Yandex.Metrica
Çılgın projeler herkesi cezbeder...
29 Nisan 2011

1950’lerin Başbakanı Adnan Menderes, İstanbul’da büyük bulvarlar yapılmasına, kıyıların doldurulup halkın ve trafiğin geçeceği şekle dönüştürülmesine karar verdiğinde yer gök birbirine girmişti. Demediğimizi bırakmadık... Hatırlayanlarınız vardır mutlaka... Ardından 1’inci köprü için ayaklandık...

Turgut Özal’ın 2’nci köprü ve oto yolları projelerine ateş püskürdük. Devlet mallarının satılmaması için elimizden geleni yaptık. Bugün bütün bu dev projeler gerçekleşti ve hepimiz mutlu şekilde o köprüleri kullanıyor, geniş yollardan geçiyor ve bir kesimimiz utanarak bunları yapanlara dua ediyor, bir kesimimiz pişkince “Kardeşim, daha büyük düşünmeleri gerekirmiş, bak dar gelmeye başladı” diyor. Her büyük projeye veya alışılmışın dışındaki yaklaşıma HAYIR demek bizim milli sporumuz oldu.

[[HAFTAYA]]

Kanal İstanbul da bitene kadar yerden yere vurulacak. Bundan 25-30 yıl sonra da “Kardeşim, dönemin başbakanı küçük düşünmüş, baksana kanalın boyutları dar gelmeye başladı” diyeceğiz. Büyük düşünmek daima güzeldir. İlk fikir kime ait olursa olsun, böyle projelerin gerçek sahibi onu uygulayan, gerçekleştirendir. Gerisi fasa fisodur. Dikkat edecek olursanız, kimse “Bu proje gerçekleşemez” demiyor. Herkesin haklı soruları var:

- Ormanlar yok olacak mı?

- Doğal kaynakları kaybeder miyiz?

- İstanbul’u vezir mi eder yoksa rezil mi?

Bunlar gibi yüzlerce soru... Bundan sonrası artık proje sahiplerine düşüyor. Kamuoyunu tatmin edecek yanıtlar bulmaları ve İstanbul’un bu girişimden zarar değil, yarar göreceğine bizleri ikna etmeleri gerekiyor. Gerçekten de, bu proje İstanbul’u vezir de yapar, rezil de... Önemli olan iyi yönlendirilmesi, hesapların iyi yapılması ve koordinasyonun aksatılmamasıdır. Göreceksiniz, torunlarımız bu projenin boyutlarının küçük tutulduğundan şikayet edecekler.

Başbakan Erdoğan yine gündemi kaptı...

İletişim açısından bakıldığında Erdoğan son derece etkili ve farklı bir seçim kampanyası uyguluyor. Seçmenin hayaline, para kazanma, daha zengin olma rüyalarına hitap ediyor. “Size onlar değil, ben kazandırabilirim” duygusunu veriyor. Önce 2023, ardından da Kanal İstanbul projeleriyle insanları şaşırtıyor. Dünyanın her yerinde de, bu aynıdır. İnsanlar büyük projelere bayılırlar. Kimse işin incelikleriyle uğraşmaz, ayrıntılara girmez, projelerin gerçekten uygun olup olmadığına da bakmaz.

Önce ceplerine para girip girmeyeceğine bakar, kenarından köşesinden bir şeyler kapmayı ümit eder. Daha ötesine pek gidilmez. Büyük paralardan söz edilmesi, hayallerinin ötesinde bir şeylerin olması en basit vatandaşı dahi cezbeder. Projelerden nemalanacaklar bayram eder, diğerleri seyretseler dahi, sürekli lideri konuşurlar. Lehte de olsa, aleyhte de olsa, bir liderin sürekli tartışılması çok önemlidir. Adını gündemde tutar. İşte Başbakan, bu silahı kullanıyor ve çok etkili oluyor. Gündemi günlerce elinde tutabiliyor.

Duruma baksanıza, tüm TV ve gazetelerde sadece Kanal İstanbul tartışılıyor. Hele zamanlamaya dikkat edecek olursanız, bir büyük projeden diğerine geçiliyor ve momentum sürekli ayakta tutuluyor. Son derece ustalıklı bir iletişim mekanizması kullanılıyor. Bundan önceki seçimlerde “haksızlığa uğrayan-hakkını arayan lider” konumundaydı, şimdi ilk defa “projelerle halkın oyunu isteyen lider” olarak karşımıza çıkıyor.

Bu tip girişimler eleştirileri de beraberinde getirir tabii ancak yine de günlerce kamuoyunu konuşturur. Neresinden bakılırsa bakılsın, Erdoğan seçim yarışında ön almış durumda. CHP de ilk defa projelerle ortaya çıktı ve doğrusunu söyleyelim, etkisini hemen hissetirdi. İşte bu açıdan bakıldığında, belki kullanılan dil, genel üslup dökülüyor olabilir ancak seçim kampanyası ilginç bir yörüngeye girdi.

Bir yanda dev proje, öte yanda gitar çalana ceza

Bu iktidarı anlayabilmek çok güç. Bir yanda, müthiş vizyonu olan dev projeler üretebiliyor. Dokunulmaz, tabu sayılan konuları cesaretle değiştirebiliyor. Demokrasi konusunda önemli adımlar atıyor. Ondan sonra, Ankara’da gitar çalan çocukları, bir vatandaşın şikayeti üzerine “gürültü yaparak çevreyi rahatsız etmekten dolayı” gözaltına alabiliyor ve para cezası kesiyor. Sorarım sizlere, bunun neresi cezalık? Nedir bu hoyratlık? O bitmeden, ucube diye bir heykelin kafasının kesilmesine göz yumuluyor.

O biterken, protestocu öğrenciler polisten dayak yiyor. Sesini duyurmak isteyenler, karga tulumba gözaltına alınıyor. Bunlardan bir bölümünün iktidarla ilgisi olmadığını, yargı veya polisin yanlış uygulamalarından, yasalardaki çarpıklıklardan kaynaklandığını söyleyebilirsiniz. O zaman da haksız olursunuz. İktidar dediğimiz kurum, bu eksiklikleri düzeltmekle görevlidir. “Beni ilgilendirmez, yargının işi” diyemez. Galiba, Başbakan Erdoğan’ın demokrasi anlayışı da, biraz Özal’ınkine benziyor. O da, ekonomide liberalliğin yeteceğine inanır, demokrasi çizgilerini kısardı. Ne yazık değil mi?