Yeni Yazısı > Büyük laflar yarışıyor... - 12.12.2009

Büyük laflar yarışıyor...
12 Aralık 2009

Okuyucuda da aynı his var, bende de. Kurtlar Vadisi Pusu (Star TV) ile Ezel (Show TV) arasında tuhaf bir etkileşim var. İkisinden de konuşma dilinde yararlanacak laflar çıkarmak istiyor izleyici...

Bu anlamda Kurtlar Vadisi’nin dillere pelesenk olan özlü sözlerinin yerini jenerasyon farkıyla Ezel’in aforizmaları alıyor...

Eskiden her bölümünden birkaç laf cımbızladığımız Kurtlar’da, yeni anlatıcı olarak topa giren Zaza dayı henüz Ramiz dayının performansına erişebilmiş değil. Belli ki bir sıkıntı var, büyük laflar bulma işinde...

Ezel, akıllı davranıp edebiyat klasiklerinden yararlanıyor. Bu hafta yayınlanan “sadakat” anlatımında olduğu gibi. Kurtlar ise hâlâ senarist dağarcığından yiyor...

Şu kadarını söyleyeyim. Karşılaştırma büyüyor. Asılmak lazım mürekkebe; bir fenomenin ölümü diğerinin elinden olmadan önce!

Aşk Doktoru’yla yeniden...

Mehmet Coşkundeniz bizim gazetenin yazı işleri müdürü olmasının dışında, bu ülkede aşk hakkında iyi laflar edebilen iyi bir hatiptir...

Onun ekran serüvenine başından beri tanıklık ettiğim için, ciddi bir boşluğu doldurduğunu düşünürüm hep. Aşk Doktoru Mehmet, bir süre uzak kaldı ekrandan ve şimdi dönüyor...

Pazartesi gününden itibaren tv8 ekranında, haftanın üç günü Ebru Şallı’nın program partneri olacak. Sadece ekrandaki boşluğu değil, hayatın da üç noktalarını dolduracak... Kaçırmayın derim. Hakikaten kaçırmayın!

Viktorya'nın gizemini çözün

Dün esnaf iki kanal izliyor diye yazmıştım. Ve bir dönem özellikle kafe ve restoranların gözdesi olan Fashion TV’nin yerini yeni kanallara bıraktığını da eklemiştim... Sanırım yazım ezberi bozdu. Fashion One TV bu sabah saat 07.00’den başlayarak 48 saat boyunca Victoria’s Secret Show yayınlayacağını duyurdu... Bunun en basit anlamı şu. İki günün tamamında bazı mekanlar ve sanırım benim evde sadece Fashion One izlenecek. Sanırım nedenini sormazsınız. Viktoryanın gizeminden bahsediyorum yahu!

Köşkün yanındaki klinik!

Sanırım Ziyagil köşküne (Aşk-ı Memnu/Kanal D) bir psikologun girmesi şart oldu. Bu hafta Bihter’e i-phone parçalatıp, bitki köklerini söktüren o histeri krizini görünce anladım bunu... Sonra, iki ara bir derede sıkışıp kalan Behlül’ün gözyaşları giriverdi devreye. Hemen ardından da hırsını piyano tuşlarından alan Nihal’in bitmeyen ergenlik kaosu... Adnan’ın iktidarsızlıkla sonuçlanacak içe atmalarının yanı sıra, bütün ev ahalisinin çocuk olduğunu unuttuğu Bülent’in yalnızlığı var bir de... Açık denizde kendini kaybeden Beşir ile menopoz sonrası ateş basmalarını entrika çevirerek serinletmek isteyen Firdevs’i düşünüyorum son olarak... Bir psikolog altından kalkabilir mi hepsinin? Sanmıyorum. Konağın yanına bir de psikiyatri kliniği koymak şart oldu azizim...

Elbette olacak...

Önceki akşam henüz yirmibeşinde bir genç kızla tanıştım. Bir çapkınlık hikayesi filan anlatmayacağım. Bir şaşkınlık ifadesi aktaracağım... Ajda Pekkan ile ilk kez bir araya geldik. Çok sıcak dostlarını ağırladığı bir ortamda; onun evinde... Sahnesini bildiğim, şarkılarını ezber ettiğim, ekrana yapışarak izlediğim, kitaplarda bile artık ismi efsane olarak geçen Süper Star’ın ev haline tanıklık etmek, öteki Ajda’yı tanımak muhteşem bir deneyimdi. Bunlar bilinenin tekrarı sadece... Magazinin es geçtiği “entelektüel” halinin dinleyenin üzerinde yarattığı manyetik alanı da sayarsak, ülke meselelerinden halef belirleme bilinmezine (selefi de halefi yok çünkü) uzanan sözlü yolculuk büyüledi beni. İşte bunu kimse bilmiyor... Ben bu haliyle çok ilgileniyorum Ajda Pekkan’ın. Ve eğer bir gün o bir televizyon programı, bense ikili bir şov yapmayı kafaya koyarsam, hakikaten çok şaşırtıcı bir iş çıkacağına inanıyorum. Belki açık bir davet, belki bir had sapkınlığı ama; olacak biliyorum...

Eski dostu görmek güzel

Önceki gece kaçıveren uykuya ilaç olsun diye kanalları dolaşıyordum. TRT 2’de Pop Saati’ne denk geldim. İnanılmazdı... Yanılmıyorsam 1989’dan bu yana hem ekran hem de radyoda kesintisiz devam eden tek müzik programıyla yüz yüzeydim... Erhan Konuk’un kıvırcık saçları ve çizgisiz yüzü gitmiş, iyice açılmış bir alın ve çizgileri derinleşen bir ifade gelmişti yerine. O an, ihtiyarlıyoruz, eksiliyoruz düşüncesi geçti içimden... Ama ses var ya ses. O hiç yaşlanmıyor. Erhan yine yumuşak ses tonuyla geçmişten bugüne uzanan bir müzik kutusunun sözcülüğünü yapıyordu... İnsan yaşlanır. Ama işler, klasikleşir. Bir ekran klasiğinin ustası olan Erhan Konuk’la bu tekrar karşılaşma haline sevindim. İyi bir uyku geldi ardından. Teşekkürler!