Yeni Yazısı > Çeker, suça teşvik ediyor! - 19.02.2011

Çeker, suça teşvik ediyor!
19 Şubat 2011

“Orhan Çeker kaçacak, yumurta kovalayacak!” Bir grup genç kadının tiz perdeden bağırışını dinlerken içimdeki muzur çocuğun ayaklandığını ve benim de bir yumurta atmayı çok istediğimi hissettim! Orhan Çeker isimli kişinin alnının tam ortasına isabet ettirebilmeyi başarabildiğim bir yumurta örneğin, kırılmış ve sarısı yüzünün ortasına yayılıyor! Orhan Çeker’e çok kızmamızın nedeni ettiği sözler değil. Bu ülkede pek çok erkeğin bu görüşleri taşıdığını ve hatta kadınlar hakkında çok daha vahim arzularla yanıp tutuştuğunu bilmeyecek kadar aptal değiliz. Orhan Çeker’in tepemizin tasını attırmasının nedeni, isminin başında taşıdığı Prof.Dr. ünvanı ve bir üniversitenin akademik kadrosunda görevli olup, kafasındaki bu tecavüzcü fikirlerle genç beyinleri dumura uğratması, onları bu biçimde eğitmesi kuşkusu. Üstelik de kendisi bunları din adına, İslam dini adına yapıyor. Aslında olması gereken, onu bir avuç genç kadının yumurtayla kovalaması değil, ilahiyatçıların, din adamlarının, akademisyenlerin kınaması, dışlamasıydı.

[[HAFTAYA]]

Nitekim Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, “Tecavüz sadece kadına değil, insanlığa ve Allah’a karşı işlenen ağır suçlardan ve günahlardan biridir ve dekolte giymek bir gerekçe değildir” dedi. Ancak Görmez, “Hocamız böyle demediğini, sözlerinin yanlış anlaşıldığını belirtti” derken ne yazık ki yanılıyordu. Ben kendisini CNNTürk’ün yayınında dinledim. Orhan Çeker, kendi sesiyle net ve açık bir biçimde söylediklerinin arkasında durdu. Tam tersine Mehmet Görmez’in bu sözleri söylemediğini iddia etti. YÖK’ün bu konuda hiç bir yaptırımı olmayacaksa bu ülkede yaşayan ve tecavüzün bir insanlık suçu olduğuna inanan insanların tepkisi büyük olmalıdır. İnsanlar sapık duygular besleyebilir ama bunları ifade etmek suçtur, hele bu sapkınlığı bilim ve din adamı sıfatı taşıyan birinin söylemesi suça teşvik ve halkı kışkırtma niteliğinde olup, çok daha büyük bir tehlikedir! Hadi kibarca değil, açık açık söyleyelim: Dekolte giyinene saldırın diyor adam, daha ne desin? Üstelik kastettiği dekolte de, kolu gözüken, saçı gözükendir, eminim! Yani hepimiz tehlike altındayız! Nedense savcılar bu tehditleri pek göremiyor...

'Sana yazma demedik mi?’

Yazının başına oturdum. Kulaklarımda şu ses yankılanıyor: “Sana o konuda yazma dedik, niye yazdın?” Dört saattir oturduğum iskemlede, ya da sorgu sırasında ayakta mı durduruyorlar acaba, yanıt vermeye çalışıyorum: “Benim işim bu. Ben yazarım. Yorum yaparım. Öyle telefon açıp da her yazma diyenin dediğini yapacak olsam, 25 yıldır yazarlık yapamazdım ki?” Şimdilik kabus. Ama Soner Yalçın’ın başına geldi. Aynen bunu sormuşlar: “Sana bu konuda haber yapma demişler, niye yaptın?” İşim bu demiştir”, eminim. Biri telefon ediyor ve o konuda haber yapmayın diyor diye bir haber sitesi yöneten kişi haber yapmaktan vaz mı geçecekti? “Halkı kin ve isyana teşvik etmek ve Ergenekon üyesi olmak” suçlamalarının aslı, astarı olmadığını, içinin boş olduğunu herkes biliyor. Hatta “Oh oldu, iyi ki OdaTV basıldı, iyi ki tutuklandılar” diye kına yakan meslekdaşlarımız var ya, Sevilay Yükselir, Mehmet Altan, Ali Bayramoğlu, Hüseyin Gülerce filan. Onlar da biliyor bunun yalan bir gerekçe olduğunu. OdaTv’nin tek suçu, Ergenekon’la ilgili “tetikçi” yayın organlarının yazdığı haberlerin ve iddianamedeki açıkların düzmece olduğunu kanıtlayan haberler yayınlamaktı. Tetikçinin yaptığının tersini yapınca tetikçilik yapmış mı oluyorlar? Soner Yalçın ve 2 arkadaşının tutuklanmasının, ülkedeki basın özgürlüğü açısından yarattığı depremin asıl tehlikesi, artçı sarsıntıların beklenmesi tedirginliği ve otosansürdür. Kaç gündür yakın dostlarım aynı o telefondaki ses gibi uyarıyor “o konuda yazma”! Korumaya çalışıyorlar. Ama oğlum, kendini de, beni de düşünmedi. “Neyi yazmayı düşünüyorsan onu yazmaya devam etmelisin” dedi. “Okurların senden bunu bekliyordur.” Oysa ona patlıcan musakka tarifi yazmayı düşündüğümü anlatıyordum! 12 Eylül döneminden kalmış bir espriydi bu. Yazmanın çok tehlikeli olduğu dönemlerde kem küm etmektense alakasız bir şey yazmak, o kadar alakasız ki, okuyan ne diyor bu yahu, diyecek. Ve bunun bir gölge oyunu olduğunu anlayacak. Daha o duruma gelmedik şükür. Her ne kadar F tipine dokunanın eli yanıyorsa da, Hanefi Avcı gibi sağcı polis müdüründen Mustafa Balbay gibi cumhuriyetçi gazeteciye, Soner Yalçın gibi solcu internet sitecisine, kendini Silivri’de buluyorsa da, hâlâ dışarıda birileri var. O zaman patlıcan musakka yerine gazetecilerin niye tutuklandığının açıklanamadığı ve tutukluluk sürelerinin hukuk devleti standartlarını aştığı bir ortamda basın özgürlüğü olup olmadığını tartışmayı ABD Büyükelçisi’ne bırakmamak gerek. Bu hâlâ bizim görevimiz!