacağı konusunda güvence elde etmek ve böylece AK Parti’nin elinden türban kozunu almak istedi. Ancak bunu başaramadı.

[[HAFTAYA]]

Tek amaç türban değildi...

2) CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, öyle konuşmuştu ki, sanki tek niyeti üniversitelerdeki türban sorununu çözmekmiş gibi algılandı. Ancak şimdi anlaşıldı ki, gerçek niyeti sadece üniversitelerdeki türban sorununu çözmek değil, laik seçmenini tatmin edebilmek için, iktidardan ek bazı ödünler de elde edebilmekmiş. Bunun başında da, dokunulmazlıklar, ilk-orta eğitim ve hizmet veren alanlarda türban yasağı konusu varmış. Ancak AK Parti’yi kıpırdatamadılar.

Komplo kokan iki olay...

3) Bu arada iki ayrı kentte son derece komplo kokan iki olay yaşandı. İki ilköğretim öğrencisi türbanlı olarak sınıfa girmeye çalıştı. Hem kendileri, hem de babaları çok iyi hazırlanmış. Aynı cümlelerin kullanıldığı konuşmalarla TV’lerin karşısına çıktılar. Sanki hepimize “Bak gördün mü, üniversiteleri serbest bırak, arkasından ilkokullar da gelecek” diyenleri haklı çıkaracak bir manzaraydı. Doğrusu türban aleyhtarlarının hazırladıkları bir tahrik havası vardı.

AK Parti türbanı kaptırmadı...

4) AK Parti ise tutumuyla türban konusunu muhalefetle paylaşmak istemediğini, bunca yıl uğraştıktan sonra türbanın serbest kalması prestijini ne MHP ne de CHP ile paylaşmak istediğini gösterdi. Zira unutmamak gerekir ki, türban AK Parti için özellikle önümüzdeki seçimlerde elinde tutmak istediği en önemli kartlardan biri. Adeta kendi açısından en önem verdiği konuların başında geliyor. Laik Türkiye’de türbanı özgürleştirmiş olmak Başbakan Tayyip Erdoğan için Kürt sorununu çözmek kadar önemli. Bu bayrağı muhalefetle paylaşmak söz konusu olamazdı. Nitekim Erdoğan türban bayrağını kaptırmadı.

Kamusal alana da göz kırptı...

5) AK Parti’nin üzerinde durduğu diğer bir nokta seçim öncesinde, türbanın kamusal alanlarda ve diğer eğitim müesseselerinde (ilk ve orta öğretim) yasaklanması konusunda şimdiden kendini bağlamak istememesi. Seçim sonrasında koşullara göre karar verme olanağını elinde tutmak istedi ve bunu da elde etti.

YÖK arka kapıyı açtı...

6) Siyasiler başörtüsü-türban pazarlığı yaparlarken, birden bire YÖK ortaya atıldı ve sınavlardaki türban yasağını da kaldırdı. Böylece üniversitelerde türbanlıların sınıflardan çıkarılmaması kararından sonra, şimdi de üniversite giriş sınavları türbana açıldı.

İktidar-yargı krizi ters tepti...

7) Tam bu itiş kakış arasında, Yargıtay Başsavcısı beklenmedik ve gereksiz bir çıkış yaptı. Siyasetin tepesinden bakan bir yaklaşımla “Türban yasaktır ve sizler bunu serbest bırakamazsınız” dedi. Eski dönemleri hatırlatan bir yaklaşımla karşı karşıya kalındı. AK Parti, bu fırsatı iyi kullandı. Devlet kurumları tarafından mağdur edildikleri teması ön plana çıktı. Dikkat ettim, Finlandiya’daki Başbakan dahi beklenmeden hemen sert bir tepki gösterildi. Yargının bu garip çıkışı anında susturuldu.

Sonuç: Türban yasağı delik deşik oldu ancak bitmedi...

Bütün bu yaşananlardan şu sonucu çıkarabiliriz:

Türban yasağı artık delik deşik olmuştur.

1’inci siper sayılan üniversitelerdeki yasak fiilen kalkmıştır.

Şimdi 2’nci ve 3’üncü siper savaşları yaşanacaktır.

Ancak, yasalar ve anayasa değişmedikçe de bu savaşlar bitmeyecek ve çok burunlar kanayacak, daha uzun yıllar gerilim yaşanacaktır. Eğer muhalefet ve laik devlet kurumları, türban konusundaki bağnazlıklarını yıllar öncesinde bırakıp daha gerçekçi bir tutum almış olsalardı, bugün bu gariplikler yaşanmaz ve hiç değilse savaşın tümüyle kaybedilmesi tehlikesi doğmazdı.