Çözüme çözümsüzlükle gidilmez!
21 Nisan 2011

Ne onu yapacaklardı ne bunu! YSK, eski TCK’yı mı uyguladı, hukuğu at gözlüğüyle mi koydu, her ne ise bombanın pimini çekip sokağa attı ve ortalık birbirine girdi. “Provokasyon” diyen de oldu, “Derin devlet yaptırdı” diyen de... Bence hakimler sadece kanun maddelerini kuru kuruya uygulamaz, vicdanlarının da sesini dinler. Eksik belge varsa ister, yanlış varsa uyarır, ülkeyi ayağa kaldıracak bir kararda “Evrakta eksik var” deyip geri çeviren tapu memuru gibi davranamazlardı! Şimdi ne oldu?

[[HAFTAYA]]

Birinin cezası indirildi, birinin hakkında karar alındı, yani minare kılıfına uyduruldu ve izin çıktı. Yoksa hır çıkacaktı, olay budur. BDP’lilerin, yani bir ucu PKK’ya dayanan Kürt siyaseti yapmak isteyen grubun önüne türlü engeller çıktığı, çıkarıldığı bir gerçek. En başta da yüzde on barajı. Bütün Türkiye’den oy alamayan, bölgesel oylara talip bir siyasi hareket için yüzde onu aşmak mümkün değil. Ancak başka bir durum da dikkat çekici: Bu hareketin önerdiği adayların neredeyse tümünün bir sabıkası var!

Adaylardan biri “Bizim harekette herkesin bir sabıkası, içerde yatmışlığı, karakola gitmişliği vardır, başka türlüsünü bulamazsınız” demişti. Buna “mahallenin yaramaz çocukları karakoldan çıkıp okula dönüyor” diye de bakabiliriz, “okulda olay çıkaracaklar” diye de... Ortada bir gerçek var: Bu insanlar bu ülkede yaşıyor, talepleri ve itirazları var. Meclisin çatısı altına gelecekler ve kurallara uyarak siyaset yapacaklar. Sokakta kepenk indirmelerinden, dağda mayın döşemelerinden, otobüsün altına bomba koymalarından iyidir. Arada bir çizgiyi aşıp polis tokatlasalar bile bize de onları çaresizlikten delirtmemek düşüyor!

Egemenlik milletin midir?

Memleket hızlı ateşte pişen kahve gibi kabarıp kabarıp taştığından olayların üzerinde tam düşünemeden geçip gidiyor, bir sürü şeyi ıskalıyoruz. Şu “Kutlu Doğum Haftası Etkinlikleri” örneğin... Oğlum doğduğunda eylüldeydi, sonra nedense 23 Nisan’da kutlamaya başladılar. Hem de hicri takvime göre değiştirmeden, sabitleyerek. “Amaç Milli Egemenlik Bayramı’nı gölgelemek mi?” denilince de bir-iki gün öne çektiler. Hz. Muhammed’in doğum günü bugünmüş.

Onu kutluyoruz hep beraber. Doğum günü gibi kutlamalara gavur işi diye baktıklarını bilirdik ya, değişti. Sadece İstanbul’da 728 etkinlik yapılmış bir haftada! 81 ilin tümüne bakarsanız niye üzerinde durduğumu anlayacaksınız: Tam 17 bin 413 farklı etkinlik, doğum günü kutlaması için! Başka herhangi bir şeyi bu kadar etkin kutladığımızı bilen, hatırlayan var mı? Devlet eliyle yapılıyor üstelik bu etkinlikler. Milli Eğitim Bakanlığı okullara bir genelge yollamış ve yarışmalar düzenlenmesini, belgesel filmlerin izlettirilmesini istemiş!

Laik devletin okulunda peygamber de olsa dini doğum günü kutlaması yapmanın açıklaması var mıdır? Acaba bütçesi ne olmuştur bu 17 bin 500’e yakın kutlamanın? Doğan çocuklara altın takılmasından belediye otobüslerinin ücretsiz yolcu taşımasına kadar uzanan bir çok bedelli iş de var içinde çünkü. Kutlu Doğum Haftası’nı tam da seçim öncesinde hangi amaçla kullanmışlardır acaba? 23 Nisan Milli Egemenlik Bayramı’nı çocukların oyun oynamasına dönüştüren bir anlayış, egemenliğin kimde olduğunu başka nasıl işaret etmeliydi ki?

Hakime de baskı!

Sokak kavgasının sıcaklığında kamuoyunun gözünden kaçan bir başka hukuk skandalı ise Silivri duruşmalarında yaşanıyor. Burada tutuklu yargılanan sivil ve askerler hakkında, ölüme yakın hasta değillerse, tahliye kararı çıkmıyor! Tahliye kararı veren iki hakimin tayini çıktı, uçtular! Bir süredir tahliye kararı isteyen ve reddedildiği için muhalefet şerhi yazan 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Şeref Akçay ise heyetin diğer iki hakimiyle yaşadığı tartışmalardan sonra gördüğü baskı üzerine izne ayrıldı.

Başkanın şerhe yazdıkları, hiçbir hukuk devletinde yaşanacak olaylar değil: Toplanacak delil kalmadığını, olsaydı 29 duruşmadır toplanacağını ve tutuklu yargılanan kişilerin kaçma olasılığı olmadığını söylüyor Başkan. Ayrıca, diğer üyelerin kendisine hakarete varan davranışlarından şikayet ediyor! Bir hukuk devletinde yaşanmaması gereken bu skandal, asıl, siyasi nedenlerle bir tür yargısız infaz niyetine tutuklu yargılananlar ve yakınları için tahammül edilemez! Hani “Şeriatın kestiği parmak acımaz” denir ya, hukuku kastederek... Haksızlık bu kadar bariz olunca öyle bir acıyor ki!