Yeni Yazısı > Defne melekleri güldürecek... - 03.02.2011

Defne melekleri güldürecek...
03 Şubat 2011

Kardeşim gibi sevdiğim Defne Joy Foster’in ölüm haberini sabah bilgisayarın başına geçer geçmez aldım. Erken ölüm haberlerine şerbetliyim diye düşünürdüm. Hemen tüm ailesini erkenden yitiren bir adam olarak... Ama değilmiş. En azından minik de olsa bir hukukum olan insanların ölüm haberleri şiddetle sarsıyormuş bünyeyi. 90’lı yılların sonunda, ortak arkadaşlarla buluşulan masaların birine oturdum o an. Defne karşımda gülüyor, seri şekilde espriye boğuyordu masayı...

[[HAFTAYA]]

“Pilin hiç bitmez mi?” dediğim az sayıda dosttan biriydi. Onun gidişiyle sayı iyice azaldı. Daha dün hakkında bir yazı yazıp koymuştum sayfaya. Bugün ölümü üzerine yazacağımı hiç düşünmeden... Dünya hali bu diyelim. Hepimiz gideceğiz gerçekten. Ama Defne’nin gidişi hakikaten erken. Nur içinde yat kardeşim; melekleri güldür şimdi...

Tuzu yakaya taktırma Ali Kaptan

“Bize yapılanları gördüm/hepsini/gül yanlış kokarsa/ tuz yakaya takılır” diyor bir şiirinde Orhan Alkaya. İsmi hafızasında bir şey yaratmayanlar için şimdilerde onu “Balıkçı” olarak tanıyorsunuz diyelim. Hani Öyle Bir Geçer Zaman ki (Kanal D) dizisindeki Balıkçı... Önceki gece Ali Kaptan’ın saldırısına uğradı. Kendi eliyle tuttuğu elini bir kez olsun karşılık için kaldırmadı. Ali Kaptan vurdu da vurdu yere düşen Balıkçı’ya... Ama gül orada yanlış koktu işte. Değil mahallenin, âlemin en sıkı delikanlısı olsan öyle yürür ayak basamazsın bu ülkedeki balık hallerini. Hele ellerinde her daim bıçakla balık ayıklayan adamların arasına daldın mı bir iki dakika içinde 50 porsiyonluk suşi olup düşersin Japon lokantalarına... O yüzden diyorum, şu Ali’nin celallendiği sahnelere bir ince ayar gerekiyor. Yakamıza tuz takmamak için, anlıyor musunuz?

Sultan kimi gözetliyor?

“Muhteşem Yüzyıl dizisine neden taktınız?”. Sosyal ortamda böyle bir sorunun muhatabı olunca güldüm ister istemez... Show TV’de yayınlanan dizi hakkında en hafif eleştirileri bu köşede okuyorsunuz. Çünkü bu köşenin yazarı “ekmeğe ekmek diyen” bir adam. Sonucu ne çıkarsa çıksın emeğin kutsallığına inanıyor... O yüzden en fazla teknik eleştiriler okuyup, keyfiniz yerindeyse de güler geçersiniz. Neyse... Yine gülüp geçeceğimiz bir malzeme var elimde. Dizinin çekildiği setten bir detay. Televizyon işinin ustalarından bir arkadaşımın gözüne takılmış; üşenmeyip yollamış bana fotoğrafı... Resme dikkatlice bakarsanız harem dairesinde bir kamera olduğunu görürsünüz. Muhteşem Yüzyıl’da teknolojinin de ihtişamını hesaplayın artık... Sanırım sultanlar haremi kameralarla kontrol ediyorlarmış o yıllarda. Zaman ileri gittikçe biz geriliyoruz. Bakın fotoğrafa; haksız mıyım?

İzmir ve Bursa dizilerde...

Bursa ve İzmir’de setler kuruldu. Ben en çok İzmir’e sevindim. Malum Kavak Yelleri ailecek İstanbul’a taşınınca bağlantımız kopmuştu güzel İzmir ile... Şimdi yeniden kuruyoruz bağlantıyı. İddialı bir isim, dizi ve kadroyla yine. Önümüzdeki haftalarda hayatımıza girecek olan dizinin adı İzmir Çetesi... Kadroda Kadir İnanır ağabeyimiz, Mustafa Üstündağ ve Kenan Ece gibi sıkı isimler var. Kadir ağabeyi bilge bir adam rolünde izleyeceğiz. Şimdilik sertlik görünmüyor senaryoda. Ama çok izlenecek bir iş olacağının notunu düşüyorum buraya... Aynı kanalda yani Star’da yayınlanmak için çekilen ikinci dizinin seti de Bursa’ya kurulmuş. Mevcut dizilerden çekimleri Bursa’da yapılan bir sürü örnek var. Ama ne bileyim bu dizinin ismi ilginç geldi bana; Sırat... Dallas çiftliğindekileri andıran bir aile ve meseleleri olacak Sırat dizisinde. Dilerim geçerken dökeceğimiz teri izlerken dökerek harcamayız Sırat’ı...

Tarak ödülü Gülali’ye gitti...

Gülali’nin saçları meselesine takılan ben değilmişim sadece. Set içinden minik bir kuş gerçeği fısıldadı. Meğer bizim Gülali, Karadağlar (Show TV) dizisinin en zor adamlarından biriymiş... Saçlarına dokundurtmaz, dokunanı da fena bozarmış. Hal durum böyleyken altın tarak ödülünü kendisine vermek zorundayız. Hakikaten 80 yıl sonrasını gören berber filan yokmuş çünkü...