Yeni Yazısı > Duran kalp durmuştur yahu! - 07.04.2011

Duran kalp durmuştur yahu!
07 Nisan 2011

Efe öldü. Efe dirildi. Efe yine öldü. Efe’nin yine dirileceği olasılığı konuşuluyor Kavak Yelleri (Kanal D) kulislerinde... Bu kulis efsanesini bir kenara koyalım. Efe’nin duran kalbinin başka bir hayat kurtardığını yani organın nakledildiğini söylediler dizide geçen gün... İ

[[HAFTAYA]]

yi de duran kalp durmuştur. Ölen beyin ölmüştür. İşi biten bir organı başka birine nakletmek hangi doktorun işidir sahi? Ya da şöyle soralım. Bol doktorlu Kavak Yelleri dizisinde organ nakli meselesinden anlayan bir Allah’ın kulu yok mudur? Başta da Aslı olmak üzere?

Başka kanallara da bakın...

D-Smart’tan yayın yapan Shopping TV’deki canlı yayın çığırtkanlarına bakıyorum. Bu çığırtkan lafını sevimlilik bildirir anlamda kullanıyorum; yanlış anlaşılmasın... Uzun süredir bir tanesi çok tanıdık geliyor gözüme. Sonra bir anda yıllar öncesinin efsane yarışması Biri Bizi Gözetliyor’un Fatih isimli yarışmacısı olduğunu hatırlıyorum... Şimdi o Fatih bir fincanı 30 dakika boyunca teklemeden güzelleyip mutlaka bir müşteriyle buluşturuyor ekranda. Ve ben ağzı bu kadar laf yapabilen bir adamın sadece TV yoluyla marketing yapmasına hakikaten şaşırıyorum... Hani ağzı laf yapan TV karakteri bulmakta güçlük çekiyormuş ya çeşitli yapımcılar; biraz farklı ekranlara baksınlar derim. Ne cevherler kaynıyor iki ara bir derede...

ŞAHİN VE ÇETESİ ÜZERİNE

TNT kanalı yerli dizi işine de giriyor. Dizilerinin ilki de Şahin ve Çetesi isimli bir güldürü. Her bakımdan serbest çağrışıma açık bir adı var dizinin... Yıllar öncenin fenomen dizisi Şahin Tepesi’ni andırıyor. Ama o da önemli değil. Meseleyi ilk elden izleyince ortada Kurtlar Vadisi’nin Muro karakteri ile İzmir Çetesi isimli dizinin bir sentezi duruyor... Gözümden kaçamadı, çünkü göz içine kadar sokuluyor bu açıktan etkileşimler!

Aksesuarları alsak çıplak mı kalırlar?

Önceki gece Telegol’de (Kanaltürk) Gökmen Özdenak ağabeyim boynuna geçirmişti kalın bir kaşkolü. Bir küçük ekran maratonu yaparak başka hangi yorumcunun sahneye aksesuarla çıktığına baktım... Neredeyse hepsinde sırtta bir kazak, boyunda bir fular, “bana ne giysem yakışır” hali vardı. Şöyle sıradan bir gömlekle futbol yorumculuğu yapan adam sayısı bir elin parmaklarını geçmez oldu. Nasıl bir modadır arkadaş bu vallahi anlayabilmiş değilim... Hani o aksesuarları çıkarıp alsan üstlerinden sanki hepsi çıplak kalacakmış gibiler ekranda. Var mı aranızda anlayabilen bu tuhaf takıntıyı sahi?

Keşke hiç çalmasaydınız...

Resmen finalsiz bitirdiler Bitmeyen Şarkı’yı. Ya da bu yazıyı yazdığım ana kadar ben görmedim final bölümünü... Ama şu kadarını söyleyeyim ki geride bıraktığımız pazar gecesi ciddi bir kitle Bitmeyen Şarkı’ya biçilen kaftan için ciddi bir isyan halindeydi... Sözünü çok önemsediğim bir gazeteci ablam İzmir’den arayıp da tüm o çileden çıkmış haliyle, “bu haksızlığı yanlarına bırakmamak lazım” deyince, ben ancak köşeme not düşebileceğimi söyledim... Şimdi tutuyorum o sözümü. Bitmeyen Şarkı böyle bitecekse keşke hiç çalmaya başlamasaydınız ekranda o melodiyi...

Bilinen yere ambulans lütfen!

Arka Sokaklar (Kanal D) dizisinde yeni bir takıntı buldum. Ekipler olay yerinde çatışma filan olmuşsa hemen sonrasında bir anons geçiyorlar telsize; “Bilinen yere hemen bir ambulans gönderin” diyerek... Bilinen yerin neresi olduğunu ambulans nasıl bilecek bu bir. Bilinen yere gitmeden önce mutlaka bir çatışma yaşanacağını biliyorsan ambulansı neden yanında taşımazsın be amirim; bu da iki... Unutmadan, İstanbul’da ne kadar adli olay varsa Beykoz semtinde yaşanır oldu anladığım kadarıyla... Polisiye dizilerin hatta sıradan dizilerin tamamında emniyet amirliği ya da olay yeri mutlaka Beykoz ve çevresinde oluyor. Dikkatinizi çekti mi sizin de?

Bu kez negatif ayrım var!

Kelime Oyunu (Bloomberg HT) hakkındaki yazı serüvenimiz devam ediyor. Bir televizyon eleştirmeninin bir program hakkında seri halde birden fazla yazı yazması manidar gelebilir bazılarına... Ben hem sevdiğim hem de hiç hazzetmediğim şeyler hakkında not düşerim genelde. Ortadan gidenlerle işim olmaz yani. Çünkü TV ortalama bir sektör değildir hakikaten de... Neyse. Yarışmacı seçiminde bir pozitif ayrımcılıktan söz etmiştik geçende. Şimdi de negatif ayrımcılığı not düşelim. Üniversite mezunu olmadığı için yarışmaya bir türlü katılamayan ciddi bir kalabalıktan geliyor şikayet... Hele bir tanesi; “Üç üniversiteyi terk etmek zorunda kaldım. Maddi durumum kaldıramadı okumayı. Ama bu beni cahil yapmaz. Bir diplomalı karşısında fırsat eşitliği isterim” diyince “elçiye zeval olmaz diyerek” ilgililere not düşmek istedim ben de... Malum cehaletin karşısında kalemimiz kılıçtır; bilenler bilir!