Yeni Yazısı > Cennetle cehennem! - 05.02.2011

Cennetle cehennem!
05 Şubat 2011

Haber bültenlerini izleyen bir yabancı bu olayların hepsinin birden aynı ülkede yaşandığına inanamaz, başka ülkelerden haberler zanneder! İstanbul Fashion Week 2011 görüntüleri, sanırsınız Milano’dan bildiriliyor. Birbirinden şık kadınlar, uçuk giysiler, podyumda bir göğsü dışarıda salınan mankenler. Atıl Kutoğlu’nun defilesine İstanbul’un bütün elitleri katılmış, bin kişilik bir kalabalık. Dünyanın en güzel mankenlerinden biri defileye çıkmak için İstanbul’a gelmiş, kim bilir kaça çıkıyor o defileye! Gayrımenkulde yatırım yapmak için en iyi yer İstanbul seçilmiş, geçen yıl çok daha gerilerdeymiş. Enflasyonda yüzde 4.9’la 41 yılın rekoru kırılmış.

[[HAFTAYA]]

Maşallah, maşallah, Türkiye büyüyor, kalkınıyor. Modern, batılı Türkiye! Manşetlerden ver gazı, ver gazı... Ve gaz patlıyor! Türkiye’nin başkentinde, hem de ‘Organize Sanayi Sitesi’nde, bak sen şu işe, aynı günde, iki ayrı patlama, sigortasız çalıştırılan işçiler cayır cayır yanarak ve “Yanıyoruz!” diye bağırarak hayatlarını kaybediyor! Oksijen tüpü mü patlamış, boya kazanı mı, yoksa Gökçek’in iddia ettiği gibi burada kaçak akaryakıt üretiliyordu da o mu patladı? Öğreneceğiz. Ama bu haberlerin yan yana gelmesinden gün gibi ortaya çıkan asıl gerçek, Türkiye’nin kaotik büyümesidir. Birileri koşmaya çalışıyor, başarıyor. Öte yanda başıboş bir yan sanayi!.. Kaçak çalıştırılan işçiler... Başka bir üretim yapmak için alınan ruhsatlarla başka bir üretim yapmak... Tehlikeyle yüzyüze, içiçe yaşamak...

Asgari ücretle sürdürülmeye çalışılan hayatlar... Ne yazık ki kalkınan, gelişen Türkiye’nin iki yüzü var: Cennet ve cehennem! Çalan, çırpan, merdiven altı üretimle para vuran, sömürenler ve ayakta kalmak için herşeye razı, sömürülenler. Ve yine tesadüfe bakın ki aynı gün, yine Ankara sokaklarında eylem yapan işçilere bu kez gaz sıkan polis! Niye eylem yapıyor o işçi? Çünkü işini kaybedecek, özgürlük haklarını kaybedecek. Ankara’da çalışırken başka bir yere, başka bir işe, başka bir ücrete, başka bir hayata savrulacak. Protesto hakkını kullanıyor, sokağa iniyor, bağırıyor, gazı yiyor! Üstelik de Mısır’da benzer isteklerle sokağa inen eylemcilerin sırtını sıvazlayan iktidarın polisinden. Türkiye’nin geleceğinde, cennetle cehennem arasında uçurum büyüdükçe, çarpık, hormonlu büyüme sürdükçe huzurlu, mutlu olabilir miyiz? Arka bahçemizde insanlar ağlarken biz evimizde gülebilir miyiz? Münafıklar, hakkımı teslim etmiyorlar, nasıl da başarılıyız diyebilir miyiz?

Ne melek ne şeytan, insandı!

Her konuda ikiye bölünüp kapıştığımıza göre genç bir televizyon şöhretinin tuhaf ve aniden gelen ölümü üzerinde de ikiye bölünmemiz kaçınılmazdı. Bir kısım ahali “kör ölür badem gözlü olur” diye yırtınırken bazı tersten vurmayı sevenler sorguluyor: Gece vakti o evde alkollü olarak işi neydi? Kocası, bebeği varken sabahlara kadar neden içiyordu? Defne birdenbire cennetle cehennemin iki ayrı karakteri oluveriyor: Melek miydi şeytan mı?

Güzelliği, enerjisi, şirinliğiyle herkesi ekran başına çeken melek Defne mi, muhafazakâr Türkiye’nin geleneklerine uymayan yaşam biçimiyle şeytan Defne mi? Kimse, “Ölenin arkasından konuşulmaz” demiyor, kimse cenazede bile sorulduğunda cemaatin usülden “İyi bilirdik!” mesajının anlamını sorgulamıyor. Defne, ne melek ne şeytandı, Defne, kendi doğruları ve yanlışları olan bir insandı, ilk taşı en masum olan atsın! Ölmüş bir genç kadının anısını, yakınlarının acısına ve büyüyecek çocuğuna hürmeten rahat bırakın. ‘Gördünüz mü, alkol ne kadar da kötüymüş’ propagandası için iyi bir malzeme yapmaya da kalkmayın. Tek söyleyeceğim budur!