Cennetten bir köşe SELİMİYE

Marmaris'i hepiniz biliyor olmalısınız. Ama bir de bir köyü var ki...

Cennetten bir köşe SELİMİYE

Görmeyene acımak gerek. Selimiye Köyü burası. Gölü kıskandıran bir koyda, dağlarla çevrili... Bir giden bir daha gidiyor, köylülere göre suyunu bir kez içen oradan kopamıyor...

Yazı: Gürel YURTTAŞ

Şu İstanbul hem güzel, hem de insanı tef gibi geren bir şehir. Yenikapı’dan feribota biniyoruz, yüzü gülen bir kişi bile yok. Suyundan mı, havasından mı nedir! Feribotun hareketiyle biraz olsun rahatlıyor insanlar.

Hele Bandırma’da inerken nasıl mutlu herkes! Derin derin ‘oh’ çekenler, artık tebessüm eden değil, dişleri gösterecek kadar gülen yüzler...

İlginçtir; İstanbul’da birbirlerine yol vermeyenler, Bandırma’da farklı, “Buyurun efendim önden siz geçin” diye kibarlık yapıyorlar. Bandırma, Akhisar, Manisa, İzmir, Aydın derken, Muğla’yı da geçiyoruz.

Güneş bile farklı artık, her yer aydınlık. Gökova’yı da geçiyor, Marmaris’e geliyoruz. Datça yoluna saptıktan 20 kilometre sonra Bozburun yolundayız. Artık sağ tarafta lacivert bir deniz, devam ediyoruz. İlerde Turgut Köyü.

Onun sonrasında ise cennetten köşe; Selimiye. Artık ne İstanbul var aklımızda, ne karmaşa, ne endişe. Köyde 1 kilometre boyunca ilerlerken neler görüyoruz neler: Keçiler, horozlar, inekler, tavuklar... Ne güzel. Ve geliyoruz Mavi Deniz’e. Kapıda gülen yüzleriyle Esra- Ramazan Şahin ikilisi...

Küçük bir yer ama 5 yıldızlı otel gibi odalara sahip. Denize sıfır. Laf açılmışken; deniz dediğimize bakmayın, görünce havuz sanabilirsiniz. Ne dalga var, ne suda en ufak kıpırtı. Eşyaları odaya koyar koymaz iskeleden bırakıyoruz kendimizi turkuaz mavisi sulara. Sahiden de bu Selimiye’de deniz bile bambaşka.

Mehtapta lagos ızgara

Ama asıl güzellik akşama. İskeleye kuruluyor masalar. Şahin çifti etrafımızda pervane. Salata malzemeleri hemen arkadaki bahçeden toplanıyor. Çalışanları pırıl pırıl. “Kalamar yedim, ahtapot ızgarayı çok severim” demeyin, bir de burada tadına bakın.

Kabak çiçeği dolması, deniz börülcesi. İnanmayacaksınız ama burada beyaz peynirin bile tadı farklı. Hele de civardaki balıkçılardan alınan taze tutulmuş balıklar...

Lagos ızgara parmaklarını yedirebilir insana. İlerleyen saatlerde karşıdaki tepenin ardından ışıl ışıl ay da çıkmaz mı! Yatağa gidesi gelmiyor insanın.

En lezzetli ahtapot

Bu arada “Deniz kenarında değil de biraz içerde yeşillikler içinde kalalım” diyorsanız Mavi Deniz Konukevi var, yepyeni yüzüyle. Ya da daha geniş odalar istiyorsanız bitişikteki Arslan Apart’ın kapısını çalın.

Çayırağası’nın yani Günay Arslan’ın yeri. Zaten Arslan Apart ile Mavi Deniz, aynı mekan adeta. Yemek Mavi Deniz’den, çay, kahve servisi Arslan Apart’tan. Hele de Günay’ın eşi Dudu’nun nefis kekleri. Öğleden sonra açlık yatıştırmaya birebir.

Selimiye merkezine çok yakın, denize sıfır bir restoran daha var: Aurora. Müşterileri genellikle tekneciler. Çoğu da yabancı. Suzan Hanım ve Hüseyin Bey sadece yazın açık olan mekanlarında keyifle karşılıyorlar gelenleri.

Fırında lagosunu tadıp da beğenmeyen yok. Ahtapotu ve mezeleri ise Almanya’da, Fransa’da bile meşhur. Simi Adası’ndan akşam yemeğine gelen var, düşünün artık. Fiyatları da uygun. Ama rezervasyon yaptırmayan, açıkta kalabilir.

VE ELBETTE TEKNE KEYFİ

Yolunuzu oralara düşürürseniz eğer, mutlaka tekne turu yapın. Köyde gezi tekneleri var. Sabah çıkıyor, akşam dönüyor. Dolmuş tekneler olduğu gibi özel tekne de kiralayabilirsiniz.

Ne yiyecekseniz önceden söylüyorsunuz, hazırlıyorlar. İçecekleri de siparişe göre teknede bulunduruyorlar. Niye mi veriyoruz tekne bilgisini? Etrafta müthiş koylar var da ondan.

Hayran kalırsınız. Hele Bencik Koyu. Kesinlikle görün, yüzün. Üç gün masal gibi akıp gidiyor. Ve ayrılırken aklınız Selimiye’nin Mavi Denizi’nde kalıyor. İçinizden diyorsunuz ki; “Tekrar görüşeceğiz, bu burada bitmez.”

Nerede kalınır?

Selimiye’de küçük işletmeler var. Çoğu aile işletmesi. Son yıllarda dışarıdan gelen, yer kiralayıp motel açanların sayısında da artış varmış. Mavi Deniz veya Arslan Motel kalmak için çok iyi iki seçenek. Mehmet Salih Gezer’in eşi ve çocuklarıyla birlikte işlettiği Akkum Gezer Motel de mükemmel.

Ne yenir?

Ne yenmez ki! Tepede, dağda, bayırda çıkan hemen her otun yemeği, mezesi yapılıyor. Kabak çiçeği dolması vazgeçilmezlerden. Zaten çiçekler bahçeden sabah toplanıyor, dolma günlük yapılıyor.

Mevsimine göre mutlaka balık yemelisiniz. Örneğin lagos ızgara. Levrek de süper. Ahtapot ızgarayı, kalamarı unutmayın. Balıktan bıkan ya da hoşlanmayanlar için hemen her yerde et ve sebze yemeği hazırlayan restoranlar var. Köyün merkezinde küçük lokantalarda değişik tatları deneyebilirsiniz.

NASIL GİDİLİR?

Otomobilinizle gidiyorsanız Muğla’dan sonra Marmaris tabelalarını takip edeceksiniz. Marmaris’e girince sağdan Datça yoluna sapın. 20 kilometre sonra Bozburun-Selimiye- Turgut-Orhaniye tabelasını görünce Datça yolundan ayrılın.

Turgut’tan sonra Selimiye çıkıyor karşınıza. Bozburun, Selimiye’den 7 kilometre ileride. Gitmişken orayı da görürsünüz. Uçakla gidecekseniz Dalaman’a uçacaksınız. Havaş otobüslerinden Marmaris’e gidene binin.

Otogar 90 kilometre. Otogardan da Selimiye dolmuşları kalkıyor. Sürücüsüne gideceğiniz tesisin adını söyleyin, sizi oraya bıraksın. Tercihiniz otobüs olursa...

Yine Marmaris Otogar’da inip Selimiye dolmuşuna binmelisiniz.

(03.08.2013 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır. )