CHP köşk davetini kabul etmeli...
28 Ekim 2010

Hiçbir sorumluluğunuz olmadan fikir ileri sürmek, alacağınız kararın yansımalarını bilemediğiniz koşullara rağmen görüş açıklamak çok kolaydır. Şöyle yapılsın, böyle edilsin dersiniz olur biter. Sonra da “tabii ben demiştim” diye akıl dağıtmaya devam edersiniz.

CHP’nin yarın köşke çıkıp çıkmayacağı hakkında yazıya otururken, hep bunlar aklımdan geçiyordu.

Kendimi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun yerine koymuyorum. Vereceği kararın, parti içinde ve CHP tabanındaki yansımalarını da tam hesap edemiyorum. Ancak her şeye rağmen, hiç değilse bir bölüm CHP’linin hissiyatını yansıtmak istiyorum.

Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin liderliğinde başarı göstermesi, ülkemizin demokrasisi açısından son derece önemlidir. Zira AK Parti’yi dengeleyebilecek tek parti CHP’dir. CHP güçlü bir konumda olmazsa ana muhalefet rolü bir süre sonra AK Parti’den daha da muhafazakar bir başka partiye kayabilir.

Kılıçdaroğlu ile CHP’nin güçlenmesi ve büyümesinin en önemli koşulu, sosyal demokrasiyi benimsemesine ve toplumun beklentilerini karşılamasına bağlıdır.

İşte bundan dolayı yarınki köşk davetini çok önemsiyorum.

Kimse köşkte türban kavgası istemiyor...

Türk kamuoyunun son derece önemli bir bölümü türban konusunda yoruldu.

Türbanın üniversitelerde serbest kalması için genel bir uzlaşı olmasına rağmen, üniversite dışındaki kullanımı hâlâ duyarlılık yaratıyor. Buna rağmen köşkte türban kavgası istenmiyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 29 Ekim Cuma günü türbanlı-türbansız resepsiyonu ayırımını kaldırıyor ve tek davet verecek. Aslında yeni bir şey de yapmıyor. Köşkteki davetler en laik cumhurbaşkanı olarak bilinen Ahmet Necdet Sezer’in son dönemine kadar ayırım yapılmadan verilirdi. Kapılar türbanlılara da açıktı. AK Parti’nin türbanla ilgili genel tutumuna tepki vermek için “kamu alanı” kavramı çıkarıldı ve türbanlılar yasaklandı.

Gül, hiç değilse köşkün bu kavganın dışına çıkarılmasını istiyor.

Köşkten başlayacak bir yumuşamanın, diğer alanlara da yayılmasını arzuluyor.

[[HAFTAYA]]

CHP davete katılırsa, toplumdaki gerilim yumuşayacak. Daha da önemlisi, ana muhalefet partisinin türban konusunda bağnaz olmadığını, üniversiteler dışında hizmet verenlerin türbanı konusunda duyarlı olduğunu gösterecek.

Kılıçdaroğlu, genel tutumu ve konuşmalarıyla türban düşmanı olmadığı izlenimini veren bir lider ve bu tutumuyla da genel beğeni kazanıyor. Partinin sorunu çözme gücünü arttırıyor. Ancak CHP’nin köşk davetine gidip gitmeme konusunda içine düştüğü ikilem ise bütün bu dengeleri bozuyor. Toplumu geriyor ve karamsarlığı arttırıyor. Seçim taktiği mi yoksa parti içi çekişmelerden kaynaklanan bir sorun mu belli değil. Belli olan CHP’nin yarın akşamki tutumunun hiç değilse seçimlere kadar bu ülkenin nabzının nasıl atacağını ortaya koyacağıdır. CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na yakışan köşk davetine gidilmesidir. Türban konusundaki itirazlarını sürdürmeli ancak köşk bu işin dışına çıkarılmalıdır. Devletin tepesi kavga alanına dönüştürülmemelidir.

KİTAP KÖŞESİ

Aşkolsun Kanser

Meral Tamer’in Doğan Kitap’tan çıkan ‘Aşkolsun Kanser’ini korkarak elime aldım. İlk duyduğumda Meral’e kanser hastalığını hiç yakıştıramamıştım. Onun gibi hayat dolu bir insanın eşim Cemre gibi kansere yakalanmasını kabullenememiştim. Meral, kanserle tanışmasını, neler hissettiğini, sadece hastalığı değil, hayatını anlatarak bize aktarmış. Çok hoş, bilgi dolu, kolay okunan, roman gibi bir yaşam hikayesi. Çok tavsiye ederim.

Hayatını Seçen Kadın Nermin Abadan Unat

Sedef Kabaş’ın söyleşi tarzı hazırladığı, hocaların hocası olarak tanın Nermin Abadan Unat’ın hayatını anlattığı kitabı “Hayatını Seçen Kadın” Doğan Kitap’tan çıktı. Türkiye’nin ilk kadın gazetecilerinden ve Türkiye’nin ilk kadın siyaset bilimcisi olan Abadan Unat’ın hayatı aynı zamanda bize Cumhuriyet Türkiyesi’ni anlatıyor. Nermin Abadan Unat’ın yapayalnız bir çocukluktan başlayan ve bir dünya vatandaşlığına uzanan hikayesi şimdilerde oflayan puflayan nesillerin mutlaka okuması gereken bir kitap. (Doğan Kitap: 0212 373 77 00)