Erdoğan, T.C.'nin kırmızı çizgilerini değiştiriyor...
05 Ekim 2009

Erdoğan’ın AKP’nin 3. kurultayındaki konuşması çok parlaktı. İleride ya “tarihi bir dönemeç” olarak nitelenecek veya Başbakan’ın “başarısız bir deneyimi” olarak kitaplara geçecek. Söylediklerinden bir bölümünü dahi uygulayabilse, Erdoğan’ın bu konuşması çok şeyi değiştirecek. Ülkedeki genel “anlayış” veya “yaklaşımlar” bir daha eskisi gibi kalmayacak.

Erdoğan’ın konuşmasını birçok yönden eleştirebiliriz, ancak öyle sözler söyledi, öyle açılımlarla karşımıza çıktı ki, şu veya bu şekilde herkesi etkiledi.

Erdoğan, bir süredir şurada burada söylediklerini, ilk defa toplu halde ve bir manifesto gibi ortaya koyduğu için, dikkatleri çekti. Kafasındaki “yeni Türkiye Cumhuriyeti” daha netleşti. Eskiyle, kendi “anlayışı” arasındaki farkı çok çarpıcı biçimde ortaya koydu.

Eskiden, T.C. Devleti’nin uyguladığı yazılı olmayan anlayışlar, kafalardaki klişeler, politikalar veya kırmızı çizgiler arasında azınlıkları (Yahudi veya Rum veya Hıristiyan, özetle tüm yabancılar), farklı etnik grupları (başta Aleviler, Kürtler), resmi ideolojiye karşı çıkan veya eleştirisel gözle bakanları, farklı ideoloji veya siyasi görüştekileri (komünistler) dışlamak ön planda tutulurdu. Cumhuriyet ilkelerine, devletin resmi ideolojilerine, yönetim anlayışına ters düşen her görüş veya her kişi itilir kakılır, gerekirse hapishanelere atılırdı.

Kıbrıs ve Ermenistan’la ilişkiler çözülmez, sorunlar arasında tutulur, AB ile flört etmekle yetinilir ve dış politika ABD-AB ekseninde yürütülürdü. Özellikle 1940’lardan itibaren, yukarıda saydığım ilkeler çerçevesindeki devlet yaklaşımı, çatık kaşlı ve hoşgörüsüzdü. Ülkeyi elit bir kesim yönetir, toplum da genelde koyun muamelesi görürdü. Ancak bu şekilde ülkenin bölünmeyeceğine inanılır ve genç kuşaklar da böyle eğitilirlerdi. Bu yaklaşıma karşı çıkanlara “bölücü” denirdi.

ERDOĞAN ALIŞKANLIKLARIMIZI DEĞİŞTİRİYOR, ANCAK...

Başbakan’ın iktidara geldiğinden bu yana attığı adımları, farklı yaklaşımı ve politikaları alt alta koyduğumuzda (aşağıdaki kutuya bakın) Türkiye’nin nasıl temel bir değişime zorlandığını daha iyi anlayabiliyoruz.

RİSK ALINIYOR SONUÇ SEÇİMDE ANLAŞILACAK
Başbakan’ın bu ülkeyi götürmek istediği yön artık yavaş yavaş belirginleşiyor:

1. T.C. Devleti’nin geleneksel olarak reddettiği, seslerinin çıkmasını pek istemediği azınlık durumundaki kesimleri, azınlık görüşlerini hoşgörüyle karşılamak, devletin onları da kucaklayacağını göstermek.

2. Çözümsüzlüğe bırakılmış sorunları çözerek veya çözüme yaklaştırarak, Türkiye’nin elini kolunu bağlayan bu sorunlardan kurtulmak ve dış politikada AB-ABD’ye bağlılık yerine, kendine özgü bir yaklaşımla ortaya çıkmak.

3. Türkiye’yi daha dindarlaştırmak, dini değerleri daha fazla ön plana çıkarmak ve laiklikle ilgili eski anlayışı değiştirmek.

Başbakan Erdoğan bu tutumuyla cumhuriyetin tüm eski yaklaşımını, alışkanlıklarını, kırmızı çizgilerini değiştirmeye çalışıyor. Eski dengeler yerine yeni dengeler kurmayı deniyor.

