Deniz Kuvvetleri'ne dijital mayın!
26 Nisan 2011

Ne zaman Silivri’ye duruşma izlemeye gitsem, ruhum kararmış olarak dönüyorum, akşama kadar kendime gelemiyorum. Bunlar izlediğim ilk siyasi davalar değil. Ne Selimiye’dekiler kalmıştır, ne Barış Davası izlemediğim. Ama buradaki mizansen hiçbirinde yoktu! Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in savunması, Deniz Kuvvetleri’nin bir tür toplu savunması gibiydi, çok etkileyiciydi. Beni darbe yandaşlığıyla itham etmeden önce, ne yazık ki medyada tam olarak yansıtılmayan bu duruşmalardaki savunmaları siz de dinlemelisiniz. Elinize tutuşturulan belgeleri yayınlayıp itham etmek kolay, ya onlar çürütülürken neredesiniz?

[[HAFTAYA]]

Basına ayrılan bölümde arada bir dışarı çıkan 3-4 muhabir dışındaki tek köşe yazarıydım dün. Orada son yılların en önemli duruşması yapılıyor, bir darbe girişimi yargılanıyor, TSK’nın üst düzey komutanlarının üçte biri tutuklu... Önemi yok mu bu duruşmanın? Niye bir radyo ve televizyon kanalından canlı yayınlanmıyor? Yassıada Duruşmaları’ndan daha mı önemsiz? Savunma sıraları da bomboştu! Avukatlar, mahkemeyi protesto için toplu dilekçe verip cübbelerini atmış ve gitmişler.

Çünkü bir komedi oynanıyor orada. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yapmış Emekli Oramiral Özden Örnek, savunmasında suç delili olarak ortaya konan belgelerin üçte birinde sahtelik olduğunu birer birer kanıtladı! 85 belgede isim yanlışı, 90 belgenin 13’ünde tarih hatası var. Çoğunda zaman, yer, rütbeler yanlış. Bunlar nasıl belge? Mahkeme heyetinin sadece birini dinledikten sonra bile “Haklısınız, bu belgeler sahte, üretilmiş belge. Sizi sehven tutuklamışız, özür dileriz” demesi gerekirken orada kurban seçilmiş 200 kişi tutuklu yargılanıyor. Herkesin anlayacağı kadar basitleştirerek anlatacağım isim, numara ve tarih yanlışlarını.

Yassıada’da yok yok

Gölcük’de bulunan belgeler var ya! Hani sözüm ona 2003’de hazırlanmış; seçimden bir gün sonra! Darbe yapmak için. Bak sen! Orada mesela ‘darbeye katılmayanlar yakalanıp tutuklanacak, İmralı ve Yassıada’ya götürülecek, helikopter pisti de var’ deniyor. Yassıada çok uzun zamandır kullanılmadığı için, orada bırakın helikopter pistini, geminin yanaşacağı iskele bile yokmuş. Kalınacak yer zaten yok. Tesislerin yapılması en az 2 yıl istermiş. Hem de SİT alanı içinde... Herkesin gözü önünde...

Dökümanların çoğu güya şimdi amiral olan o zaman albay, Cem Gürdeniz tarafından hazırlanmış. Ama ne tesadüf ki hemen hepsinin üzerindeki tarihlerde Cem Gürdeniz ya internet bağlantısı olmayan gemisinde seyir halinde ya da yurt dışında görevde! Ya tarih hataları?.. Örneğin 3 Ocak’ta yapılmış toplantının dökümanının hazırlanış tarihi 2 Ocak! Komutanın sahte olduğunu iddia ettiği bu dökümanlar, askerlikten o kadar anlamayan kişiler tarafından hazırlanmış ki! Jandarma Genel Komutanlığı’ndan alt rütbeli biri Deniz Kuvvetleri Komutanı’na görev veriyor... Bu, mümkün değil! Askerlikte ast-üst ilişkileri, kurumlararası ilişkiler o kadar hassastır ki.

Bu kadar çok hata nasıl yapılır? Acaba bu sahte dökümanları hazırlayanlar, bir biçimde vicdanlarının sesini dinleyip “Bunların sahte olduğu belli olsun ki, bu adamlar biraz yattıktan sonra serbest kalsın” filan diye mi yaptılar? Yerimiz dar, Özden Örnek ve avukatının saptadığı hataları ne yazık ki tek tek yazmama imkan yok. Ama özetle şunu aktarmalıyım: Sanıkların suçlandığı deliller Zaman Gazetesi’nde fotoğraflı olarak yayınlanırken suçlananlar niye göremiyor? “Bir siber savaşla, dijital terörle karşı karşıyayız” diyen sanıklar, savunmalarını hazırlarken bilgisayar ortamından niye yararlanamıyor?

2003’te hazırlandığı iddia edilen, üstelik gerçekleşmemiş darbenin ele geçmeyen delili mi kaldı? Ya da hazırlanacak yeni “delilleri” engellemesinler diye mi sanıkların tutukluluğu sürdürülüyor? Dökümanlarda ismi geçen pek çok subayın o dönemlerde yurt dışında görevli ya da denizde olduğu belgelendiği halde neden hâlâ suçlanıyorlar? Neden bu kadar gizli olan belgeler şifreli değil? Savcılar okusun diye mi?

Bu kadar hata yapılır mı?

ÖSYM, henüz YGS’de yaptığı şifre skandalının hesabını verememişken bir de ALES’de eksik kitapçık dağıttı mı? Böyle rezalet yaşanmış şey değil ÖSYM tarihinde. Bitmedi. “Nasıl düzeltiriz?” diye düşünmüyorlar: Başkan mektup yazacakmış yine ya da mağdur olmuş adayların sınavı tekrarlanacakmış! Şaka gibi. Ama Silivri Duruşmaları’nda üretilmiş delil sahtekarlıklarına tanık oldukça şaşmıyorum. Aynı kadro, aynı beceriksizlik, aynı ‘nasıl olsa kimse karşı çıkamaz’ özgüveni! E ama öyle de oluyor: Herkes yerinde duruyor, yanlışlıklar komedyası sürüyor!