Dükkanın kasası boş mu arkadaşım?
08 Ekim 2010

Komedi Dükkanı’ndan (Star TV) aklımda kalan en can alıcı sahne yerdeki ter birikintileri. Tolga Çevik sahnede dört dönüyor. İzleyiciler yerlerinde kıvranıyor. Kameramanından konuk figürlerine kadar herkes gülmekten kırılıyor; çok güzel...

Ama nasıl oluyor da, prodüksiyonu bu kadar güçlü bir program Ses Tiyatrosu’na güçlü bir klima yaptırmıyor, onu anlayabilmiş değilim...

Önceki akşam iki espriden biri ortamın sıcaklığıyla ilgiliydi. Hakikaten de dikkatle bakanlar, arkada piyano çalan müzisyenin bile sırtının ter içinde kaldığını gördüler...

[[HAFTAYA]]

Tamam, alın teri yerde biriken. İyi de bunu insanın gözünün içine sokmaya gerek var mı? Bahse girerim o sıcakta Tolga Çevik performansının yarısını terle birlikte atıyor yere... Havalandırın şu dükkanı lütfen. Sadece izleyici olarak o mekana gelenlerden aldığınız ücret bile iki tur klima olur kuşatır o sahneyi!

Dizi sektörü öldürmek üzere...

Twitter isimli sosyal paylaşım sitesinde oyuncu Hakan Yılmaz aralıksız 15 saat sürdüğünü yazdı Yahşi Cazibe’nin set çekimlerinin... Batı televizyonlarında 30 dakikayı geçmeyen sürelerde çekilip yayınlanan sit-com’ların Türk versiyonlarından biri atv’nin adı geçen dizisi... Ve bizde en az 70 dakika filan yayınlanıyor. Hakan’ın çığlığını görmezden gelmek mümkün değil. 15 saat boyunca sette yaşayan bir oyuncudan ne tür bir performans çıkabileceğini hesaplayın artık... Bakın buraya yazıyorum. Dizileri eleştirmek giderek zorlaşıyor vicdani olarak. Koşullar insani olmaktan çıktı çoktan. Bir gün bir yerinden patlayacak bu dizi sektörü. Basınç hakikaten büyüyor çünkü...

Saksı düşse dizilerden bilecekler!

BDP yönetimi dört diziyi “ırkçılık ve Kürt düşmanlığı yaptığı” iddiasıyla RTÜK’e şikayet edeceğini açıkladı... Dizilere bir bakalım. Kurtlar Vadisi Pusu topun ağzında duranlardan. İyi de baş karakterlerinden Abdülhey’in Kürt asıllı olduğunu biliyoruz. Polat’ın kardeşi gibi dizide... Zaza ve geçmişte Muro en eğlenceli tipleriydi dizinin, onların da negatif ayrımcılıkla cezalandırıldığını görmedim hiç senaryoda... Diğer dizi Tek Türkiye (STV). Başrolünde Kürt asıllı bir doktor/kaymakam olan Tarık karakteri var. Bizzat köy ya da kasaba her neyse yaşadığı yerin iç barışı için yöre insanıyla omuz omuza dövüşüyor terör örgütüyle filan... Ölümsüz Kahramanlar (STV) biteli çok oldu. Orada da Kürt asıllı olduğu için yok edilen kimse yoktu; yasa dışı örgüt üyeleri hariç.... Son olarak Sakarya Fırat (TRT 1) dizisi var. Kahramanlarından biri Türk, aşık olduğu kız ise Kürt. İçinde önemli miktarda aşk hikayesi de var dizinin. Kimse diğerini etnik kökeninden dolayı öldürmüyor. Faşizmden çok iç savaşın izlerini görüyoruz orada da... Hani sıradan bir izleyici olarak yaptığım bu değerlendirmenin bir TV eleştirmeni olarak çıkaracağım sonucu şu; başınıza saksı düşse dizilerden bileceksiniz. Bırakın bu boş işleri yahu!

Suçlu Fatmagül mü?

Ceren Akdağ Şahin’in HaberTürk TV’de sunduğu Hayatın İçinden programında dizilerin toplum vicdanında açtığı yaraları konuştuk... Programın bir yerinde sosyolog Nilüfer Narlı dizilerdeki tecavüz sahnelerinin iştah kabarttığını söyledi. Bilimsel bir saptama mıydı, tam olarak anlayamadım... Ama dizideki tecavüze iştahı kabaran bir toplum olduysak hakikaten içimizde pimi çekilmiş bir bombayla yaşıyoruz demektir. Ben kendi adıma inanmak istemedim; bilmiyorum siz inanır mısınız?.. Bu arada Ceren yazılı basından ekrana geçen yüzlerden biri bildiğim kadarıyla. Pek alışıldık bir ekran tipi değil. Çünkü sadece soruyor. Yapması gerekeni yapıyor... Belki de bu yüzden, sözü sahibinden çalmadığı için programı su gibi akıyor. Gündemden geri kalmamak için 25 dakikanızı ayırın derim!

Köşenin adını değiştirsem mi?

Sosyal medya dediğimiz, daha çok internet dünyasını içine alan tanım, geleceğin dünyası olarak karşımıza çıkıyor. Belki de bu yüzden, üniversitelerde konuyla ilgili kürsüler var artık... Bir de TV programı olarak karşımıza çıkınca hem katılmadan, hem de yazmadan edemedim. Önceki akşam TRT Haber’de Sosyal Medya programına konuk oldum. Son günlerin popüler ekran yüzlerinden Nagehan Alçı sunuyor programı... Sunuyor demek yanlış sanırım. Nagehan program içinde o köşe senin bu köşe benim koşuşturuyor. Bu haliyle çok dinamik bir program... İzleyicilerden gelen maillerle yönlendiriliyor konuklarla yapılan söyleşi. Bu haliyle de izleyip, yazabilen herkesin hazırlayıp sunduğu bir formata dönüşüyor... Bizim ekranlarımız için yeni bir şey bu. Öyle ya; ekranın karşısına geçip pinekleyen bir kuşağın ortasındayız. Ama geleceğin dünyası böyle durağan değil...

Teknolojiden kaçış yok. Hızlı davrananın yavaş hareket edeni yediği bir çağa yürüyoruz ve televizyon o çağ için hakikaten çok hantal duruyor. Şu benim köşenin adını İnternet Hastası diye değiştirsem, ucundan yırtabilir miyim acaba?..