Yeni Yazısı > Cezayı polis mi veriyor? - 04.08.2013

Cezayı polis mi veriyor?
04 Ağustos 2013

Polisin iddiasına göre Gezi Parkı olayları sırasında başına isabet eden kapsül ile ağır yaralanan ve bir buçuk aydır komada uyutulan 14 yaşındaki Berkin’in üzerinden patlayıcı çıkmış. Berkin ailesinin iddia ettiği gibi ekmek almaya çıkıp da tesadüfen yaralanmamış, zaten göstericilerin arasındaymış. Eee, ne yapalım yani? Diyelim ki polisin iddiası doğru. Berkin göstericilerin arasındaydı ve hatta üzerinde patlayıcı bile vardı. Oh olmuş, iyi ki de vurulmuş, yapmasaymış o zaman mı diyelim? Nedense Berkin’in ailesi sokaklara çıkıp medyada konu olana dek polisten böyle bir suçlama gelmemişti! Ne zaman ki kamuoyu yahu ekmek almaya giden çocuğu bile kafasından vurmuşlar diye isyan etti, polis Berkin’in suçlu olduğunu ifşa etti. Yani şüpheli bile değil, suçlu! Velev ki suçlu. Polis ne zamandan beri cezayı da kesiyor ve uyguluyor?

[[HAFTAYA]]

*

Tutuklaya tutuklaya bitiremezsiniz ki?

Silivri’ye Ergenekon Davası’nın karar duruşmasına sadece avukatlar, milletvekilleri ve basın mensupları alınacak diye karar aldı mahkeme. Bu kararın hukuki olup olmadığı tartışmalı ama daha beteri var. Cumartesi sabahtan itibaren estirilen terör rüzgarı, başlatılan cadı avına bakıp hangi gazeteci iç huzuru ve gönül rahatlığıyla duruşma izlemeye gidecek Silivri’ye? Survivor’a mı gidiyoruz, Suriye’de savaş izlemeye mi, belli değil. Sabahtan beri herkes arayıp canhıraş bir biçimde vazgeçirmeye çalışıyor, neredeyse vasiyetimi yazıp da gideceğim! Bu göz dağı, korkutma, caydırma, mahkemenin aleniyeti ilkesiyle ne kadar bağdaşıyor? Efendim gizli emelleri anlamışlar, onun için önlem alıyorlarmış. Ne gizli emeli, binlerce kişilik grupla davul çaldılar, 5 Ağustos’ta Silivri’de buluşuyoruz diye!

Dava izlemek suç mu?

Bu kadar önemli bir siyasi davanın finalinde elbette büyük kalabalıklar olur, mahkemeyi basıp sanıkları kaçıracak halleri yok, ama yakınlarının yanında olmak da herkesin hakkı. Bu yaptıklarıyla ne kadar haksız, ne kadar polis devleti olduklarını bir kez daha kanıtlamış bulunuyorlar. Silivri Mahkemeleri’nin bir hukuksuzluk abidesi olduğu biliniyordu, bu iddiayı ispatlamak için çırpınıyorlar. Kaç kişiyi daha tutuklayabilirsiniz? Arjantin’de olduğu gibi binlerce kişiyi tutuklayıp stadyumları doldursanız da seçmenin yarısı size oy vermemiş, yarısı, yüzde elli. Hepsini mi tutuklayacaksınız?

*

Sakıncalılar emekli, mıntıka temizliği tamam

Görevdeki bütün kuvvet komutanları emekli edildi. Yargılanan tüm muvazzaf general ve amiraller de emekliye ayrıldı. Jandarma Komutanı Org. Bekir Kalyoncu’nun, Kara Kuvvetleri Komutanı olması bekleniyordu ki bu da Kalyoncu’nun daha sonra Genel Kurmay Başkanı olması demekti. Ama fısıltı gazetesinin Selanik dönmesi, zaten Erdoğan’ı da kızdırmıştı tevatürü geçerli oldu, o da emekliye sevkedildi. Böylece temizlik tamamlandı mı? Sakıncalı paşa kalmadı, bir tür sivil darbe diyelim! Terfi eden, göreve getirilenler için ne zor bir durum: ‘Başbakanın komutanı’ diyecekler!

*

Can Dündar’a twitter’da bile tahammül edemediler!

Can Dündar, NTV’de akşam haberlerini sunmaya başladığında olay olmuştu. Farklı bir stil ve bir haber kanalına yakışan derinlikli haber analizleri. Yani NTV o zamanlar haber kanalıydı! Can Dündar Milliyet Gazetesi’nde de köşe yazarlığı yapıyor ve hatta en çok ses getiren işi, belgesellerini yapmaya devam ediyordu. Kendisini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden tanırım. O zamanki adıyla Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezundur. Yani bizim okulumuzdan. Başarılı bir gazeteci, televizyoncu oldu. Öyle AKP iktidarının tahammül edemeyeceği kadar Atatürkçü, ulusalcı, solcu da değildir yani. Hatta Atatürk’ün insan yanını göstereceğim diye yaptığı son belgeseli Atatürkçüler beğenmedi bile, o kadar çok eleştirildi ki bunalmıştı o dönem.

Balyoz ve Ergenekon davalarında da “askeri vesayet kalkıyor” masalına inananlardandı yanılmıyorsam, öyle sert muhalif değil. İktidarın elini kuvvetlendiren referandum öncesi de karşı çıkmadı. Ama ne olduysa Gezi ruhuyla oldu, Can Dündar da keskin muhalifler arasına katıldı. Ve zaten ilginçtir, AKP; iktidarına başından beri karşı olanlardan çok, başına saksı düşüp ayılanlara tahammül edemiyor. Köşesi bitti Milliyet Gazetesi Doğan Grubu’ndan Demirören’e satılıp Derya Sazak, gazetecilik yapacağız hayalleriyle başa geçtiğinde keşke müşterek bahis oynasaymışım! Abdi İpekçi’nin gazetesini yapacaksınız ha? Bu dönemde? Önce yazarlar tırpanlanıyor. “Batsın böyle gazetecilik” dedi büyük patron. Hasan Cemal filan derken yaprak dökümü sürüyor. Son mevzilerde kaç kişi kaldık ve daha ne kadar süre? Can Dündar’ın cuma gecesi açtığı twitter hesabına bile tahammül edemediler, askıya alınmış. Son duyduğuma göre çekildiği ıssız adadan dumanla mesaj geçiyormuş ama...