Dizilerde yenge terörü başladı!
07 Ekim 2010

Korkunç yenge. 90’lı yıllarda gazete manşetlerinde böyle bir sıfat vardı. Geçmiş zaman, politikayla ilgili derin bir hanımefendiyi hicvediyordu. Şimdi ismini çıkaramadım... Fakat şimdi iki isim var netlikle bildiğim. İki ayrı dizide insanın kanını tepesine hücum ettiriyorlar. Biri Fatmagül’ün yengesi Mukaddes; kötülükte üstüne yok. Diğeri de “Öyle Bir Geçer Zaman ki” (Kanal D) dizisinde ortaya çıkan Neriman yenge... Hakikaten fitnenin ve kötülüğün resmi gibiler ekranda. Bir dönem Türk sinemasında kendinden nefret ettirecek kadar etkin olan nur içinde yatsınlar Aliye Rona ve Neriman Köksal gibi tipler bunlar. Öyle gerçekçi oynuyorlar ki, insanın varsa yengesine kalkıp iki tane sallayası geliyor. Abarttım, elbette şaka yaptım. Ama yine de bu yılın trendinin “korkunç yenge” odaklı olacağını hissediyorum dizilerde. Hadi yine iyiyiz, bulduk iki tane Aliye’nin kayınvalidesi tipli kadın; söver dururuz artık...

[[HAFTAYA]]

Darbeye yeni bir bakış!

Güz Gülleri, 90’lı yılların sonunda Star TV ekranlarında yayınlanan Hakan Taşıyan’ın başrolünde olduğu bir diziydi. Feci damardı ve o dönem iyi izlendi...

Şimdi benzer bir damar, aynı isimle STV ekranlarında izleyicisini arayacak. Güz Gülleri isimli yeni dizisiyle STV, son dönemin en popüler meselesi darbenin üstüne gidecek...

Yeni kuşakların hatırlayamayacağı, bilemeyeceği, en kabadayı geçen yıllarda ekrana gelen “Çemberimde Gül Oya”dan şöyle bir izlediği 12 Eylül dramını anlatacak kısacası...

Özgün dizilerinin dışında siyaset topuna girince kanalın kimi zaman fazlasıyla abartılı davrandığı bir siyasi duruşu olabiliyor... Dilerim, bu kez öyle ortadan bir şey yaparlar ki, yeni kuşaklar da meseleyi anlayabilecek bir mecra bulmuş olurlar kendilerine...

Bu şarkı neden bitmez?

Bitmeyen Şarkı’da (atv) senaryo bir türlü büyük aşka inandıramadı beni. Feraye ve Yaman birbirini deli gibi seviyorlar diyelim. Ve bize özgü “kavuşamayan” halleri var; bununla da bir süre yetinelim. Ama ya gerisi ne olacak?.. Yaman, Feraye ile kavuştu, gül gibi yuva kurdular mesela, o vakit ne olacak? Feraye’ye bir inceden tutkun olan kardeşine ne diyecek Yaman? Feraye’nin belalısı eniştesini nereye sürgün edecek?.. Olmaz, kavuşsalar bile bu maya tutmaz. Feraye aile içi kan davası nedeni olur. “Başka bir yol mu bulsalar acaba” diyorum, bu imkansız aşk için?

Kansız olabilir miydi?

Ezel’de (atv) Sekiz mevta olduktan sonra içimde kocaman bir boşluk duygusu oluştu. Kenan Birkan’ın dokunulmaz olduğunu düşünürsek, geçen sezon Ali ve Cengiz’e giydirilen “kötü adam” gömleğini bir güzel giymişti üstüne. Tam da dizideki tüm karakterler gibi lafları sakız gibi uzatarak “Dedeeeeee” demeye başlamıştı. Ama ömrü yetmedi garibin... Üstelik, eline kan bulaşmayan Ezel’i de katil defterine yazdı iyi mi? Yok arkadaş, benim için bu dizide iyi adam kalmamıştır artık. En kansız gerilime bile bu sezon galonla kan bulaştırdılar ya; Sekiz değil Dokuz gelse “iyi gözle” izlemem artık bu diziyi...

Hayrettin'e zaman lazım!

Hayrettin’in (Star TV) ilk bölümünü çoğunluğu internette izlediğim video parçacıklarından oluştuğu için bölük pörçük izleyebildim... İlk bakışta GAG türündeki bu şov için insan “dilerim tutar” diye geçiriyor içinden. Malum yıllardır Okan Bayülgen ve Beyazıt Öztürk ikileminden çıkıp da bir üçüncü isme yol alamıyor izleyici... Belki de bu yüzden Hayrettin bana iki ünlü şovmenin karışımı gibi geldi ilk duyguda. Mimiklere çalışması ama çalıştığı mimikleri mesela Beyaz’dan esinlenmesi filan dikkat çekiciydi... Elbette herkesten bir parça bulacağız Hayrettin’de. Ama şimdilik söyleyebileceğim tek şey şu; o değerli saatte, kendi ekranını oluşturabilmek için zamana ihtiyacı var... Önünde iyi örnekler de var, yitip giden örnekler de. İkinci şıkkın bir yenisi için bkz. “Osmantan Erkır TV”...

Başkomser Nevzat hortladı!

Kanıt (Kanal D) dizisini hâlâ büyük bir ilgiyle izliyorum. Alışıldık polisiyelerden farklı olduğu için. Mesela ünlü yazar Ahmet Ümit’in “Başkomser Nevzat” tiplemesini de bu yüzden dikkatle okurum; o da farklıdır...

Ama dizideki başrol üçlemesi, özellikle de Başkomiserimiz Orhan bende giderek Komser Nevzat duygusu oluşturmaya başladı. Onun iki yardımcısı Selim ile Zeynep de diğer tipler oluyor doğal olarak...

İçten içe birbirine yanık ama iş yoğunluğu içinde bir türlü karşılıklı açılamayan iki tip. Bilmiyorum Sevil Atasoy hocam da benim gibi düşünür mü? Hikayenin bir yerine Ahmet Ümit mürekkebinin damlamış olma ihtimali var mıdır sahi?