Devlet, hocayı üniversiteden atacak

'Doktorum' programı sayesinde tanıdık bu güleryüzlü, esprili, babacan ve mütevazı kişiyi... Prof. Dr. Cihan Aksoy (60) ile sıcak bir söyleşi yaptık. Ama öğrendik ki hocanın yüzü gülerken yüreği kan ağlıyor...

Devlet, hocayı üniversiteden atacak

Çünkü ‘Tam Gün Yasası’ nedeniyle, hizmet verdiği üniversiteden atılabilir. Prof. Dr. Aksoy sağlık sektöründen yana dertli mi dertli. “Hipokrat yemini mi?.. Hadi canım, hepsi hikaye” diyor...

Röportaj: Ömer Gören

[email protected]

Hocam, kendinizi tanıtır mısınız?

Evli ve iki erkek çocuk babasıyım. Rahmetli babam Dr. Mazhar Aksoy çocuk hastalıkları uzmanıydı. Ben de Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. Halen İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğretim üyesiyim.

Fizik tedavisi ve rehabilitasyon dalında çalışıyorum; kurucusu olduğum intensif nörorehabilitasyon branşındayım. Yani çene eklem hastalıkları, manuel tıp, enjeksiyon uygulamaları, tamamlayıcı-destekleyici tıp... 34 yıldır mesleğimi yapıyorum.

Oysa biz sizi fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı olarak biliyoruz. Asıl uzmanlık alanınız ne?

Çocuk hastalıkları üzerine ihtisasa başlamıştım ama askerde kafasını kıranları görünce beyin cerrahı olmaya karar verdim. Alanının en iyisi olduğunu duyduğum Beyin Cerrahı Prof. Dr. Aşkın Karadayı’nın yanında yetiştim.

Ardından İstanbul Üniversitesi’nde beyi /sinir cerrahisi ihtisasımı sürdürdüm. Ameliyat gerektiren hastalara fizik tedavi uygulandığını görünce çok şaşırdım ve hocalara “Siz büyücü müsünüz? Ameliyatlık hastaları fizik tedavi ile nasıl iyileştiriyorsunuz?” diye itiraz ettim.

Hocalar “Çok merak ediyorsan sınavlara gir” deyince beyin cerrahisi yerine fizik tedavi ihtisası yaptım. Nöroloji ve cerrahi bilgimle doçent oldum. Kazandığım burs sayesinde Avusturya- Innsburck’a gittim, fizik tedavi alanında manuel tıp (elle tanı ve tedavi) ve diğer branşlarla tanıştım.

‘Nerede kaldı Hipokrat yemini?’

Ekranda görüyoruz; kendinizle çok barışıksınız, neşe saçıyorsunuz. Gerçek hayatınızda da böyle misiniz?

Mutluyum, evet. Her zaman sevdiğim, inandığım işin peşinden koştum. Fakat son çıkan kanun, canımı sıkıyor. Gerçi Anayasa Mahkemesi tarafından geçici olarak iptal edildi ama uygulamada değişen bir şey olacak mı olmayacak mı belli değil.

Bizleri ilk fırsatta üniversiteden atabilirler. Devlet, hoca olarak hem üniversitede hem dışarıda hasta bakmamızı yasaklamak istedi. “Ya dışarıda çalışacak ve öğretim üyeliğini bırakacaksın ya da üniversitede saat 17.00’ye kadar çalışıp evine gideceksin” dedi.

Yahu, iyi güzel de ben eve gidip yatmak için mi hayatımı bu mesleğe adadım? Üstelik devlet, asistanlarımızın da bizim de 5-10 dakikada bir hasta bakmamızı istiyor.

Bu mümkün değil. Öyle yapmaya kalksak, tanı ve tedavide kesinlikle hata yaparız. O hasta bizim yüzümüzden acı çekip zarar görürse bu vebalin altından nasıl kalkarız? Nerede kaldı Hipokrat yemini?

İsyan halindesiniz yani.

Profesör olduğum halde aylardır ne reçete yazacak şifrem, ne kodum vardı. Çünkü yasa gereği bize hasta bakmak yasaklanmıştı. Sadece eğitim verebiliyorduk. Anayasa Mahkemesi kararnameyi geçici bir süre için iptal ettikten sonra hastaları dinleme ve muayene hakkına kavuştuk.

