Yeni Yazısı > Engelli referandum - 11.10.2010

Engelli referandum
11 Ekim 2010

Ayşegül Yelçe’yi 1980’li yılların başlarında Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları İcra ve Yönetim Kurulu Sekreterliği’nden beri tanırım. Yani 30 senedir. Hayat dolu, engelini önemsemeyen, başarılı, sevecen biri olarak gördüm onu hep. Ayşegül kas hastası. Çocukluğunda ve ergenlik döneminde folklor oynuyor, dans ediyor, merdivenleri üçer üçer çıkıyor. Ancak hamileliğinin 6’ncı ayında kollarını kaldıramamaya başlıyor, adele zafiyeti geçirdiği söyleniyor. Doğumdan bir süre sonra kolları düzelse de, 1970’in geçirdiği Hepatit B’den sonra durumu ortaya çıkıyor. 1994’ten beri merdiven çıkamıyor, 1995’ten itibaren de tekerlekli sandalyeye bağımlı olarak yaşıyor.

www.gazetemen.com

Kısa bir süre önce Ayşegül www.gazetemen.com yazılar yazmaya başlıyor. Kendisinin de ilk yazısını, iznini alarak aşağıda sizlere aktarıyorum. Önce onu okuyalım, önümüzdeki hafta ise yine bu konuda yazmaya devam edeceğim.

[[HAFTAYA]]

Referandum macerası

“Genetik bir kas hastalığı nedeni ile, 15 yıldan bu yana tekerlekli sandalyeye bağımlı olarak yaşamımı sürdürüyorum. Ne yazık ki kızım ve bir kız kardeşim de aynı hastalıktan mustarip. Uzun zamandan beri sizlere bu sütunlardan seslenmek, engelle, engelsiz yaşamaya çalışmanın nasıl bir şey olduğunu anlatabilmek istiyordum. Kısmet bugüne imiş. Bildiğiniz gibi, 12 Eylül’de hepimiz -ya da çoğumuz- halk oylamasına katıldık. Ben oyumu birkaç yıldır İstanbul Kızıltoprak Zühtüpaşa İlkokulu’nda vermeye çalışıyorum. Çalışıyorum diyorum çünkü okulun şartları bir engelli için hiç uygun değil. Daha girişinde bir kat merdiven var. Seçmen kütüklerinin güncellenmesi amacı ile yapılan bir önceki nüfus sayımında eve gelen memura bu konudan söz ettim ve not almasını rica ettim. Memur bana formda bu notu alabileceği herhangi bir bölüm bulunmadığını söyledi. Bunun üzerine kendisinden, en azından, formları ilgili birime teslim ederken bu ricamı iletmesini istedim. Ayrıca Kadıköy Belediyesi Engelli Merkezi’ne de raporumu ve diğer belgelerimi ileterek kayıt oldum. 12 Eylül sabahı eşim, yan komşumuz ve apartman görevlimizin de yardımı ile oy vermeye gittim. Merdiven çıkabilme ihtimalim olmadığı için, eşimin ricası üzerine, sandık görevlileri bahçeye inerek oyumu kullanmamı sağladılar. Kendilerine teşekkür ederek okuldan ayrıldık. Eşim beni eve bırakıp, aynı semtte bir başka evde yaşayan kızımızı oy vermeye götürmeye gitti.

Kızkardeşimin başına gelenler

Bu arada Ayvalık’ta yaşayan kızkardeşim telefon ederek oy verip vermediğimi sordu ve kendi başına gelenleri anlattı. O da, bir arkadaşının yardımı ile, Ayvalık Lisesi’ne oyunu kullanmaya gitmiş. Oyunu kullanacağı sandık okulun dördüncü katındaymış. Arkadaşı, görevlilerden kardeşimin giriş katında bir odada oyunu kullanabilmesi için ricada bulunmuş. Bunun mümkün olmadığını, mevzuata ve yasalara aykırı olduğunu, birkaç yakınının kendisini yukarıya taşıyabileceğini söylemişler. Kardeşim, 85 kilo geldiğini, taşıma işinin tehlikeli olduğunu ifade etmişse de sonuç değişmemiş. Bunun üzerine, kendisi, önce ilçe seçim kurulu müdürü, ardından başkanı ile telefonda görüşmüş ve her ikisinden de aynı cevabı almış. Kendilerine “Benim vatandaşlık hakkımı engellemek mevzuatta yer alıyor mu?” diye sormuş. Ancak netice yine değişmemiş. Kardeşim yılmamış ve belediye başkan yardımcısını aramış. Sonuçta, belediye başkan yardımcısının çabaları ve okul yöneticilerinin olumlu yaklaşımı ile giriş katında bir oda açılmış ve hem kardeşim oyunu kullanabilmiş hem de merdiven çıkamadıkları için geri dönenler tekrar çağırılarak oylarını kullanmaları sağlanmış. Ben bütün bunları dinleyip, içimden, bana yardımcı olan görevlilere bir kez daha teşekkür ettikten sonra eşimin hâlâ dönmemiş olduğunu fark ettim. Ama içim rahattı; ne de olsa kızım da, oyunu farklı bir yerde kullanacak da olsa, benimle aynı semtte yaşıyordu. Kızımın sağlık durumu benden daha iyi, ancak merdiven çıkamıyor. Ama oy vereceği Melahat Şefiizade İlkokulu’nun merdivensiz bir girişi var.

Ya kızım?

