Erdoğan, MHP'yi dışlıyor, CHP'yi kolluyor, DTP'ye göz kırpıyor
07 Ekim 2009

Başbakan’ın, özellikle Kürt Açılımı konusunda muhalefete yaklaşımı giderek şekilleniyor.
MHP’den hızla uzaklaşıyor.
CHP’yi kolluyor.
DTP’ye göz kırpıyor.
Bu yaklaşımın daha ne kadar devam edeceğini pek bilemeyiz. Zira Başbakan’ın bir günü diğerine uymuyor ve tepkileri hesaplanamıyor. Bir bakıyorsunuz elini uzatıyor, bir bakıyorsunuz tokadı yapıştırıyor. Bu nedenle, sizlere bugünün görüntüsünü, benim algıladığım şekliyle yansıtmaya çalışacağım.
İktidar partisinin bu tutumunun neden önemli olduğunu sorarsanız, Erdoğan’ın bu dönemdeki yaklaşımını, genel seçimlerden sonraki olası bir koalisyonun işaretlerini de taşıdığı için önemli saydığımı söylerim. Ben de birçok gözlemci gibi, 2011 seçimlerinden bir olasılıkla koalisyon çıkacağına inanıyorum. Yanılabilirim tabii, ancak özellikle işsizlik ve ekonomik durumun yanı sıra Kürt Açılımı’nın AKP oylarını bir oranda erozyona uğratacağını tahmin ediyorum. Bu girişten sonra, gelelim Erdoğan’ın muhalefet partileriyle ilişkilerine...

MHP ile köprüler giderek atılıyor
Erdoğan’ın Kürt Açılımı konusunda Bahçeli’den hiçbir beklentisi yoktu. MHP’nin bu girişime karşı koyması ve muhalefet etmesi doğal görülürdü. Oy potansiyelini “ülkenin bölünmezliği” ilkesine duyarlılık ve PKK’ya sert tepkiye dayandıran bu partinin yaklaşımı normaldi.
Erdoğan’ın beklemediği, MHP Lideri Bahçeli’nin giderek artan sert söylemi ve Erdoğan’ı kişi olarak hedef alan, vatan hainliğine kadar götüren yaklaşımıydı.
Bahçeli, Kürt Açılımı’na karşı çıkan, hatta biraz kuşku duyanları dahi kendi kanatları altında toplamaya, bu oy potansiyelini kimseyle paylaşmamaya çalışıyor. Doğrusu, bu konuda da epey başarılı oluyor. Erdoğan’a vurdukça prim kazanıyor.
Erdoğan, bu yaklaşımı gördüğü için, o da sertleşmeye başladı. Kelimeleri keskinleşti, MHP’yi köşeye sıkıştıran bir dil kullanır oldu.
Karşılıklı tempo giderek artıyor. Eğer böyle devam ederse, 2011 genel seçim sonrasında, olası bir koalisyon ihtimalinde MHP’nin yer almayacağı şimdiden görülüyor.

CHP’yi ise, kollamaya çalışıyor...
Başbakan Erdoğan, MHP’ye karşı gösterdiği sert tepkiyi CHP’ye göstermiyor. Deniz Baykal’ı, nerede ve ne zaman olsa, yerden yere vurmadan edemiyor, ancak yine de özellikle Kürt Açılımı konusunda CHP için sarf ettiği sözler daha farklı. Ses tonu ve seçilen kelimeler daha dikkatli.
MHP ile diyaloğu tümüyle silip atmasına rağmen, dikkat edecek olursanız, Baykal’ın peşini bırakmıyor. Bu yaklaşımın nedeni de, CHP’nin eninde sonunda Kürt Açılımı’na MHP kadar sert ve kırıcı muhalefet “etmeyeceğine” hiç değilse “edemeyeceğine” inanması.
Gerçekten de, CHP’nin ikilemi var. Bir yandan AKP’ye muhalefet edip, ne pahasına olursa olsun yıpratmak istiyor, öte yandan da Kürt Açılımı’na tümüyle sırt dönemiyor. Zira CHP’nin yapısı ve temel politikaları, Kürt sorununu MHP’den daha iyi anlamaya yönelik. Bu konuda ilk raporları yazmış ve bugünkü AKP girişiminden daha da ileriye giden öneriler yapmış olan bir parti.
CHP’nin ortaya koyduğu muhalefet de, MHP’nin aksine içerik ve yöntemle ilgili. Yoksa, sorunun temel verilerine itiraz etmiyor. İşte bu nedenle de Erdoğan, CHP’nin peşini bırakmıyor.

DTP’ye ise göz kırpıyor...
Başbakan’ın DTP’ye bakışı ise, son aylarda giderek değişim gösteriyor.
Başlarda, “PKK’yı reddetmedikleri sürece ellerini dahi sıkmayacağı” yaklaşımıyla hareket eden Erdoğan, sonraları giderek tutum değiştirmeye başladı.
DTP yöneticilerini eleştirme yerine, sanki tavsiyelerde bulunur bir ton tutturdu, ardından da randevu boykotunu kaldırdı. Sızan haberlere bakılacak olursa, DTP Lideri Ahmet Türk ile de son derece olumlu ve ılımlı bir görüşme yaptı.
Kürt Açılımı’nda, Erdoğan’ın kamuoyu tarafından kabul edilebilir tek yasal muhatabı DTP olacaktır. Başbakan’ın da, böyle bir ilişki süreci istemesi çok doğaldır. Ancak, Kürt cephesindeki temel ilişkiler henüz giderilemiyor. Bunun başında da, PKK’nın ısrarı geliyor.

PKK’yı muhatap almayacağını gösteriyor
PKK, kendisinin ve Öcalan’ın geleceğini tayin edecek olan bir diyalogun T.C. Devleti ile DTP arasında yapılmasını istemiyor. Bundan dolayı da, DTP’yi sıkıştırıyor. PKK ve Öcalan’ın muhatap alınması gerektiği yönündeki çağrıları DTP sözcüleri aracılığıyla kamuoyuna duyuruyor.
Son kurultayda sahneye çıkarılan PKK bayraklı ve Öcalan posterli militanlar, DTP içindeki bu empatinin en tipik örneklerini oluşturuyorlardı.
Açılımın PKK veya Öcalan ile yürütülmesi, bunların muhatap alınmaları -bugünkü koşullarda- imkansızdır. Erdoğan, böyle bir şeyin intihar anlamına geleceğini biliyor.
Ayrıca, PKK’nın bugün geldiği yer, ne kendini ne de Öcalan’ı pazarlık masasına oturtacak noktada değil. Erozyona uğradı. Üstelik, eski “korkutucu” gücü de kalmadı. Ne kadar suikast yapsa dahi, Türk kamuoyunu etkileyemeyecek bir aşamaya girdi. İç ve dış dinamikler PKK’yı giderek marjinalleştiriyor, buna karşılık yasal ve meşru kimliğiyle DTP ön plana çıkıyor. Yeter ki, DTP bu gerçek doğrultusunda sorumlu ve bağımsız bir duruş edinsin...