Bugün 'Güneş'in doğuşuna yardımcı olun!
19 Şubat 2011

Bu kasvetli, gri, yağmurlu kış günlerinde ‘Güneş’in doğuşuna yardımcı olmanızı rica etmek için yazıyorum bu yazıyı. İstanbul’un en büyük ilçesi Kadıköy’de ismi ‘Güneş’ olan bir genç kız sığınmaevi var.
Yurtlardan 18 yaşında ayrılmak zorunda kalan, töre ve namus cinayetinden kaçan, kalacak yeri olmadığı için oraya sığınan kızlarımızın tek umudu...
Eğitim hayatlarına devam edebilecekleri, bir meslek kazanmaya çalışırken kurtlar sofrasına düşmeden barınabilecekleri, ayaklarının üstünde durmak için çalışırken başlarının üstünde bir çatı olacak, adresi herkesten gizli bir ‘Güneş’ orası.
Bir avuç insanın çabası ile Avcılar, Taksim ve diğer şehirlerde de yeni ‘Güneş’ler doğacak.
Sizlerin ufak tefek yardımları, bu kızlarımızı sıcak ve güvende tutacak. İşte bu nedenle bu kış gününde insani bir ihtiyaç olan ‘Güneş’in doğuşuna katkıda bulunmanızı rica ediyorum.
Ayrıntılı bilgi için www.genckizsiginmaevi.org adresine başvurabilirsiniz.

Erzurum’un ardından...

Erzurum'da Üniversitelerarası Kış Oyunları düzenlenmesine çok sevindim. Hayır, turizm veya spor değil, oradaki çocuklarımız adına sevindim.
Basından takip ettiğim kadarı ile Erzurumluların müsabakalara ilgisi büyükmüş. Buz hokeyi, kayakla atlama gibi karşılaşmaları çoluk çocuk izlemişler. Çocukluğunuzun kahramanlarını, hayallerini anımsayın. Seyrettiğiniz dizilerdeki karakterleri, buz pateni yarışmacılarını nasıl taklit ederek oyunlar oynadığınızı hatırlayın. Hepimiz bir kez Katerina Witt, Çarli’nin meleği, Süperman olmuşuzdur oynarken...
İşte Erzurumlu çocukların da böyle kahramanları var artık. Hayallerinin ufkunu genişleten yerli ve yabancı ağabeyleri, ablaları değişik bir sürü kış sporu yaparken gördüler! Onların ‘üniversiteli’ olduğunu duydular. İçlerinden bazıları ilerde o pistlerde olmak için çalışacak. Aileleri de onları seyretmeye gelecek.
Erzurum bu organizasyonlara devam etmeli! O pistler canlı kalmalı. İstanbul Formula yarışlarına dönmemeli olay.
Aslında sporu çok seven ve seyreden bir halkız biz. Devlet büyükleri de sporu seviyor.
Bu iki olgunun beraberliği iyi değerlendirilmeli.
Her şehirde, değişik dallardaki spor tesisleri arttırılmalı. Spor yapmak ‘pahalı’ olmamalı.
Her yaz, okul bahçelerindeki basket potalarının altı otopark olarak kullanılmaktan kurtarılmalı... Futboldan başka dallar da desteklenmeli ve seyredilmeli... Yüzme, cimnastik, cirit, yüksek atlama, atletizm dalları yeniden canlandırılmalı... Çim hokeyi, buz hokeyi, buz pateni, karate, judo tüm ülkeye yayılmalı... Hatta kız futbol takımları da kurulabilir! Yurt dışında örnekleri mevcut! Erzurum bir başlangıçtır. Devam etmesini dilerim.