Eşim ve kızım aradan epey uzun bir süre geçtikten sonra eve döndüler. Bu kez onların başına gelenleri dinledim. Kızımın oy vereceği sandık okulun en üst katında imiş; yani 4 kat merdiven çıkılması gerekiyormuş. Eşim, benim için yapmış olduğu gibi, kızım için de görevlilerden aşağı gelmeleri ya da kızıma oyunu giriş katında kullanma olanağı sağlamaları yönünde ricada bulunmuş. Ancak bu sandığın görevlisi, böyle bir durumun bunun mümkün olmadığını söylemiş. Kızım Yüksek Seçim Kurulu’nu arayarak durumu anlatmış. Onlardan, kanunda bu konu ile ilgili herhangi bir madde olmadığı, İlçe Seçim Kurulu’nun duruma bir çözüm getirebileceği yönünde bir cevap almış. Bunun üzerine aradığı İlçe Seçim Kurulu ise, bu konunun sandık kurulu başkanının yetkisinde olduğunu, kendilerinin müdahale edemeyecekleri bildirmiş. Bu arada sandık kurulu başkanı, herhangi bir çözüm getirmek bir yana, eşimle hakaret ölçüsünde ağır konuşmuş. Koruma polisleri devreye girmek zorunda kalmışlar. Sonuçta iri yapılı dört CHP’li genç kızımı kucakladıkları gibi yukarı çıkartmışlar. Onun bu durumunu gören vatandaşlar nerede ise sandık kurulu başkanının üzerine yürüyorlarmış. Kızım oyunu polis kordonunda kullanmış ve yine aynı gençler tarafından aşağıya indirilmiş. Benim, kardeşimin ve kızımın engelli olduğumuzu gösteren, devletimiz hastanelerinden alınmış, sağlık kurulu raporlarımız var. Ayrıca üçümüz de sayımda durumlarımızı tekrar beyan ettik. Ve işte vatandaşlık görevimizi yerine getirmek ya da vatandaşlık hakkımızı kullanabilmek için verdiğimiz çaba...

Yaşama bakışım

Ama sakın bu yazdıklarıma dayanarak benim yaşama olumsuz bakan biri olduğumu düşünmeyin. Bu köşede zaman zaman yayınlayacağım yazılarımı okumaya devam ederseniz, benim, aslında yaşamın çoğu kişinin farkına bile varmadığı güzelliklerini görebildiğimi anlayacaksınız. Esasen, daha ilk yazımda bunu yansıtabilmek isterdim. Ama ne yazık ki bu ilk yazı yaşadığımız bu kötü deneyime denk geldi.

Ümitliyim

Kanunları yapanlar da uygulayanlar da birer insan olduklarına göre, her an onların da başına herhangi bir kaza ya da hastalık gelebilir ve engelli konumuna düşebilirler. İşte bunu fark ettikleri anda, engelliler için daha iyi şartlar sağlanacağına inanıyorum. Ama ne yazık ki insanoğlu herhangi bir şeyini kaybetmeden, kaybedenle empati kuramıyor. Ben ümitliyim. Bir gün olacak...

Engellerimizi hissettirmeyecek, engelsiz bir yaşam dileği ile...”

ÇENGELLİ PANO

‘Çukurova Belediyesi’ne teşekkür’

İlk teşekkür yaşadığım soruna hızlı bir şekilde çözüm bulmak için yardımını eksik etmeyen Sayın Yavuz Kocaömer’e. Gerçekten kendisi engellilerin babası ve can dostudur. Sokak köpekleri yüzünden dışarı çıkamazken şimdi Çukurova Belediyesi ve Çevre Koruma Müdürlüğü’nün (Hayvan Barınağı) uğraşları sonucu sokakta daha rahat dolaşıyorum. Bu durumu geç de olsa fark eden Belediye ve Çevre Koruma ekiplerine teşekkür ederim. Engelliler toplumun parçasıdır. Kamu ve sivil toplum kuruluşlarının ve vatandaşların uygulamalı olarak bilinçlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Nimet Koyuncu/Adana

‘Bir kurs bulamadım’

Sevgili Yavuz Abimiz 20 Eylül’de köşesinde bursiyer arkadaşlarımızdan milli yüzücü Ali Uzun’un antrenörü olan Osman Çullu’ dan bahsetti. Osman Çullu’ yu Ali sayesinde daha önceden biliyordum. Yavuz Abimizin de dediği gibi bizlere ve engelli sporuna katkısı çok fazla. Buradan yola çıkarak içimde kalan bir şeyi sizinle paylaşmak istedim. İzmir gibi büyük bir şehrinde yaşamama rağmen ilkokuldan beri gidecek bir yüzme kursu bulamadım. Kurs yok muydu? Vardı ama engelimden dolayı kapılar yüzüme kapandı. Oysa Kahramanmaraş’taki Osman Çullu, engellilerin toplumda var olabilmeleri ve hayata tutunabilmeleri için büyük uğraşlar vermiş. Umarım bu haberi okuyan bir kişi bile olsa, bu yolda bir adım atar ve elimize imkan verildiğinde neleri başarabileceğimizi herkes görür.

Esra DEMİRKAYA

demirkayae@yahoo.com

‘Bilinçli olmak şart’

Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) 2006’da rehabilitasyon merkezlerinin 5 uzman olmadan açılamayacağını söylüyordu. Bunlar fizyoterapist, pisikolog, özel eğitim öğretmeni, kurucu müdür ve sosyal hizmet uzmanı. Ama şimdi kendi bünyesindeki bakım merkezlerinde zorunlu meslek elemanlarından hiç bahsetmiyor. Evet oralar bakım merkezi ama orada kalan engellilerin fizik tedaviye, psikoloğa, zihinsel engelli öğretmenine ihtiyacı yok mu? Eğer ‘Eğitimde kaybedilecek tek fert yoksa’ o zaman bu engellileri kaybetmeyelim. Unutulmamalı ki herkes engelli adayıdır. Bu bilinçle yaklaşılırsa sorunların altından rahatlıkla kalkacağımıza inanıyorum.

Kemal Tomar 

kemaltomar@hotmail.com