'Düğün Günü Fotoğrafçısı' OZAN
12 Şubat 2011

Lüleburgaz’da 1977’de doğdu Ozan Aydın. Annesi ile babası ayrılınca, anneannesi ve dedesinin kucağında büyüdü. 12 yaşında yaz tatilinde çırak verildiği fotoğrafçı dükkanının karanlık odasının büyüsüne kapıldı. Ortaokul terk. Babası İstanbul’da dekorasyon işi ile uğraşıyordu. Annesi ise İstanbul’da birkaç gazinonun çiçek ve vestiyer hizmetlerini üstlenmişti. Ozan ise fotoğraf laboratuarında çalışıp bu mesleği iyice öğreniyordu. Yirmi yaşına geldiğinde askere alındı. Fotoğrafçı ya; onu ordu foto-film merkezine aldılar.

Boylu boslu, gösterişliydi üstelik. Sonra, Bosna’daki Türk Görev Komutanlığı’na atadılar kameraman olarak. 1998’de terhis oldu. Lüleburgaz’dan İstanbul’a taşındı ve fotoğrafçılık kuruluşu Yalçınlar’da işe başladı, ertesi yıl Mecidiyeköy’de mağaza müdürü oldu. Başarılıydı. 2001’de, bu kez Nikon’a geçti, mağazalar ve stüdyolar müdürlüğüne getirildi. Yalçınlar Mecidiyeköy’de birlikte çalıştıkları Hande ile “huyunun ve suyunun uyduğunu” keşfetti; 2002’de evlendiler. Barış adlı ele avuca sığmaz bir oğulları oldu.

rkaç yıl Nikon’un Çengelköy şubesini yönetti. Ama kendi işini kurma arzusu ağır bastı ve 2010’da Nato Yolu üzerinde geniş ve ferah bir bodrum katını makul fiyata kiralayıp stüdyosunu açtı. Adını da “Fotoğrafçı” koydu. Tanımadığı, tanınmadığı yeni bir muhitte dükkân açmak riskli elbette. Başta biraz zorlandı da. Ama eski müşterileri yalnız bırakmadı, çevrede oturanlar da onu keşfetti. Vesikalık fotoğraf, stüdyo fotoğrafları, çocuk fotoğrafları çekmeye devam... Bir yere gitmesi gerektiğinde, eşi de deneyimli bir fotoğrafçı olduğundan, dükkanı ona bırakabiliyordu.

Mutlulukların tanığı

Katalog, takvim, ayrıca aile ve “düğün günü fotoğrafları” için de çağrılmakta gecikmedi Ozan. Sakın karıştırmayın: Düğün merasimi ve izleyen eğlenceli bölümü çekenlere “düğün fotoğrafçısı” denir. Bizim Ozan’ın yaptığı “düğün günü fotoğrafçılığı” ise apayrı bir uzmanlık alanı: Müstakbel gelin ve damatla daha önceden görüşülür, birlikte neler yapılabileceği kararlaştırılır. Düğün günü, berberde “gelin başı” yapılıp telli duvak oturtulan ve iki dirhem bir çekirdek olan çiftin önce stüdyoda çeşitli pozları alınır.

Sonra sıra, anılar ve doğayla bütünleşmeye gelir. Arabalara binilir. “Fotoğrafçı” onları, örneğin ilk karşılaştıkları, tanıştıkları ya da ilk buluştukları semtin güzel manzaralı bir yerinde çeker. Boğaz kıyısında romantik bir ağacın altında, geri planda Boğaz Köprüsü veya tarihi bir mekanın görkemli ve huzurlu ortamında deklanşöre basılır biteviye. En güzel çıkan pozlar büyütülecek, özel çerçevelerinde bu mutlu günlerinin anısını ebedileştireceklerdir. Ozan’ın sadece gölge ve ışığı kullanarak, renkli çekerken siyah-beyazı yakalayan, yani “photo shop’suz” resimleri gerçekten harikadır. Kısacası, düğün günü fotoğrafçılığı, teknik beceri kadar yaratıcılık da gerektirir.

Fotoğrafçının işinde ciddi ama sakin ve güleryüzlü olması çok önemlidir. Çekimlerin rahat ortamda, fotoğrafçı ile güvene dayalı bir diyalog içinde gerçekleşmesi, düğün stresi içindeki çiftin daha güzel resimler vermesini sağlar, değil mi? Düğün günü fotoğrafçısı Ozan, gerek teknik ustalığı gerekse karakter yapısıyla biçilmiş kaftandır bu hassas iş için. “Şükür, işler rayına girdi”. Fotoğraf alanında uzman diplomasını alalı çok oldu ama ortaokulda bıraktığı eğitimini tamamlama arzusu sürüyor. “Açık öğrenim” yoluyla liseyi okuyor şu sıralar. Tatillerde, ayrıca ayda en az bir kere Lüleburgaz’a giderler ailece. Boş vakitlerinde -pek olmaz ya- yazın erkenden kalkar, bisiklete biner, sonra işine yollanır. Fırsat buldukça deniz kenarına, ormana gider, bu kez kendi zevki için doğa fotoğrafları çeker.

Udu, baş köşede durur

Musiki aşkı da eskidir, çocukluğundan beri amatörce ud çalar. Udu ile stüdyoda bile beraberdir. “Benim dert ortağımdır; bütün dertlerimi ona teslim eder, işimin başına dönerim.” Müşterinin gelmediği tenha saatlerde isek, dostları için de çalıp söyler pek sevdiği Amir Ateş’in “Bir Kızıl Goncaya Benzer Dudağın” adlı bestesini. Sevgi ve dostluklarla birlikte yaşamak...

İnsana çok önem verir. Herkesi “kazanmak” ister ama kimseye para gözüyle bakmaz. Yola çıkar, selamsız kimseyi geçmez. Her yaşla çok iyi bağ kurar. Sergi kitabı için tablolarının resmini çektiği yaşlı hanımla ressamın sevgili kedisi öldüğünde dertleşmek için Ozan’ı araması boşuna değil. Çünkü, işini gücünü bırakıp hemen onun evine gidecek, bir fincan çayını içerken onu teselli edecek kadar olgun yaradılışlıdır bu Trakya delikanlısı.

(05.02.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)