Bu Ortadoğu'ya demokrasi gelmez
22 Ağustos 2013

AK Parti’nin ilk yurt dışı ofisini Brüksel’de açması, Ortadoğu’da hayal kırıklığına uğrayan Türkiye’nin tekrar ‘AB hedefine güçlü şekilde sarılması’ adına beni umutlandırdı.

Yakın zamanda bir ofis de Washington’da faaliyete geçecek. Bu konudaki çalışmaları, hükümetin Avrupa ve ABD ile yakın temasta olan iki ismi Mevlüt Çavuşoğlu ile AB Bakanı Egemen Bağış takip ediyor.

[[HAFTAYA]]

Hükümetin AB üyeliğine ve Batı ile ilişkilere kuvvetli şekilde sahip çıkacağını düşünerek bu adımları çok önemsiyorum. “Ortadoğu’ya sırtımızı dönelim” diyecek değilim; ancak yakın çevremizde olup bitenleri gördükten sonra, doğrusu “İyi ki bir ayağımız Avrupa’da” diyorum. Ortadoğu ülkeleri adeta bir zaman makinesine girmiş gibi.

Fakat bu zaman aralığı İlkçağ ile Ortaçağ arasında sıkışmış durumda. Politik geleneklerden toplumsal hayata kadar muazzam bir geri kalmışlık hali söz konusu. Bir türlü ileri gidemiyor, belli bir eşiği aşamıyorlar. İran ve Irak 10 yıllık yıkıcı savaşla birbirlerini tüketti. Afganistan perişan halde. Şimdi Suriye ve Mısır aynı yola girdi. Hatta Ortadoğu’nun küçük bir kopyası niteliğindeki Lübnan kaosun eşiğinde. İslam coğrafyasında huzur içinde yaşayan tek ülke yok. İç savaşlar, ekonomik ve politik istikrarsızlık kasıp kavuruyor milyonlarca insanı.

Türkiye’nin, güneydeki komşularıyla ilişkileri geliştirme hedefi son derece doğruydu. Belli başarı da elde ettik. Fakat sonraki gelişmeleri yeterince okuyamadık. Ekonomik gelişmemizin getirdiği yüksek özgüven, dış politikamızda gücümüzün ötesinde bir etkinliğe girebileceğimiz gibi bir izlenim yarattı. Hepimiz bu havaya kendimizi kaptırdık.

Ancak Ortadoğu’daki başarısızlık Türkiye’nin genel dış siyasetini de aşağıya sürüklüyor. ABD, Avrupa, Rusya ve Çin ile ilişkilerimiz bundan olumsuz etkileniyor. Suriye krizi, Rusya ve Türkiye’yi neredeyse çatışmanın eşiğine getirecekti.

Şimdi aktörleri farklı olsa da Mısır üzerinde çekişme yaşanıyor. Böyle giderse ekonomimiz ağır kayıplara uğrayacak. Zira Suriye ve Mısır ile ticaret durma noktasında.

Bu iki ülke, önemli bir geçiş noktası niteliği taşıdığı için Körfez ülkeleriyle durum da bundan etkileniyor. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, zamanının büyük bölümünü bu ülkelerle ekonomik işbirliğinin geliştirilmesine ayırmıştı. Bakanlıktaki arkadaşlarıyla birlikte çok da emek verdi. Türkiye dış politikada bugüne kadar ilkeli ve etik duruş ortaya koydu.

Bölgesinde demokrasi, insan hakları ve refahın artmasına odaklandı. Temel kararlar AK Parti’nin ideolojisiyle şekillendi. Yaşananlardan daha fazla zarar görmemek için bu saydığım unsurlara, şimdi ağırlıklı olarak ulusal çıkarlar boyutunun eklenmesi gerekiyor.

Sadece ahlaki üstünlüğe odaklanıp ekonomik ve politik çıkarlarımızı geri plana itersek bölgede orta vadede etkin bir oyun kurucu olamayız.