Dış görünüşe kanmayın AB, Ankara'ya farklı bakıyor
05 Nisan 2011

Libya krizi tüm taraflar açısından derslerle doluydu. Türkiye, bu tip olaylarda AB ve ABD olmaksızın tek başına hareket edecek güçte olmadığını; Avrupa da, Türkiye olmadan bazı bölgelerde etkin politika yapamayacağını çok açık şekilde gördü. Son Libya olaylarını gazete ve TV’lerden izleyen Türk halkının çıkardığı manzara son derece olumsuz. AB ile ilişkilerin Libya nedeniyle yine sürtüşmeye girdiği görüntüsü var. Baksanıza, Erdoğan konuşmalarıyla Fransa’yı yerden yere vurdu. Cumhurbaşkanı Sarkozy’ye etmediği lafı bırakmadı.

[[HAFTAYA]]

Sarkozy de, Türkiye’yi devre dışı bırakmak için elinden geleni yaptı. Sonunda NATO işin içine sokuldu da, kavga belirli oranda yatıştı. Ortaya çıkan görüntü, Türkiye ile Avrupa Birliği’nin yine karşı karşıya geldiği, çıkarların çatıştığı bir manzara yansıttı. Oysa, hiç de öyle değil. Tam aksine Libya krizi tüm taraflar açısından derslerle doluydu. Türkiye, bu tip olaylarda tek başına hareket edecek güçte olmadığını ve Avrupa Birliği ile Amerika olmaksızın etkin bir politika yürütemeyeceğini açıkça gördü.

Batı’dan kopmuş, Ortadoğulu kalmış bir Türkiye’nin bölgede hiçbir cazibesi ve etkinliğinin olmayacağı anlaşıldı.

Durumu birlikte izledik. Eğer, ABD-Fransa-İngiltere üçlüsü silahlı müdahalede bulunmasalardı Kaddafi bugün tüm muhalefeti ezmiş ve istediğini elde etmişti. Bu üçlünün hemen harekete geçmesi bir insani felaketi önledi. Türkiye’nin böyle bir gücü yok. Kaddafi gibi biriyle de, ikna turları yapıp çözüp bulmanın imkansızlığı ortada. Ankara, bu kriz ilerledikçe ABD ve Avrupa Birliği ilişkilerinin ne kadar değerli olduğunu açıkça gördü.

Kendini NATO ve AB ilişkilerinin dışına çekmiş, tüm ağırlığını bölgeye vermiş, Ortadoğu ülkesi gibi davranan bir Türkiye’nin hiçbir cazibesinin ve yaptırım gücünün olmayacağını hepimiz gördük. Ortadoğu’lu bir Ankara hepimiz için kayıptır. Ankara da bu gerçeği gördüğünü ve kendini sadece Ortadoğu’ya kilitleme gibi bir niyeti olmadığını en açık şekilde gösterdi.

Bugün, atılan son adımlarla, Tayyip Erdoğan-Ahmet Davutoğlu ikilisinin eskiye oranla Avrupa’ya daha farklı bakmaya başladığını söyleyebiliriz. Türkiye, Ortadoğu’da yaşayan bir Avrupa ülkesi gibi davranacağını ve kendini, Batılı forumlarda Ortadoğu ülkelerinin duyarlılıklarını da savunacak bir konuma oturtacağının işaretini açıkça verdi.

Avrupa da, Türkiye olmadan bazı bölgelerde etkin politika yapamayacağını çok açık şekilde gördü.

Aynı durum Avrupa Birliği için de geçerli. AB, nereye el atsa karşısında Türkiye’yi görmeye başladı. Gerçekten de, Ortadoğu’daki hemen her olayda Ankara devreye girebiliyor. Kafkaslar’da veya Balkanlar’daki gelişmelerde Ankara’nın “soft power”ı Avrupa’nın da çok işine yarıyor.

Türkiye’nin bölgedeki en güçlü yanı, gerçekten de kullandığı “soft power”dır. Avrupa ve ABD’nin “hard power”ının yanı sıra, Türkiye’nin katkısı kolay kolay göz ardı edilemeyecek kadar değerli. Özetle, AB ne kadar direnirse dirensin, Sarkozy son olaydaki gibi Erdoğan’ı devre dışı tutmaya çalışsa dahi, Türkiye’nin Avrupa açısından gerekliliği her geçen gün daha netleşiyor.

Hepimiz ikiyüzlüyüz, neden sadece AB ve ABD’ye kızıyoruz?

Dikkat edecek olursanız hepimiz Ortadoğu konularında durmadan “Batı’nın ikiyüzlülüğünden, çifte standartlı tutumundan” söz ediyoruz. Libya’ya müdahale eden Batı’nın, Suudi Arabistan’ın Bahreyn’e asker sevk etmesini görmezden gelmesinden tutun da, Fransızların bir zamanlar başta Tunus olmak üzere, şimdi bombaladığı Kaddafi’yi yere göğe koymayışına kadar, adamları yerden yere vurup duruyoruz. Türkiye sanki çok mu etik davranıyor?

Her ne kadar başkalarına “petrol çıkarlarınız için hareket etmeyin, vicdanlı davranın” diyorsak da, Türkiye neden bu kadar çırpınıyor? Libya için mi, yoksa 25 milyar dolarlık Türk yatırımlarını kurtarabilmek için mi? Kendi kendimizle tutarlı olmalıyız. Dünyada hiçbir ülke vicdanıyla dış politika yapmıyor. Herkes çıkar peşinde. İyisi mi, biz de bu işi abartmadan götürelim.

Doğrularla yanlışları birbirinden ayıralım

Kriz sırasında öyle sözler söylendi ki, sapla saman karışıverdi. İsterseniz gelin yanlışlarla doğruları birbirinden ayıralım.

- Sarkozy, bu olayda devre dışı filan kalmış değil. Üstelik Türkiye tarafından devre dışı bırakılmış hiç değil. NATO’nun duruma el koyması ABD’nin isteği üzerinedir. NATO, ambargoyu denetleyecek, Fransa yine fiilen bombardımana katılacak. Dış basına bakıldığında, Türkiye sorunlar yaratıp Fransa’yı cezalandıran bir konumda değil. Türkiye’nin “höt” deyip, herkesi hizaya getirdiği gibi gerçek dışı bir hava basmayalım. Kendi kendimizi gaza getirmeyelim.

- Sarkozy, ne kadar eleştiri alırsa alsın, işin sonunda hem iç politika, hem de uluslararası kamuoyunda kazançlı çıktı. Bir ara tüm etkinliğini kaybeden Avrupa’yı, Ortadoğu denklemine geri soktu.

 - Erdoğan ile Sarkozy’nin birbirleri hakkındaki hoyratça sözlerine hiç gerek yoktu. Dikkat edecek olursanız, Sarkozy’nin genel yaklaşımına AB içinden de tepkiler çıktı ancak kimse bir diğerini yıpratacak konuşmalar yapmadı. Umarız Fransız Cumhurbaşkanı da, Türkiye’yi sürekli iğneleme alışkanlığından artık vazgeçmesi gerektiğini görmeye başlamıştır.