Umarım bu uygulama kalıcı olur. Ben de meslektaşlarım da üniversitelerden istemeden ayrılırsak ancak özel hastanelerde ve muayenehanelerde zenginlerin doktorları oluruz.

Yani artık hem hastanede hem de özel muayenehanede çalışabileceksiniz.

Şu aşamada, yeni kanun çıkana kadar öyle! Bunun aksini söyleyen bir kanun maddesi yok çünkü. Üniversitede zaten para almadan hasta bakıyoruz.

‘Zenginlerin doktoru olmam’ 

Ya kısa süre önce iptal edilen kararname, ilerde yeniden yürürlüğe girerse?.. Özel muayenehane mi açarsınız üniversitede mi kalırsınız? Özel muayenehane açmam. Çünkü maddi durumu olmayan hastalarımdan para talep edemem.

Sadece özel hastanede ya da muayenehanede hizmet vermek bana acı geliyor. Muayenehane ya da özel hastanede 500 liraya hasta bakacağıma, üniversitemde 100 liraya hasta bakmaya razıyım.

Ben zenginlerin doktoru olmak için bu mesleği seçmedim. Doktorluk zenginlik değil, fedakarlık üzerine kurulu bir iştir.

Ama malınız mülkünüz vardır herhalde. 

18 yaşında eski model bir arabam var. Bir de TOKİ’den aldığım, taksitlerini hâlâ ödediğim evim. 

Bu şartlar altında emekli olmayı düşünmüyor musunuz?

Emekli olsam şu an aldığımdan çok daha yüksek para kazanır, dilediğim yerde çalışarak kendime güzel bir yalı ve iyi bir araba alıp keyif sürerim. Ama bu bana ve aldığım aile terbiyesine yakışmaz.

Ben hocayım, öğretmeyi seviyorum. Aldığım tüm eğitimi öğrencilerime göstermeliyim ki benden sonra da çok iyi doktorlar yetişsin.

‘Ağrı, Allah’ın lütfudur’

Hocam ağrı, lokal enjeksiyon, fizik tedavi ve rehabilitasyon konusunda bize ne anlatmak istersiniz?

Ağrı büyük bir nimettir, Allah’ın lütfudur. Çünkü vücuttaki rahatsızlığı önceden haber vererek önlem almanız için alarm verir. Ağrıyı duymazsanız sorundan haberiniz olmaz.

Lokal enjeksiyon, ağrının yerini tespit etme yoludur. Fizik tedavi ve rehabilitasyon da hareket sisteminin, yani eklem, bilek, kas, sırt, bel, boyun gibi cerrahi ameliyat gerektirmeyen tüm rahatsızlıkların tedavisinde çok etkilidir.

Peki ‘manuel tıp’ nedir? Ne işe yarar?

Manuel tıp; ağrıyan bölgelerin üzerinde elle yapılan uygulamalarla eklem fonksiyon bozukluklarının giderilmesine yarar. Dünyanın en eski bilim dallarından biridir. Yurt dışındaki eğitimimde, hastalara dokunarak parmaklarım hassasiyet kazandı. Dokunmadan rahatsızlığı hissedemezsiniz.

‘Tam Gün Yasası’ nedir?

Devlet, 26 Ağustos 2011’de ‘Tam Gün Yasası’nı çıkarmıştı. Bu kapsamda muayenehanesi olan doktor, devlet ve üniversite hastanelerinde hasta bakamayacaktı. Öğretim üyeleri sadece öğrencilere ders verebilecekti.

Bu durum hastaları mağdur etti. Ayrıca, üniversite hastanelerinde çalışan ve muayenesini kapatmak istemeyen doktorlara, karar vermeleri için 2 yıl ücretsiz izin hakkı tanındı.

Anayasa Mahkemesi, 1 Ocak 2013’te ‘Tam Gün Yasası’nı iptal etti ve yeni düzenleme için hükümete 1 Temmuz 2013’e kadar süre tanıdı. Hükümet, yeni yasa çıkarmayınca ‘Tam Gün’ muallakta kalmış oldu.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu “Ekim’de konuyu yeniden Meclis gündemine getireceğiz” dedi ama konu şu an hâlâ sürüncemede.

(17.08.2013 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır. )