Deutsche Bank'tan 2010'a 4 senaryo
11 Aralık 2009

Yıl sonunun yaklaşmasıyla birlikte dünyanın önde gelen kurumlarının da 2010’a yönelik raporları ardı ardına açıklanıyor... Bu raporlara bir yenisi de Deutsche Bank tarafından eklendi. ‘Güçlü birinci çeyrek, sonrasında artan riskler’ uyarısıyla açıklanan rapor, 2010 için 4 senaryo öngörüyor.

“2010, devlet müdahaleleri ile bunun bedellerinin ödenmesi arasında bir geçiş yılı olacak” yorumu yapan Deutsche Bank uzmanları, senaryolarını şu olasılıklara göre kuruyorlar:

1. En iyi senaryo... Kamu yöneticilerinin, 2009 kadar iyi bir yıl geçirecekleri temeline dayanıyor. Bu senaryoya göre, kamu otoriteleri, kayda değer olumsuz sonuçlar doğurmayan önlemleriyle (örneğin kısa ve uzun vadeli faiz oranlarının düşük düzeylerde kalmasını sağlayarak) ekonomiyi canlandırmaya devam edecekler. Enflasyonist beklentiler sıkı şekilde kontrol altında tutulacak. Bu gelişmeler, hisse senedi fiyatlarının ciddi ölçüde yükselmesine neden olacak. Tahvil getirilerindeki artış ise sınırlı ölçüde gerçekleşecek.

2. Hayata geçme olasılığı en yüksek senaryo... Ekonomilerde belirli bir canlanmanın yaşanması ve kamu müdahalelerinin kademeli gevşemesi olasılığına dayanıyor. Bu senaryoya göre, riskli aktif varlıklar açısından daha iyi bir yıl geçirilebilir. Ancak, tahvil getirilerinin artması ve piyasayı canlandırmaya yönelik enjeksiyonların azalması nedeniyle getiriler büyük ölçüde düşecek. Özellikle riskli hisseler açısından tatminkar, sabit getirili varlıklar için ise görece olumsuz bir yıl olacak.

Enflasyon ve siyasal kriz riski

3. 2010 yılında gerçekleşme olasılığı ikinci sırada geliyor. Ancak, yıl içinde olasılığın artma şansı yüksek senaryo... Buna göre, ciddi şekilde artan tahvil faizleri, piyasalardaki olumlu havayı bozmaya başlar. Getirilerin yükselmesi, devlet arzlarının talebi boğmaya başlaması ya da enflasyon korkularından kaynaklanacak. Yine bu senaryo, gelişmiş ülkelerden bazılarında siyasi kriz yaşanması olasılığını da içeriyor. Bu senaryodaki yüksek getiriler, pozitif büyüme ivmesinden değil, enflasyon ve siyasal kriz riskinden kaynaklanıyor.

4. Buna ‘kabus senaryosu’ demek de mümkün... Ekonomilerde deflasyonun ya da çift dip görüleceği tahminine dayanıyor. Aslında dünyanın büyük bir bölümünde yıllık enflasyon rakamlarının hala negatif olması nedeniyle böyle bir olasılığı yok saymak da mümkün değil. Senaryoya göre, deflasyonun sürmesi için, kamu yöneticilerinin kredi kriziyle başarılı bir şekilde mücadele etmelerini engelleyecek dışsal bir olayın meydana gelmesi gerekiyor. Bir bankacılık krizi ya da gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkacak bir siyasal sorun, böyle bir senaryoyu gündeme getirebilir. Bu senaryoda tahvil faizleri yükselecek, hisse senedi gibi varlıklarda düşüşler olacak.

Sicil affı olmuş muydu?

Yılın başında ‘sicil affı’ diye bildiğimiz bir yasa çıkarılmıştı. Yasanın Meclis’ten geçmesinden sonra konuşan zamanın Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, müjdeyi vermişti: ‘Bu yasayla 1 milyon 919 bin 963 bin kişinin kaydı silinmiş olacak.’ Sözü edilen rakamın içinde 499 bin 567 ferdi kredi kaydı ile 1 milyon 859 kredi kartı borçlusu bulunuyordu. Hepsi bu değil, 5 milyon 907 bin 94 adet sorunlu çek ile 3.9 milyona yakın protestolu senedin kaydı da silinecekti.

Peki silindi mi? Göründüğü kadarıyla hem ‘evet’ hem de ‘hayır’ demek mümkün...

Geçenlerde KOBİ’lerin olduğu bir toplantıda bu soru ortaya atıldı. Sorunun muhatabı büyük bir bankanın genel müdürü idi. Şirket sahibinin sorusu kısa ve öz idi: ‘Hükümet sicil affı çıkardı ama bankalar yasaya aykırı davranıyorlar. Neden yasaya uymuyorsunuz?’

Kayıtları silmek mümkün mü?

Büyük bankanın genel müdürü gayet açık ve samimi konuştu... Hiç işi yokuşa sürmedi, karşımdaki müşterinin gönlünü alıp, ‘Topu taca atayım’ demedi. Özetle şunları söyledi:

“Doğru, böyle bir yasa çıktı. Biz de kamunun yaptığı düzenlemelere saygılıyız ve onlara uyuyoruz. Ama biz de kendi riskimizi yönetiriz. Evet, devlet kendi sicillerini sildi, bankalar olarak biz de kendi sicillerimizi temizledik. Fakat şunu unutmayın... Ben bir şirketin kredi geçmişini biliyorsam, onun bizimle ya da başka bankalarla yaşadığı sıkıntılar veri tabanımızda yer alıyorsa, ona göre davranırım. Bu bilgimi nasıl ortadan kaldırabilirim ki? Sonuçta biz sizin mevduatınızı kullanıyoruz. Krediler dönecek ki, mevduatınızı geri ödeyelim. O nedenle sicil silindi, ancak kayıtlar duruyor. Ona göre işlerimizi yürütüyoruz. Zaten bize kimse ‘bilgiyi silin’ demedi.”

Bu konuyu birkaç büyük banka genel müdürüne de sordum. Onlar da aynı yanıtı verdiler. Sicil bir dosyada silindi, bankanın yöneticilerinin hafızalarında, şubelerde ya da bir yerlerde yaşatılmaya devam ediliyor.