Erdoğan, tarihe geçmek istiyorsa bu soruna el koyar...
21 Nisan 2011

Liderler için en öncelikli unsur, başında oldukları partinin ülkeyi başarılı şekilde yönetmesi, zenginleştirmesi ve iktidarı mümkün olduğu kadar uzun süre elinde tutabilmesidir. Bu, her siyasetçinin ilk hedefidir. Çıraklık dönemini atlattıktan sonra, her liderin hedefi değişmeye başlar. Tarihe geçmek, ülkenin kaderine damgasını vurmak ister.

Erdoğan için artık ustalık dönemi başladı. Artık, Atatürk veya Turgut Özal gibi damgasını vurmak, tarihe geçmek çok daha önem kazanıyor. Önünde de müthiş bir fırsat var. Kürt sorununu çözüme götürecek ve kan akmasını önleyecek her lider tarihe geçecek, hiçbir zaman da unutulmayacak. Tekrar etmek istiyorum. Kürt sorununu çözememiş bir Türkiye, daima cüce kalacaktır. Ne ekonomisi beklenen rekorları kırabilir ne de bölgede gücünü gösterebilir. Kürt sorunu, bu ülkenin kanını emen tek kanserdir.

[[HAFTAYA]]

Ameliyat edilmedikçe yayılan ve ülkeyi zayıflatan bir kanser. Erdoğan, her ne kadar seçim heyecanı içinde “Artık Kürt sorunu yok, Kürt vatandaşlarımızın sorunları var” dese dahi, bu söylediklerine kendisinin de inandığını sanmam. Erdoğan, seçimlerden sonra kararını vermek zorunda kalacak. Ya bu sorunu boynuzlarından yakalayacak, ne pahasına olursa olsun bir çözüm bulacak; cesur adımlar atacak ve sokaklardaki kanı durduracak. Veya diğer liderler gibi, çaba harcıyormuş gibi yapıp, suçu BDP veya PKK’ya yükleyip, milliyetçilik bayrağını sallamakla yetinecek.

Türkiye, böylece tarihi bir fırsatı daha kaçıracak. Sadece Güneydoğu değil, başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerin sokakları ateş topuna dönecek. Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) son kararına verecekleri tepki, hem Erdoğan hem de AK Parti iktidarının genel yaklaşımını ortaya koyacak. Zira aynı YSK’nın saçma sapan kararları, geçmişte Erdoğan’ın da cezalandırılmasına neden olmamış mıydı? Erdoğan’ın göstereceği tepki, genelde Kürt sorununa yaklaşımına da ışık tutacak.

BDP’yi yanlız mı bırakacak yoksa demokrasi şemsiyesini mi açacak? Başbakan, işte böylesine kritik ve tarihi bir sürecin başında. İki yoldan birini seçecek. Ya siyasi risklerini alacak, cesaretle adımlar atacak ve bu şekilde adını unutulmazlar arasına yazdıracak ya da diğer liderler gibi, zaman içinde unutulup gidecek. Benim gördüğüm Erdoğan -seçimlerde güvenini sarsmayacak bir sonuç alabildiği takdirdetarihe geçmeyi tercih edecektir. Bu fırsatı kaçırmak istemeyecektir.

Alaton’lara kızmayın aksine kulak verin...

Geçen haftalarda Bilgi Üniversitesi’nde son derece parlak bir konferans düzenlenmişti. Kürt sorunu ele alındı ve yelpazenin her bölümünden düşünürler katıldı. Tabii en çok iş adamı İshak Alaton’un konuşması yankı yaptı. Alaton, kendine özgü bir insandır. Liberal görüşlerini ön plana çıkararak, daima kendini aşmaya çalışan, bu ülkenin önemli bir değeridir. Konuşmasının ertesi gün gazetelere yansımasını görünce çok şaşırdım. Meğer bunca yıllık deneyime rağmen kodlarımızda hâlâ “Kürtler cezalandırılmalı” yaklaşımı duruyormuş. Meğer bunca kan dökülmesine, değişen koşullara rağmen farklı düşünülmesi hayretle karşılanıyormuş. Meğer hâlâ yeni önerilere, cesur adımlara kapalıymışız. Alaton ne demiş?

PKK’ya, “Artık silahtan vazgeçin, adam öldürerek bir yere varamazsınız” demiş. Eğer çözüme katkı sağlayacaksa, Abdullah Öcalan’ın ev hapsine çıkarılmasını önermiş. Bir kıyamettir koptu... Kimine göre, böyle demokrasi olmazmış... Kimine göre, bunlar deli saçmasıymış... Merak ediyorum, neden olmasın? Bir toplumun rahat etmesi, kan dökülmesinin önlenmesi ve huzurun sağlanması için gerekirse neden ev hapsi düşünülmesin? Artık kafamızı kuma sokmaktan kurtulalım.

Bakın, sivil itaatsizlik hareketi giderek yaygınlaşıyor. Artık silah yerine, devletin “başa çıkamayacağı” başka bir direnme modeli devreye giriyor. Bırakın “Alaton”lar konuşsun. En uç önerilerde bulunsunlar. Bugüne kadar muhafazakar davrandık da ne oldu? Ne kazandık, ne kaybettik? Şu gerçeği içimize sindirelim artık: Bu ülkede yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımız, bu bayrağın altında, çoğunlukta oldukları bölgede ana dillerini öğrenmek ve kendi kendilerini yönetmek istiyorlar. Eğer, direnilir ve kaba kuvvetle işin bitirileceğini sanırsak, o zaman bu ülkeyi gerçekten böleriz. Tekrar ediyorum, son fırsatımız, seçim sonrası yapılacak anayasadaki değişikliklerle, Kürt kökenli vatandaşlarımıza haklarının verilmesidir. Aksi halde dev bir kaos hepimizi kucaklayacak. Yazık değil mi?