Bazen hayattan kaçmalı

Son dönemlerde iki film konuşuluyor: Biri yabancı ‘Biutiful’, diğeri yerli ‘Aşk Tesadüfleri Sever’. İkisini de seyredenler sinemadan yaşlı gözlerle çıkıyor. İkisini de izlemedim! Bilinçli olarak izlememeyi seçtim.
Sinema sanatını seven izleyici açısından bunun büyük bir kayıp olduğunu kabul ediyorum; fakat sinemaya ağlayacağımı bile bile gidemedim. Ruh halim, bir de sinemada içimi karartmama elvermedi. Son haftanın tüm üzücü gündemi boğazımı düğümlemişken tercihimi ağlatmayan filmlerden yana kullandım!
Özel gösterimi yapılan ‘Şampiyon- Secreteriat’ filmini seyrettim örneğin. Bir de efekt ve çekim şaheseri mağara filmi ‘Sanctum’u... ‘Şampiyon’da 1970’lerin Amerika’sında yarışlara hazırlanan özel bir atın hayatı anlatılıyor. Bir ev kadını (Diane Lane), inatçı ve egzantrik bir eğitmen (John Malkovich) ve güzeller güzeli bir at başrollerde. John Malkovich, elbette bu filmde de müthiş! Ailece seyredebileceğiniz, sinemadan ruh ve yürek hafifliği ile çıkabileceğiniz bir film.
‘Sanctum’ ise, bir gerilim filmi. Oyunculuk vasat. Filmde vasat olmayan ise, çekimler. Teknolojinin tüm nimetleri kullanarak çekilmiş, doğa ile insanın mücadelesini yansıtan bir film.
Daha önce hep dağ veya nehirlerle boğuşma şeklinde çekilen doğa macerası filmlerden farkı, çok da bilinmeyen mağaracılık tutkusunu işlemesi. Filmdeki bir söz bana çok şey ifade etti; baba mağaracı oğluna neden hayatını mağaralara adadığını açıklarken “Burası hayatı anlamlandırabildiğim tek yer” diyor. ‘Mağaralar benim mabedim’ demeye getiriyor!
Bazen hepimiz hayattan kaçmak istiyoruz.
Hayatın anlamsızlaştığı bir noktada kendi mabedimizi yaratıyoruz. Bir kaçışa sığınıyoruz...
Sinemayı da ‘kaçış’ olarak değerlendirebiliriz. Gerçekten kaçıp senaryoyu seyretme yeri sinema...
Bu hafta sinemalardaki film mönüsü oldukça zengin. Herkesin ruh haline göre film var.
Hangisini canınız çekerse seyredip hayattan 2 saatlik bir kaçış yapabilirsiniz.

Sevgiyi karelemek...

Son hafta bir mesaj bombardımanı ile geçti. Neredeyse gelen tüm mesajlarda aynı tema vardı: ‘Sevgililer gününde sevgilinize yüzük, küpe, kolye, çiçek, saat alın!’...
Alın elbette! Al-ver, ekonomi canlansın!
Bu mesajlar arasından www.ilkerkul.com adresinden gelen mesaj dikkatimi çekti! “Sevdiğinize, sevdiklerinize fotoğraf hediye edin” diyor! Dikkatinizi çekerim; ‘sevgilinize’ demiyor; ‘sevdiğinize, sevdiklerinize’ diyor!
Ortak ilgi alanımız olan doğa fotoğrafçılığından tanıdığım İlker’e telefon açıp “Anlat bakalım, sen ne çekiyorsun?” diye sordum.
“Ben artık duygu çekiyorum” dedi. “Modelim kuş da olabilir, insan da... Yeter ki fotoğrafta o anki ‘duygu’yu yakalayayım, o anı ölümsüzleştireyim, tüm çabam bu işte” diye de ekledi.
“Peki, ne alakası var ‘Sevgililer Günü’ ile?” diye sorunca da gülerek “Şimdiki genç nesil gerçekten yaratıcı” deyip geçenlerde tanıdığı delikanlıdan aldığı bir telefonu anlattı:
“Ağabey, ben 14 Şubat için sevdiğime değişik bir sürpriz yapmak istiyorum, ikimizin sevgisini doğallıkla yansıtan birkaç fotoğrafı ona hediye etmek istiyorum. Uzaktan fotoğraflarımızı çeker misin?”... Fotoğrafçı arkadaşım da “Öyle habersiz, paparazzi gibi çekim yapmak etik olmaz. Ben sizin günü geçireceğiniz mekana gelirim, iki tarafın da rızası olursa doğal ortamda yaparız çekimleri” demiş.
Gerçekten de genç sevgililerle bir orman yürüyüşüne katılmış ve ve çekimlerini yapmış.
Hatta o gün, delikanlı genç kıza evlenme teklif etmiş!
3 gün sonra da istemeye gitmiş! Bu güzel günün fotoğrafları da mevcutmuş!
“Tuzlu kahveyi ağzından püskürtmesini bile çektik!” diyor. Sırada nisan ayındaki düğün günü varmış!
Bu fikirden yola çıkarak, sevenlerin birbirine ‘sevgi dolu an fotoğrafları’ hediye etmelerini önerdiği bir ‘Sevgililer Günü Çekimi’ hediyesi oluşturmuş. Değişik hediye arayışında olanlara duyurulur...

Bu yazı 12 Şubat 2011 tarihli Cumartesi Postası'nda yayınlanmıştır