Cemaat efsaneleşen gücünün esiri oluyor...
06 Ekim 2010

Türk toplumuna yepyeni bir efsane yaratılıyor. Bu efsanenin adı: Gülen cemaati.

1970-2000 arasında yaklaşık 30 yıl süreyle bir ölüm-kalım mücadelesi veren cemaat, şimdilerde inanılmaz bir güç atfedilen, ülkenin her kurumuna hakim, her gelişmenin altından çıkan, müthiş bir organizasyon konumuna girmiş durumda. Neredeyse, bir mafya gibi koordineli çalışan, her yerde bir adamı bulunan örgüt gibi sunuluyor.

Belki kimilerinin hoşuna gidebilir ancak önlem alınmazsa bu gizemli hareket bir süre sonra, iktidarlar tarafından tehlike olarak görülebilir. Eskiden cemaati sürekli şekilde asker izler ve örselerdi. Yok etmeye çalışırdı. Eğer bu gidiş değişmezse, ileride siyaset peşine düşer ve yok etmeye kalkabilir.

Gülen cemaatine yüklenen güç aslında müthiş abartılı. Gerçekleri de yansıtmıyor ancak öylesine bir efsaneleşme rüzgarı esmeye başladı ki, her gelişme cemaate fatura ediliyor.

[[HAFTAYA]]

Her şeyin altından cemaat çıkarılıyor...

Ergenekon-Balyoz davaları...

Türk Silahlı Kuvvetleri’nden sızdırılan belgeler... Operasyonlardaki hatalarla ilgili bilgi ve görüntüler...

Polis teşkilatının neredeyse en önemli noktalarının cemaatin adamları tarafından kontrol edildiği inancı...

AK Parti ile aynı pencereden bakmamaları hatta pek sevişmemelerine rağmen iktidarın cemaatten çekindiği, ne isterse yaptığı söylentileri...

Fethullah Gülen’in işaretiyle, referandum sırasında ülkenin dört bir yanında sürdürdükleri kampanya sayesinde EVET oylarının artmasını sağladıkları hakkındaki iddialar...

Bakanlık ve kilit kurumları kontrol altında tuttukları hakkındaki söylentiler...

Amerika’da oturan Gülen’in Amerikan yönetimi ile yakın işbirliği yaptığı, Washington ve İsrail’den aldığı direktiflerle hareket ettiği inancı...

Cemaat, ilgisi olsun veya olmasın artık her taşın altından çıkar oldu.

Bu efsaneyi, bazı karşı güçlerin pompaladığından da eminim. Örneğin, en son söylenti et fiyatlarının yükselmesinin altında cemaatin olduğu...

Cemaate orantısız bir güç atfediliyor...

Efsane gibi anılmak, bir güç olarak konuşulmak belki bazılarını keyiflendirebilir. Ancak sağlıklı düşünen herkes bu gidişin ne kadar tehlikeli olduğunu da görür. Nitekim, eminim kendileri de durumun farkındalar. Kendilerini anlatmaya çalışıyorlar ancak yetmiyor.

Efsane adındaki bu canavar her geçen gün büyüyor, devleşiyor.

Önü alınamadığı taktirde, dün askeri korkutuyordu, yarın sivil iktidarları korkutmaya başlayacaktır. Yargıyı ele geçirdiği, Anayasa Mahkemesi’ni kontrolü altına aldığı söylentilerinden tutun da, ülkedeki her olumsuzluk veya iktidarların sorumluluğunu bir başkasına atmak isteyecekleri her gelişme cemaatin kucağına atılacaktır.

Hiç abartmıyorum cemaat kendi gücünün esiri konumuna girmektedir. Ona atfedilen güç öylesine pompalanıyor ki, insanların kafasında müthiş bir koordinasyonla çalışan, her yerde gizli adamları bulunan, müthiş zengin ve ülkenin geleceğini kontrolünde tutan bir süper örgüt imajı yaratılıyor.

Bu efsaneye kendileri de katkıda bulunmuyor değiller.

İçlerinde, Gülenci olmayı bir üstünlük olarak görenler var. Bunu da açıkça gösteriyorlar. Oynadıkları oyunun ne kadar tehlikeli olduğunu göremiyorlar.

Gün gelir rüzgar döner, bu defa Gülenci avı başlar...

Ben Gülenci değilim.

Gülen hareketine karşı da değilim. Çok başarılı işler yaptıklarını, 28 Şubat sürecinde dahi çekinmeden yazdığım için, şimdi bu tehlikeye dikkat çekerken hiç art düşüncem de yok.

Bu ülke öyle bir ülkedir ki...

Bu toplum öyle bir toplumdur ki...

Güçlü olanı belirli bir süre için başının üstünde taşır, ağamsın der, gün gelir rüzgar döner ve aynı kişiler dün alkışladıklarını avlamaya başlarlar.

Bundan dolayı hislere kapılmadan, büyüklük komplekslerine girmeden, duruma iyi bir teşhis koymak ve ona göre hareket etmek gerekir.

Ne yapmak gerekir?

Nasıl hareket edilirse, tehlike azaltılabilir?

Bu konuyu da yarın paylaşalım...