"Depresyona girecek vaktim yok"

O, sinema ve televizyonda parlayan bir yıldız... O, hayattan ne istediğini bilen bir insan... O, oğlunu bambaşka bir yere koyan bir anne... O, seksi ve güzel bir kadın... O, Nurgül Yeşilçay

‘Aşk ve Ceza’nın oyuncusu, Elle Dergisi’nin nisan sayısına röportaj verdi. Dedi ki; “Depresyon bir lüks. Benim buna ayıracak zamanım yok. Hayat çok güzel, hep şükrediyorum”...

Güçlü görünüyorsunuz. Bu bir imaj mı yoksa kendinizi gerçekten güçlü buluyor musunuz?

Evet, güçlü bir kadınım. İki ablam var, ailenin en küçük kızıyım. Ailemin prensesi olarak büyüdüm. Elimi sıcak sudan soğuk suya sokmadım. İstediklerim hep oldu. O yüzden biraz şımarık büyümüş olabilirim. Bencilim; önce kendimi, sonra karşımdakini düşünürüm.

Peki aşk devreye girince bencillik durumu ne olur?

Karşımdakinin kalıbına girmem, girersem de belli oranda olur. Bir yerde buluşman gerek. Ama büyük oranda onun hayatını yaşamam, o benim hayatımı yaşasın.

Sözünü sakınmayan, açıksözlü bir kadın olarak tanınıyorsunuz. Lakin biten evliliğinizin ardından sessiz kaldınız. Neden?

Açık sözlü olmakla başkalarının duymasına gerek olmayan şeyleri söylemek farklı şeyler. Biz bir ilişki yaşadık ve bitti. İki kişi arasında ve kapalı kapılar ardında yaşanmış bir şey... Cem artık benim arkadaşım veya dostum değil, sadece Nejat’ın babası. Tabii ki Nejat’tan dolayı görüşmeye devam ediyorum. Zaten biten hiç bir ilişkimin ardından konuşmam. Biten bir ilişkinin ardından konuşmak açıksözlülük değil, ahlaksızlıktır bence.

Hayatınızda aşkın yeri ne?

Aşk, dünyadaki en önemli şey. Sadece bir insana duyulan aşk da değil. İşine de aşık olabilirsin. Bence hayatı yaşarken yeterince aşık ve yeterince deli olmak lazım. Bunlardan biri eksikse bir ilişkide, o iş olmaz.

Ayrılıkların ardından gelen dönemi nasıl geçiriyorsunuz?

Depresyona giremeyen bir yapım var. Çünkü içimde müthiş bir yaşam enerjisi taşıyorum. Farklılıklara kolayca uyum sağlayabiliyorum. Alışkanlıklarım var. Depresyona girmek büyük bir lüks. Bu kadar şeyle uğraşıyorum, depresyona girecek vaktim yok. Hayat çok güzel, devamlı şükrediyorum. Artık daha da farkındayım kendimin. Bir evlilik yaşadım, bir çocuğum oldu, bir başarım var. Bunlar beni büyüttü. Her sabah kalkıyorum; “Çok şükür” diyorum.

“Sorumluluk manyağıyım”

Nasıl bir annesiniz?

Biraz önce Nejat dedi ki; “Sen dünyanın en iyi annesisin”. Ben de ona “Sen dünyanın en iyi çocuğu olduğun için” diye yanıt verdim. Özgür bırakıyorum, özgür olması gerektiği yerde. Ama çok sıkı kurallarım da var.

Onun uyku saatinde mutlaka yanında olma prensibiniz varmış. Dostlarınızla yemekteyken bile yemeğe ara verip eve gider, Nejat uyuduktan sonra yemeğe dönermişsiniz.

Evet. Şizofren bir durum. Çocukla geçirdiğin zaman çok farklı. İş yerinde başka bir Nurgül oluyorum, evde başka, arkadaşlarımla başka... Belki bir ilişkiyi sürdürmek o açıdan da zor. Bir de dördüncü Nurgül’e ben katlanamıyorum. Offf, çok zor! Gerçekten bölünmüş oluyorsun. Sorumluluk manyağı bir insanım. Bir şeyle uğraştığım zaman bütün kalbimle, dört elle sarılıyorum. Nejat benim hayatımın anlamı.

Bu bölünmüşlük içinde önceliğiniz ne?

Önce oğlum gelir. İşimi çok seviyorum, yani dünyanın en şanslı insanlarından biriyim. Ama orada bir can var, dolayısıyla o daha önemli. İşimiz, ölüm kalım meselesi değil. Biz eğlence sektöründe çalışıyoruz. Bir gün sete gitmediğinde kimse ölmez. Ama çocukla bir gün bile ilgilenmemek bana doğru gelmiyor. Onun sağlığı, psikolojisi, mutluluğu her şeyin üstünde.

“Yurt dışında yaşamalıyım”

Rol gereği başka kadınları canlandırıyorsunuz. Ne tür araçlar kullanıyorsunuz o kadınları anlamak ve onları oynamak için?

Her filmde farklı bir yöntem kullanıyorum. Gözlem yapabilirsin, öyle biriyle vakit geçirebilirsin. Zaten o karakterler senin tanıdıklarındır, zaten senin hücrelerinde vardır ama kullanmıyorsundur, bazen de öyle olabiliyor. Mesela ‘Vicdan’ filminde bir sahnede içki içip oynadım o sahnenin doğal olmasını istediğim için. Lezbiyeni oynuyorsan onların gittiği yerlere gidiyor, onlarla bol vakit geçiriyorsun.

Halkın ve entelektüellerin beğenileri konusunda, Türkan Şoray gibi herkesin sevdiği kadın oyuncusunuz. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Samimiyete... Seyirciye karşı dürüst olmama... Her zaman elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Emek vermem, çok sevmemle de alakalı.

“Keşke oynamasaydım” dediiğiniz bir filminiz oldu mu?

Asla.

Yeni projeleriniz var mı?

Yurt dışından gelen teklifler var, değerlendireceğim. Biraz da yurt dışında yaşamak istiyorum. Herhangi bir Avrupa şehrinde vakit geçirmek... Turist olma durumunu sevmiyorum. Orada ‘yaşamayı’ istiyorum. Her gün aynı kafeye gitmeyi, aynı yolda yürümeyi, “Burası bizim marketimiz” demeyi seviyorum.

(16.04.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

2