Yeni Yazısı > Domatesi tesettüre soktular! - 26.10.2010

Domatesi tesettüre soktular!
26 Ekim 2010

Kadınların başını bağlamak yetmedi, domatesin de başını örttüler, diyorum, domatesin vatanı Kumluca’dan üretici dostum Ramazan gülüyor telefonda. Aslında gülmek yanlış kelime, kan ağlıyor! Asıl canı yanan üretici, çünkü malını satamıyor! Bu yaz, salçacılar bile çalışamamış, seneye domates salçası da pahalılanır. Her şey başımıza İspanya, İtalya, Yunanistan turunu tamamlayıp Akdeniz üzerinden gelen güve yüzünden. Fevkalade akıllı, başetmesi zor. Bizim gibi domatesi çok seviyor. Domateslerin üzerini tülbentle örtmüşler, bana mısın dememiş. Gözle görülmeyecek kadar küçük olduğundan tel mel de kar etmiyormuş. İlaç sıkmak pahalı. “Organik ilacın bir kutusu 80 lira, seraya en az 4 kutu sıkıyorum, nereye kadar?” diyor Ramazan.

[[HAFTAYA]]

Bilgiç bilgiç mavi ışık tavsiye ediyorum. Hani sineklerin de girmesini önleyen ışıklardan. Ramazan “Bireysel olarak baş edemeyiz, ben serama koysam, yandaki koymasa oradan gelecek” diyor. Tarım Bakanlığı ve belediyelerin devreye girerek şehir içindeki lambaların değiştirilmesini öneriyor. Bir tür seferberlik yani. Güve kadar aklımız yok mu? Vardır bir çaresi, üreticiyi koruyun ki biz tüketiciler domatessiz kalmayalım! Onlar da işsiz kalmasın. Yoksa bu gidişle domatesten vazgeçip başka ürüne geçecekler ve domates ülkesi domatese muhtaç kalacak.

Sosyal hayat, bilgisayarda!

Nüfusun yarısından çoğu genç olan bir toplumun teknolojik gelişmenin dışında yaşamasına imkan yok. Türkiye’de insanların parası, bilgisayar ve internet bağlantısı yok ama yaşasın internet kafeler, tam 25 milyon kişinin facebook hesabı var. Benim yok! Neden? Çünkü facebook’un bir sosyal ilişki ağı olayı olduğuna baştan uyandığım ve mesleğim dolayısıyla böyle bir şeye zaten sahip olduğumdan ona ihtiyaç duymadığım için. Beni arayan nerede bulacağını biliyor, ben de kimseyi aramıyorum! Ve “Niye facebook hesabın var?” diye sorduğum her kişinin bana “Bu sayede ilkokul arkadaşlarımı buldum!” yanıtını vermesine de pek şaşıyorum. Tweeter ise tam da meslek hastalığıma uygun: O “Şu anda ne yapıyorsun, ne oluyor?” sorusuna bayılıyorum ve hemen yazmaya başlıyorum: “Konserdeyim, şarkıcı harika...” Böylece takip ettiğim kişiler sayesinde her an nerede ne olduğunu biliyorum! Ivır zıvır yazan ya da sürekli link atanları hemen siliyorum, o linklere girmeye de vaktim yok, kusura kalınmaya. Facebook’un üniversite gençleri arasında hangi ihtiyaçtan, nasıl geliştirildiği ve çıkarıldığı hikayesini anlatan Sosyal İlişkiler filmini herkese tavsiye ediyorum. Sinema dili de çok keyifli. Soluksuz izliyor, şaşıyor, gülüyorsunuz. Yeni Yüzyıl Üniversitesi’ndeki öğrencilerime, olur ki kaçırırlar diye, gitmelerini şart koştum! Gerçi gençler biliyor ama biz büyükler de gençleri daha iyi anlamak, genç olmak ve kalmak istiyorsak, bu yeni dünya düzenini anlamak için David Fincher’ın filmi tam bir anahtar. Filmden sonra oğlumun bilgisayarının içinde gömülü yaşamasına daha az kızar oldum, belki evde geleceğin dolar milyoneri var, kimbilir?

Üçte birle demokrasi olmaz

İstesek de istemesek de her gün türbandan konuşmak zorunda kalıyoruz! Ve artık bu tartışmaların ekseni değişti. Eski algılamalarımız içinde normal olan başı açık cumhuriyet kadını modeli, artık başı kapalı ılımlı inançlı kadın tipidir. Yani Şule Yüksel Şenler gibi ürkütücü karga modeli değil ama hafif makyajlı, deri ceketli, renkli giysili, ayak parmakları özgür, eli çantalı kadın modeli. Kılıçdaroğlu’na gereksiz yere yüklenmeyin. Ne İsa’ya, ne Musa’ya yaranamadı garip. Yaranamaz da. Çünkü toplumun siyasal yapısı bozuk. Cumhuriyetin kuruluşundan beri muhafazakarlar hep çoğunluktaydı ama zoru görünce sinmişlerdi, şimdi “özgürlük” var. Laik ve aydınlanmacı grubun oranı, yıllar içinde ola ola yüzde 25 -30’ları buldu. Gerçek bir demokrasi için hiç olmazsa yüzde 55-45 gibi bir oran lazım. Muhafazakarlar yüzde 60-70’leri bulunca çoğunluk sarhoşluğuna kapılıp despotlaşıyorlar. Karşısında laik cumhuriyetçi grup iyice sekterleşip kendini korusa yüzde 25’in altına düşüyor. Yumuşayıp açılım yapsa, türbanı çözelim, resepsiyona gidelim dese, hoop, yüzde 30’lara doğru açılıyor ama bu kez de alttaki taban homurdanmaya, kaymaya başlıyor. Artık nereye kayıyorsa? Kılıçdaroğlu ve değişimcilerin sıkıntısı budur. Çoğunluğu kucaklayıcı olmazsan yüzde 25’de oturur muhalefet yaparsın. Biraz açılsan, hem onları tatmin edemez, hem alttan kaybedersin. Bu kadar dengesiz yapı içinde azınlıkta kalan ezilir, gerçek demokrasi olmaz. Nasıl çoğalacağız? “Seçimler tatile denk geliyor, nasıl olsa kazanamayız, ben bir gün için dönemem” diye bahane bularak değil herhalde! CHP yeni yeni çalışmaya başladı. Nerede hata yaptık, insanımızı nasıl da karanlıkların içinde bıraktık, küçücük kızları Hizbullahçı babaların elinden nasıl kurtarırız, ağlayarak değil, çalışarak çözüm bulacağız!