Bu politika nereden bakılırsa bakılsın risk dolu.
Ellerindeki gücü kaybeden elit kesimlerin olası tepkilerini küçümsememek gerekir. Tabii, Başbakan’ın kucaklamak istediği kesimlerden beklediği oyu alıp alamayacağı da, bir diğer soru işareti.
Bütün değişim, önümüzdeki genel seçimlerde (2011) test edilecek. Adeta bir referandum gibi olacak. Toplum nabzının nasıl attığı daha iyi anlaşılacak.

AKP, oy kaybetse dahi, tek başına iktidar olabilecek oyu kazanırsa, bu değişim daha da derinleşecek ve kalıcılaşacak.
Erdoğan’ın bu değişim listesinde kalben desteklediklerim olduğu gibi, ben ve benim gibi düşünenleri korkutanlar da var. ANCAK, bugün hemen herkesin sorduğu soru aynı: Söylemesi kolay, peki uygulayabilecek mi? Galiba anahtar da bu sorunun içinde yatıyor

ERDOĞAN'IN RİSK DOLU İLKLERİ

İlk defa, Kıbrıs sorununda kırmızı çizgileri değiştirdi ve Annan Planı’nı benimsedi. Rumlar direnince sonuç alamadı.

İlk defa, Kürt sorunu ve PKK terörünü çözmek için alışılagelmiş yaklaşımlar yerine, çok boyutlu bir politika uygulamak cesaretini gösterdi. Önemli riskler aldı. Henüz yolun çok başında.

İlk defa, Alevilere bu toplumda yerleri olduğunu ve itilip kakılmayacaklarını açıkça söyledi. Alevi çalıştayı hâlâ sürüyor.

İlk defa, ülkede yaşayan ve azınlık statüsündeki tüm kesimlere el uzattı. Vakıflar Yasası’nda yapılan değişikliklerle azınlık vakıflarını sınırlayan engeller kaldırıldı. Ermeni, Rum ve Yahudilere, daha önceki dönemlere oranla daha yakınlık gösterdi.

İlk defa, “bölücülük” tanımlamasını değiştirdi. Bu konudaki eski anlayışı değiştirmek için kampanya açtı. MHP ve bölücülüğü aynı şekilde yorumlayanlara, açıkça meydan okudu. Tartışmalar sürüyor.

İlk defa, AB’nin kapılarını somut adımlar atarak zorladı. Ancak reformlar konusunda gereken ilerlemeyi sağlayamadı. Henüz ileri sürdüğü gibi, başarılı olamadı.

İlk defa, dış politika alanında, bölgemizdeki, eskiden oralı olmadığımız, görmezden geldiğimiz sorunlara (Irak, Filistin, Lübnan, İran, Suriye, vs...) sahip çıktı, aktif rol aldı. Dışarıda Washington ile Brüksel’in politikalarına uyan değil, kendi politikalarını üreten, lider bir ülke konuma getirdi.

İlk defa, devletin en kritik noktalarına kendi gibi düşünenleri getirdi, tarikatlara hoşgörüyle yaklaşmayı, türbanı, dindar yaşam ve söylemi topluma benimsetti ve yaygınlaştırdı.

İlk defa, eski laiklik kavramının içini değiştirmeye, Türkiye’yi daha dindar bir ülkeye dönüştürmeye başladı.

İlk defa, şimdiye kadar görülmemiş yaygınlıkta kendi medyasını kurdu, siyasi eleştirilere tahammülsüzleşti, karşı medyayı açıkça ve öldüresiye cezalandırma yöntemini benimsedi. Özetle, tek adamlığını ilan etti.

İlk defa, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne başkaldırdı, yazılı uyarılarına ters tepki gösterdi. 27 Nisan sürecindeki tavrıyla tabanda ciddi prestij kazandı.

İlk defa, dış politikada İsrail’e dönük eleştirilerini yüksek sesle dile getiren lider oldu. “One minute” ile simgeleşen bu yaklaşımı nedeniyle Ortadoğu ülkelerinde çok saygın bir lider olarak anılmaya başladı.